Perşembe , 22 Şubat 2024
Son Dakika Haberler

28 ŞUBATÇI ZİHNİYET KAHROLSUN

Azgın azınlığın Müslümanlara dünyayı dar ettiği günlerdi. Edebiyatçıların ifadesiyle “yer demir gök bakır” gibiydi. Birilerinin oluşturduğu hava, karabulutlar gibi ümmetin üzerinde, Anadolu insanının üzerinde dolaşıyordu. Her akşamın sabahında acaba yarın neye uyanacağız, acaba bu akşam televizyonlar neden bahsedecek diye tedirginliklerin yaşandığı günlerdi. Birileri duyar diye insanların yürekten selam veremedikleri günlerdi. Acaba bir gece yarısı evimizden mi alırlar, iş yerimizden mi alırlar şeklinde kaygıların yaşandığı günlerdi. Sadece insanlar değil, alışveriş yapılan yerler bile mimleniyordu. Üst düzey bir general diye başlayan haberler, İslami değerlere ve Müslümanlara hakaretler yağdırıyordu.

Devleti yöneten bürokratlar apoletliler tarafından hizaya çekiliyordu. Bürokratlar bakanlara ve hükümete neredeyse meydan okuyordu. Dişçi Albay Türkiye’nin en kibar başbakanına küfredebiliyor, bir başkası bayan bakana seni Kızılay’da kazığa oturturum diyebiliyordu. Asker kendisine verilen şerefli medya (!) gazıyla ilahlığa soyunmuş, polisin elindeki tüm ağır silahları almıştı. Askerin dışındaki tüm birimler tedirgin bir vaziyetteyken özgür düşünce üretmesi gereken üniversite rektörleri emre amade bir şekilde hazır olda bekliyorlar, hızlarını alamayınca ordu göreve afişleri açabiliyorlardı.

Paralel dinin mucidi Muaviye’nin ve Yezid’in torunları devlet dini oluşturuyor, kendilerine deistliği din olarak seçiyorlardı. İşte bunlar paralel din uydurmuşlar, uydurdukları dinle de Müslümanlara ve İslami değerlere küfretmeye devam ediyorlardı. Yayın politikalarını apoletlilerden alan medya mensupları gazete ve televizyon yayınlarını onların istediği şekilde düzenliyorlardı. Aymaz siyasetçiler onların tehditleriyle siyasi hayatımıza mal olsa da imam hatiplerin kökünü kazıyacağız diyebiliyor, her türlü emri onlardan alıyorlardı. Müslümanlara saldırmada kuduz köpeklere taş çıkartırcasına hakaretler yağdıran kadın milletvekilleri haki renkli apoletli kıyafetlerle meclis koridorlarında cirit atıyorlardı. Karakol komutanları bile siyasete şekil veriyor, belediye başkanlarını hizaya sokuyorlardı. Olur olmadık her yere heykel dikmeyi marifet olarak görüyor, Müslüman bir başbakanın sofrasında rakı içmeyi çağdaşlık olarak sunuyorlardı. Hükümetin ortağı partili bakanları başbakanın aleyhine kurup televizyonlarda konuşturuyorlardı. 28 Şubat’ın iki numaralı adamı bir numaradan da hızlıydı. Her yerde o vardı. Onun demeçleri, onun mesajları sürekli olarak adeta bir karabasan gibi topluma pompalanıyordu. Bin yıl sürecek diye de meydan okuyorlardı.

Anadolu’yu işgal edenlere duymadıkları kini, öfkeyi ve nefreti İmam Hatip okullarına duymuşlar, adeta intikam duygularıyla hareket ediyorlardı. İmam hatip Mezunlarını polis olma haklarını elerinden aldılar, devlet dairelerine geçmiş olan İmam Hatiplileri Diyanet İşleri Başkanlığı’na iade ettiler. Ezher Üniversitesi mezunlarının denkliklerini iptal ettirip öğretmenlik haklarını ellerlinden aldılar. Dün okulunda öğretmen olarak görev yapan insanlar düz memurluğa atandılar. O insanların nafakalarıyla yaptırdığı okulları ellerinden aldılar. İmam Hatip Lisesi talebelerinin babalarının ödediği vergilerle alınan panzerleri onların çocuklarının üzerine sürdüler. Bu talimatı veren havalı bir emniyet müdürü vardı. Acaba ahiret günü Rabbimizin huzuruna vardığında “ben geldim, nerede bu İmam Hatipliler, burada da onların kökünü kazıyacağım” mı diyecekler.

Ey bu toprağın azgın azınlığı!

Bu toprağın Müslümanları size ne yaptı? Neyinizi elinizden aldı? Bunlar var diye neyi yapamadınız? Neden geri kaldınız?

Şimdi gelinen Türkiye’yi nasıl buluyorsunuz? Yunan’a duymadığınız nefreti kendilerine duyduğunuz İmam Hatiplilerin yönettiği Türkiye’de yaşamak nasıl bir şeydir? Sizin Müslümanları duyduğunuz kin, öfke ve nefretin binde birinin Müslümanlar tarafından size karşı duyulmadığını da görüyorsunuz. Acaba neler hissediyorsunuz? Yoksa Ebu Sufyan’nın Mekke’nin fethi günü söylediği gibi bir gün gücü elime geçirirsem size gününüzü gösteririm mi diyorsunuz? Allah size fırsat vermesin.

Peki, ne oldu?

Kurban olduğum Allah’ım hepsinin kökünü kazıdı, kuruttu, yer yuf etti. Adları, sanları unutulur oldu.

“Bizden hüznü gideren Allah’a hamdolsun.”

Ömer Naci YILMAZ

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Avatar

Ayrıca Bakınız

ACIN SEVGİN KADARDIR

Ömer Naci Yılmaz  İnsanlık şahit oldu, tarih kaydetti, biz okuduk. Hollywood filmeliriyle her ne kadar …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir