Pazartesi , 26 Ekim 2026
Son Dakika Haberler
SECDE ETMEK KOLAY DEĞİL

SECDE ETMEK KOLAY DEĞİL

Secde, bir müminin bütün hayatı boyunca vahyin emrinde geçireceği has kulluğun sembolüdür. Kim neye secde ediyorsa onun kuludur. Secde etmek, en zor kararlardan biridir. Edenler Âdem olur, edemeyenler ise iblis olurlar.

Bazı kararlar vardır: Hayatın gidişatını değiştirir. Akı kara, karayı ak kılar. Yürüdüğün yönü, oturduğun yeri değiştirir. Dün onsuz olmaz dediklerine, “Keşke onlar hayatımda olmasaydı.” dedirtir.

Maziye bakıp ne anlatmak istediğimi teyit edebilirsiniz. Hayatında olmasından zarar gördüklerin de vardır, fayda gördüklerin de. Birçok pişmanlığın içinde alınmış bir sürü karar vardır.

Dünya işleri açısından alınan bütün kararların kayıp veya kazançları, ömürle ve onları kullanabilme süresiyle sınırlıdır. Doğduğun şehirde yaşamak yerine başka bir şehre taşınmak önemli bir karardır. Mevcut mesleğini değiştirmek, arabayı, evi ve eşyayı değiştirmek köklü değişiklikler getirir. Evlilik veya ayrılık kararı da sonuçları değiştiren önemli tercihlerdir.

“İnsanın en önemli kararı nedir?” sorusuna verilecek ilk cevap, Allah’a inanmak veya inkâr etmektir. Bu karar sonucunda insanın hayatı algılama biçimi tamamen değişir. Küfrü kendine haram kılanların, hakikatin emrine secde edişleri bütün süreci etkileyecek sonuçlar doğurur.

İman edenlerin imanlarıyla hayatlarına müdahil olan bir güç oluşur. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Alınacak kararlar, yürünecek yollar, söylenecek sözler o gücün müsaadesiyle şekillenecektir.

Oysa inkârcı için sınır yoktur. Dilediğini kendi gücü ve kazanımlarıyla yapabilir. Ölçüsü kendisidir. İster çalar ister oynar. İsteğine bağlı bir ömür yaşar. Secdesizlik azgınlığı getirir. Allah’ın hükümlerini unutmanın sonucu olarak kendi hâlini de düşünemez hâle gelir. Dünyayı oyun ve eğlencenin, vur patlasın çal oynasın anlayışının kıyısına demirler.

Kendilerine uyarı yapan resûller olsa da artık fark etmez. Alay ederler. Sadece azgınlıklarıyla kalmaz, azgınlığı yaymak isterler. Her küfür mensubu, bulunduğu durumu normalleştirmek için anormal içerikler üretir. Hakikate secde etmeyi başaranlara gülerler. Bir sürü alaycı ifadeyle onları küçümserler.

Bilmezler ki secde edemez hâle gelmişlerdir. İsteyerek secde etmeyenin elinden secde etme nimeti alınır. Secde edebilmek, Allah’ın sevdiği kullarına özel bir ikramıdır. Allah’a secdeyi hor görenlerin başına gelen şey, Allah’tan başka şeylere secde ederek yaşamalarıdır.

Secdesizlik, sadece açıktan inkâr edenleri saran bir azap değildir. İnandığını söyleyen nice insanın da en büyük hastalığıdır: “Ben Müslümanım!” dediği hâlde ölüm gelinceye kadar Allah’a secde etmeyenler vardır. Secde etmek büyük bir kararlılığın sonucudur. Namazdaki secdesini sokakta bozanlar, bulunduğu konumu secdeye aykırı kullananlar hep secdesizlik hastalığına tutulmuşlardır.

Secdeyi hayata hâkim kılmak, birçok kabulü yeniden gözden geçirmeyi, bazılarını da terk etmeyi gerektirir. Secdesizlik üzerine kurulan konforlu hayatlardan vazgeçmek kolay değildir.

İman eden için her yere uyarılar konulmuştur. Oturacağı sofraya bakışı, gözüne göre değil, nimeti verene olan şükrüne göredir. Her duyduğunu dinleyemez, kulağın şükrüne layık olanı dinler. Her aklına geleni söyleyemez, aklı verenin öğrettiği ile düşünür.

Oğul olur, baba olur, büyük olur. Sürekli olarak “Ol!” diyenin onayına göre hareket eder. Gününü istediği gibi geçiremez, günün sahibine göre geçirir. Beş vakit yapılan çağrıya, duyduğu en önemli davet olarak icabet eder. Bütün ömrüne böyle devam etmek zorundadır. Alın teriyle kazandığını paylaşırken sevinir. İnfak için harcadığını kazanç bilir.

Umudu büyüktür. Allah ile barışık yaşamak gibi büyük ve eşsiz bir secdesi vardır. Mülkün sahibine saygıda kusur etmeyi büyük bir secdesizlik olarak görür.

Bütün günah kapıları onu çağırsa dönüp bakamaz. Bütün haram kazançlar ona yönelse zerresine talip olamaz. Gücü her türlü azgınlığa yetecek olsa bile Allah’ın rızası dışında bir işe talip olamaz.

İman edenin sınırları vardır. Hududullah, yani Allah’ın sınırları… Ötesini isteyemez. Bu ise kolay bir şey değildir.

İnanmayanın sınırları kendi takdirine kalmıştır. Azgınlıkta, azdırmakta, zevkte, sefada, şerde ve şirkte sınırları olmayanların ahiret bilinci yoktur.

Müminler; attıkları adımın, düşündüklerinin ve söylediklerinin hesabını vereceklerini hiç unutmazlar. Günde defalarca kulluktaki eksiklikleri için istiğfar ederler. Yaptıkları her ibadetin kabulü için secdeye iner, duaya dururlar.

“Rablerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar; Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine ortak koşmayanlar, verdiklerini, Rablerine dönecekleri inancından dolayı kalpleri ürpererek verenler, işte bunlar iyiliklere koşup bu uğurda yarışırlar.” (Mü’minûn, 23/57-61)

21. Yüzyılda İslam’a göre yaşamaya engel birçok olumsuzluk vardır. Bütün bu olumsuzlukların üstesinden gelmek ancak secde etmeye razı bir irade ile mümkündür.

Secdenin en belirgin hâli namazdadır. Kalpteki secdenin fiziki secdede görünen yüzü namazdır. Secde etmek kolay olsaydı herkes ederdi. Oysa secde edebilmek, bir müminin en büyük değeridir. Birinin elinden secdesi gitmişse çocuklar gibi ağlamalıdır.

Secdesiz hayata razı olmamayı öncelikle peygamberlerden öğrendik. İstenecek onca şeyden önce secdeyi isteyen Hz. İbrahim’in duasını kendi duamız edinmeliyiz:

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrahim, 14/40) Âmin.

Müminler, hayatlarında en önemli karar olan secdeye Hz. Âdem gibi talip olanlardır. Secdelerini bozduklarında yeniden secdeye dönenlerdir. Secdeye yanaşmayan, iblise tabi olanlar hep olacaktır. Secdesizliğe razı olanların mazeretleri ise yok hükmündedir.

Secde etmek, her konuda Allah’ın koyduğu sınırlara tabi olmaktır. Allah’ın koyduğu sınırları yıkanların secde etmeleri kolay değildir. Namazın ağırlığı hayatın her sahasına yansımadan, namazın secdesi de anlamsızlaşır.

Suya tuttuğun kabı altından delersen suyun ne kusuru olabilir? Namazın kötülükten ve azgınlıktan alıkoymasını etkisizleştirene namaz ne yapsın?

Secde etmek kolay olsaydı mescitler Ashab-ı Suffe’ye dönüşürdü. Secde edilsin diye yapılan mekânlara secde etmeye gelenlerin başarısı büyüktür.

Namazdan alıkoyan onca şer uyarıcıya rağmen, her birini sağlam bir imana dönüşmüş kalkanıyla etkisiz hâle getirene ne mutlu!

Hz. İbrahim gibi önce kendisi, sonra nesli için secdeyi isteyenlerin, secdesiz yaşamaktan ve secdesiz ölmekten Allah’a sığınanların teslimiyeti ne yücedir!

Namazın en tatlı yeri ve yücelere seslenmenin makamı secde hâlidir. Derdin de devanın da teslimiyeti secde hâlidir.

Her yerde Allah’a davet edilen insanların secde etmekte nasıl zorlandığı görülüyor. Kolay olsaydı herkes secde ederdi. Aslında zor olan yanı fiziki durumu değil; zor olan yanı, iman edip ilahi sınırlara razı olmaktır. Allah’ın emrinden razı olmayanların secde etmesi çok zordur. Zorluk secdenin kendisinden değil, insanın nankörlüğündendir.

Cennetinden vazgeçip cehenneme razı olan milyarlarca secdesiz insan, Allah dışında her şeye secde ettiklerini bir bilseler…

Hayatın en anlamlı duruşu, secde hâlinin kıymetini bilerek, her secde ile Allah’a kulluğunu yenileyerek ve kalbi secde hâlinde Rahman’a ulaşmak duasıyla yaşamaktır.

Yorum yap

Mustafa Kolcu *

Tüm Yazıları →
Mustafa Kolcu

Ayrıca Bakınız

DÜNYA SENİN Mİ?

DÜNYA SENİN Mİ?

“Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve size verdiğimiz şeyleri …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir