Çarşamba , 3 Haziran 2026
Son Dakika Haberler
GÖKYÜZÜNE BAK

GÖKYÜZÜNE BAK

“Yorulunca, kırılınca ya da anlaşılmayınca gökyüzüne bakıp ‘Sen biliyorsun’ demek kadar büyük bir hafiflik yok. Rabb’inin şahitliği her şeye yeter bedel!..”

İnsan bazen kelimelerle anlatamadığı yükler taşır. İçinde biriken kırgınlıkları, sessizce yüreğine gömer. Kimi zaman yaptığı iyilikler görülmez, verdiği emekler fark edilmez, taşıdığı sorumluluklar anlaşılmaz. En çok da samimiyetinin sorgulandığı zamanlarda yorulur insan. Çünkü yanlış anlaşılmak, bazen yapılan bütün fedakârlıklardan daha ağır gelir. İşte böyle zamanlarda insanın ihtiyacı olan şey, kendisini anlayacak yeni insanlar değil; kendisini zaten bilen Rabb’ini yeniden hatırlamaktır. Çünkü kulun en büyük tesellisi, her hâlini bilen bir Rabb’inin olmasıdır. Yorulunca, kırılınca ya da anlaşılmayınca gökyüzüne bakıp “Sen biliyorsun.” demek kadar büyük bir hafiflik yoktur. Rabb’inin şahitliği her şeye yeter bedeldir.

Gökyüzü, insanın başını kaldırmasını öğreten en büyük mekteplerden biridir. Yeryüzünün karmaşası içinde bunalan insan, gözlerini semaya çevirdiğinde başka bir âlemin kapısı aralanır. Sonsuzluk hissi kalbe dokunur. İnsan, kendi sıkıntılarının büyüklüğünü değil; Allah’ın kudretinin büyüklüğünü düşünmeye başlar. Bulutların sessiz yürüyüşü, yıldızların ahengi, güneşin her gün yeniden doğuşu kula şunu fısıldar: Bu kâinatı böylesine kusursuz yöneten Allah, senin hâlinden habersiz olabilir mi? Bir yaprağın düşüşünü bilen, bir karıncanın rızkını veren, denizlerin dibindeki canlıları gözeten Allah, kulunun kalbindeki fırtınaları elbette bilmektedir.

Sevgili Peygamberimiz’in hayatına baktığımızda bunun en güzel örneklerini görürüz. Mekke’nin putperest düzeni, adaletsizlikleri ve insanlığını kaybetmiş yapısı onu derinden rahatsız ediyordu. Henüz vahiy gelmeden önce bile hakikati arayan yüreği, kalabalıkların içinde huzur bulamıyordu. Bunun için sık sık Hira Mağarası’na çekiliyor, yalnızlığı seçiyor, tefekkür ediyor ve Rabb’ine yöneliyordu. Hira, sadece bir mağara değil; bunalan bir gönlün gökyüzüne açılan penceresiydi. İnsanlardan uzaklaşıp Rabb’ine yaklaşmanın mekânıydı. Bazen insanın da kendi Hira’sına ihtiyacı vardır. Kalabalıklardan uzaklaşıp sessizliğe çekilmeye, gönlünü dinlemeye ve gökyüzüne bakarak Rabb’iyle yeniden konuşmaya ihtiyacı vardır.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, Peygamber Efendimiz’in göğe yönelen bakışlarını bize haber verir. Bakara Sûres’nin 144. ayetinde şöyle buyurulur: “Biz senin yüzünü göğe doğru çevirmekte olduğunu görüyoruz.” Bu ayetin iniş sebebi kıblenin değiştirilmesiyle ilgili olsa da, aynı zamanda bir hakikati de hatırlatır. Allah, kulunun göğe çevirdiği bakışı görmektedir. Gözlerin semaya yönelişi, aslında kalbin Allah’a yönelişidir. İnsan bazen kelimeler bulamaz; fakat gökyüzüne kaldırdığı bakışları bir dua olur. İçinden geçenleri anlatamasa da Rabb’i onu anlar. Çünkü Allah, sadece sözleri değil, sözlerin arkasındaki niyetleri ve sessizlikleri de bilir.

Hayatın en ağır yüklerinden biri anlaşılmamaktır. İnsan bazen kendisini ifade etmek için çırpınır; niyetini anlatamaz, derdini duyuramaz. Söyledikleri eksik anlaşılır, sustukları ise yanlış yorumlanır. Oysa Rabb’imiz kalplerin içindekini bilir. Dillerin söyleyemediklerini de bilir, gözlerin sakladığı yaşları da bilir. İşte bu yüzden mümin için en büyük güven kaynağı insanların değerlendirmesi değil, Allah’ın bilgisi ve şahitliğidir. İnsanların hükmü değişebilir; fakat Allah’ın bilgisi şaşmaz. Bugün seni yanlış anlayanlar olabilir. Hakkında eksik bilgiyle hüküm verenler olabilir. Fakat Allah’ın katında hakikat kaybolmaz.

Nice peygamberler vardır ki yaşadıkları toplum tarafından anlaşılmamışlardır. Nice salih insanlar vardır ki ömürlerinin büyük bölümünü yalnızlık içinde geçirmişlerdir. Hz. Nuh Peygamber yıllarca davet ettiği hâlde alay konusu olmuştu. Hz. İbrahim Peygamber ateşe atılmıştı. Hz. Musa Peygamber kendi kavminden bile sıkıntılar görmüştü. Peygamber Efendimiz ise Taif’te taşlanmıştı. Ancak onları ayakta tutan şey, Allah’ın kendilerini gördüğüne olan inançlarıydı. Çünkü hak yolunda yürüyen insanın ilk sermayesi alkış değil, ihlastır. İhlas ise insanlardan değil, Allah’tan karşılık beklemeyi öğretir. Böyle bir bilinç oluştuğunda insan, insanların takdiriyle şımarmadığı gibi eleştirileriyle de yıkılmaz.

Gökyüzüne bakmak aynı zamanda teslimiyetin de adıdır. Her şeyin kontrolünü elinde tutmaya çalışan insan yorulur. Her sorunu çözmeye, her kalbi kazanmaya, her yanlış anlaşılmayı düzeltmeye çalışmak insanın gücünü tüketir. Oysa kul olduğunu hatırlayan kişi, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Rabb’ine bırakır. Gökyüzüne baktığında aslında “Ben elimden geleni yaptım, gerisini Sana havale ediyorum.” demektedir. İşte bu teslimiyet, kalpteki birçok fırtınayı dindiren ilahi bir sığınaktır. Tevekkül, tedbiri bırakmak değil; tedbirden sonra kalbi Allah’a emanet etmektir.

Bazı yaralar vardır ki ilaçla değil, dua ile iyileşir. Bazı acılar vardır ki anlatıldıkça değil, Allah’a arz edildikçe hafifler. İnsanların anlamadığı yerde Rabb’ine yönelen kul, yalnız olmadığını hisseder. Secde bunun için vardır. Dua bunun için vardır. Gecenin sessizliği bunun için vardır. İnsan bazen bir dostuna anlatamadığı şeyi Rabb’ine birkaç cümleyle anlatır ve kalbindeki yükün yarısının kalktığını hisseder. Çünkü Allah’a açılan hiçbir kapı cevapsız değildir. Cevap bazen hemen gelir, bazen sabırla gelir; ama mutlaka gelir. Rabb’inin duyan, bilen ve gören olduğuna inanan insan asla sahipsiz değildir.

Hayatın içinde karşılaştığımız haksızlıklar da bizi gökyüzüne bakmaya çağırır. Bazen hakkımız yenir, bazen emeğimiz görmezden gelinir, bazen de suçsuz olduğumuz hâlde suçlanırız. Böyle zamanlarda öfkeye teslim olmak kolaydır. Fakat mümin bilir ki adalet yalnızca insanların mahkemelerinde aranmaz. Her şeyin kaydedildiği, hiçbir iyiliğin ve kötülüğün unutulmadığı ilahi bir adalet vardır. Bu inanç, insanın intikam duygusunu değil; sabrını büyütür. Çünkü bilir ki Allah’ın terazisi şaşmaz. Dünyada görülmeyen birçok hakikat, ahirette bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır.

Gökyüzüne bakmak umut etmektir. En karanlık gecenin sabahı vardır. En yoğun bulutların ardından güneş görünür. Kışın ardından bahar gelir. Rabb’imiz kâinata yerleştirdiği bu değişmez düzenle kullarına umut dersi verir. Bugün içinde bulunduğun sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun, yarın Allah’ın sana açacağı kapıları bilmiyorsun. Belki bugün kayıp gibi görünen bir olay, yarın büyük bir kazancın başlangıcı olacaktır. İnşirah Sûresi’nde iki kez tekrarlanan “Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” müjdesi, gökyüzüne bakan her müminin yüreğinde yeniden yankılanır. Müminin umudu şartlara değil, Rabb’ine bağlıdır.

İnsan bazen kendi kusurlarının ağırlığı altında da ezilir. Yaptığı hataları düşünür, eksiklerini hatırlar ve umutsuzluğa kapılır. Oysa gökyüzüne bakan kişi, rahmetin genişliğini de hatırlar. Allah’ın affı kullarının günahlarından daha büyüktür. Samimi bir tevbe, karanlık bir geçmişi aydınlık bir geleceğe dönüştürebilir. Bu yüzden mümin düşebilir ama umudunu kaybetmez. Hata yapabilir ama Rabb’inin kapısından uzaklaşmaz. Çünkü bilir ki rahmet kapısı son nefese kadar açıktır. Gökyüzünün enginliği nasıl gözle ölçülemiyorsa, Allah’ın rahmeti de insan aklıyla sınırlandırılamaz.

Bu yüzden ne zaman yorulursan gökyüzüne bak. Ne zaman kırılırsan gökyüzüne bak. Ne zaman anlaşılmadığını hissedersen yine gökyüzüne bak. Hira’nın sessizliğini hatırla. Peygamberimizin göğe yönelen bakışlarını hatırla. Kalabalıkların arasında yalnız kaldığında, dostların seni anlamadığında, emeklerin karşılık bulmadığında gökyüzüne bak ve sadece şunu söyle: “Sen biliyorsun Allah’ım.” İşte o an yükünün hafiflediğini hissedeceksin. Çünkü herkes bilmese de Rabb’in biliyor. Herkes görmese de Rabb’in görüyor. Herkes duymasa da Rabb’in duyuyor. İnsanların şahitliği eksik olabilir, dünyanın adaleti gecikebilir; fakat Allah’ın bilgisi de adaleti de rahmeti de kusursuzdur. Rabb’inin şahitliği, gerçekten her şeye yeter bedeldir.

Yorum yap

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GAZZE TERBİYESİ

GAZZE TERBİYESİ

Ömer Naci Yılmaz Bu bir dertleşme yazısıdır. Sonunda da bir itiraf yer alacaktır. Peygamberimizin Mekke’de …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir