Pazar , 3 Mart 2024
Son Dakika Haberler

ÇİLİNGİR -1-

Derin Türk devleti bölgemizdeki olup bitenlerin farkında. Adımlarını da ona göre atmakta. Her şeyi zamana yayarak, saldırgan, reddedici bir politika ile değil uzlaşmacı ve tünelin ucundaki ışığı görerek ilerlemeye çalışmakta. Adeta bir çilingir gibi kör noktalarımızı aça aça ilerlemekte.

Gelin olayları NATO’ya girişimizden itibaren alalım ve mücadelemizin ana hatlarını bilelim.

Türkiye, NATO’ya girdiğinden beri askeri operasyonlardan kurtulamadı. 1950 seçimlerinde Adnan Menderes’li Demokrat Parti’nin İktidara gelmesi ve sonrasında Menderes’in ülkenin yönünü Rusya’ya çevirmesi Emperyalist ABD’nin hoşuna gitmemişti.

Hemen işe koyuldular. İlk başta da Menderes’i götürdüler. Darbe ile Menderes ve Hükümetini indirdiler. Artık o tarihten itibaren ülkeyi ABD’nin çekiç gücü ile yönetilen NATO istila etmişti.

TSK’nın içi boşaltılarak NATO yanlısı askerler dolduruldu ve ülkede bir anlamda NATO merkezli darbeler dönemi başladı. Türkiye her zaman milli ve yerli politikalara dönse NATO darbeleri kara bulut gibi çökecekti Türkiye’nin başına.

60’lı 70’li yıllar böyle geçti. Darbelerle muhtıralarla Türkiye’yi kendi çizgilerine getirdiler. Tabi ülkenin başındakiler de bunlara ses çıkarmayınca daha doğrusu çıkaramayınca önlerinde hiçbir engel de kalmıyordu.

1980’li yıllardan itibaren hem siyasi hem de ekonomik türbülans ülkenin etrafını sarmıştı. 80 darbesi ülkenin başını zaten döndürmüştü. 80 darbesinden sonra ülke borçlu hale geliyordu.

Olanlar bununla da bitmiyordu. Ne garip ki terör örgütü ASALA yok ediliyor ardından PKK çıkıyordu. Türkiye’ye kendilerinden rol biçenler hem siyasi hem ekonomik çizgilerinden çıkarmaya niyetleri yoktu.

Çünkü ANKARA çok önemliydi. Ankara’nın yakın olacağı taraf oyunu her zaman kazanırdı. Bunu çok iyi biliyorlardı.

Sevr ile Osmanlı coğrafyasını param parça edenler sistemi o zamandan kurmuşlardı. Türkiye hiçbir zaman kontrolden çıkmamalıydı.

1990’lı yıllar Türkiye açısından daha da karanlık geçecekti. 1991’de Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Türki Cumhuriyetler bağımsızlık elde etmişti. Özal’ın başında bulunduğu Türkiye, Türki Cumhuriyetlerle temasa geçmeye başlamıştı. Aynı zamanda da yeni oluşumdan çıkan Rus bloğuna meğillenmesi Menderes’te olduğu gibi ABD’yi rahatsız ediyordu.

Bu, Türkiye için sıkıntılı zamanların geldiğine işaretiydi. Öyle de oldu. “1993 Karanlık Yıl” diye tabir edilen ve Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Uğur Mumcu ve ülkenin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın öldürüldüğü seri cinayetler serisi ile Türkiye’ye yine ayar verilmişti.

Türkiye’nin Avrasya’ya açılması, Doğusu ile buluşması, hele ki Rusya’ya yanaşması kesinlikle istenmiyordu. Verilen mesaj da buydu.

21. yüzyıla doğru sadece Türkiye’nin değil dünyanın da en büyük garabetlerinden biri yaşanıyordu. 28 Şubat süreci ile milletin dini değerleri de törpüleniyordu. Yapılmayan bir tek bu kalmıştı. Bunu da yapmışlardı.

Erbakan kesinlikle ama kesinlikle ABD’yi istemiyordu. Türkiye’nin ABD çizgisinden çıkması gerekiyordu. ABD’ye kafa tutmanın tam zamanıydı ona göre. Ama o da aynı akıbete uğruyordu.

Ama öğrencileri Abdullah Gül Bey ve Recep Tayyip Erdoğan öyle düşünmüyordu. En azından o gün için. Türkiye’nin gücü belliydi. Astım kestimle ilerlemek kesinlikle olmazdı. Her şeyi zamana yayarak ilerlemek en doğrusuydu.

Yeni bir oluşumla meydanlara çıkmak gerekiyordu. Erbakan Hoca startı verdi onlara. Yollarını ayırdı. Gül ve Erdoğan da Ak Parti’yi kurdu. İşte mücadele şimdi başlıyordu. 21.yüzyıl bambaşka olacaktı. Öyle de odlu…

DEVAM EDECEK…

SELAM VE DUA İLE…

İBRAHİM YAVUZ

İbrahim Yavuz *

Tüm Yazıları →
İbrahim Yavuz

Ayrıca Bakınız

KAYBOLAN GENÇLİK İDEALİZMİ -2-

3) BU MİLLETİN HAFIZASINI YOK ETTİLER  Bu milletin binlerce yıllık tarihi var. Bu tarih içerisinde 15 …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir