Cumartesi , 25 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

1299 RUHU -4-

Emmanuel Karasso ile birlikte dört darbeci, Sultan Abdülhamid’e Hal Fetvasını okumuşlardı. Onlar kendilerince doğru bir iş yaptığını zannediyorlardı. Abdülhamid’e her türlü iftirayı atmışlar, onu Kızıl Sultan olarak yaftalamışlardı. Nedeni ise kendilerince onun kan döktüğüydü. Ama bu suç asılsız bir iftiraydı.

Kısaca açalım… O kendisine ve devlete karşı yapılan suçları dahi idamla sonuçlandırmamıştı. Bu nasıl iftiraydı böyle? Kaldı ki o, devlete bu baş kaldıranları kolayca alt edebilirdi. Hareket Ordusu Selanik’ten gelene kadar onlardan daha güçlü bir ordu hazırlar, darma duman ederdi. Ama o bunun derdinde değildi. Onun derdi, kardeşlerinin kanı dökülmesindi, bu millet kendi kendini kırmasındı… Bu başka bir şeyle açıklanamazdı.

O Hareket Ordusu ki Yıldız Sarayı’na geldiğinde Sarayın altını üstüne getirmişti. Tam bir yağmalama hareketiydi bu. Sonuçta da Abdülhamid Han Fetvayı kabul etmek zorunda kaldı. Ama bunu yaparken söyleyeceği tek bir cümle vardı. O cümle bugün de hala çivi gibi akıllara çakılmakta:

“Benden sonra bu devleti on sene yönetsinler, yüz sene yönetmiş sayacağım.”

Ne yazık ki haklı çıkacaktı. 1908 senedinden sonra on sene dahi dayanmayacaktı devlet. Mondros ile birlikte 600 senelik Devlet-i Aliye tarihin hüzün sayfalarında yerini alacaktı…

İşin garip ve en acı tarafı da neydi biliyor musunuz? İttihatçılar, yana yakıla Abdülhamid’i anmaya başlamışlardı. Onun 33 senelik yönetiminin daha iyi olduğunu, müthiş bir devlet yönetme dehasına sahip olduğunu iş işten geçtikten sonra anlamışlardı.

Mustafa Kemal dahi onun yönetiminin en ılımlı ve en iyi yönetim olduğunu söyleyecekti. Ama tüm bunlar onu geri getirmeyecekti…

1922’de devlet tamamen bitmişti. Dünyada 623 sene boyunca adaletiyle, ihtişamıyla, gücüyle etki etmiş devlet tarihin arka odalarına gönderiliyordu…

Şimdi iş başka yöne akmaya başlamıştı. Önceden hükmettiğimiz toprakları zaten kaybetmiştik. En azından Anadolu bizim olmalıydı. Kars-Edirne arasına sıkıştırılmalıydık Emperyalistlerin tabiriyle… Ama Misak-ı Milli umdemiz vardı. En azından oraları vatan topraklarımıza katmalıydık. Onu bile çok görmüşlerdi bize. Suriye’nin Kuzeyi, Irak’ın Kuzeyi (Musul) elimizden akıp gitti. Hem de nasıl biliyor musunuz? Kıytırık bir Yunan ve asırlarca bir valiyle yönettiğimiz Ermeniler yüzünden…

Bizi içeride Yunan ile oyaladılar, Ermeniler ile oyaladılar. Bizler bunlarla mücadele ederken İngilizler Musul’un haritasını çiziyorlar, kendi vatan toprakları olarak ilan ediyorlardı. Fransızlar Suriyeyi tahkim ediyorlardı. Sonuçta biz de bir avuç Anadolu toprağı içerisine sıkışıp kalmıştık.

Ama bu böyle devam edemezdi. 80-90 sene boyunca Emperyalist düzenin bizim için yazdığı reçeteye uyduk, ne dedilerse yaptık. Ama uyuyan devin uyanması, yerin altına çekilen hücrelerimizin tekrardan yer yüzüne çıkması gerekiyordu.

Fazla uzatmadan söyleyeyim. Bugün Suriye’de olmamızın nedeni budur işte. Koskaca bir imparatorluğun varisi olan bizlere de bu yakışır. Bugün çıkıp da ne işimiz var Suriye’de diyenler bunu bir daha düşünsünler. Bizim sınırlarımız Türkiye’den ibaret değildir…

Biz Viyana kapılarına kadar dayanmışız, biz Afrika içlerine kadar gitmişiz, biz Avrupa’ya İspanya’ya gitmişiz orada Endülüs devletini kurmuşuz, biz Balkanlarda boy göstermişiz, biz Asya’da cirit oynamışız. Şimdi biraz durun düşünün ve bugünkü sınırların bize hakaret olduğu kanısına varın… 1299 ruhunu tekrar hayal edin…

SON…

Selam ve dua ile…

İBRAHİM YAVUZ

İbrahim Yavuz *

Tüm Yazıları →
İbrahim Yavuz

Ayrıca Bakınız

KAYBOLAN GENÇLİK İDEALİZMİ -2-

3) BU MİLLETİN HAFIZASINI YOK ETTİLER  Bu milletin binlerce yıllık tarihi var. Bu tarih içerisinde 15 …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir