Pazartesi , 26 Şubat 2024
Son Dakika Haberler
gray concrete building under blue sky during daytime

Kayıp Yıllarımız ve Gazze

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları dünyanın her türlü dengesini alt üst etmişti. Çağımızda dünya küçük bir köy konumuna geldiğinden dünyanın neresinde bir olay olsa öyle veya böyle, bir şekilde her ülke oluşan etkiden nasibini almıştır. İkinci Dünya Savaşı’na girmeyen ülkemiz, bizzat savaşan ülkeler gibi savaşın getirdiği tüm olumsuzluklardan yeterince etkilenmiş, ekonomik manada büyük sıkıntılar çekmiştir.Savaş sonrasında galip ve mağlup ülkeler, savaşın getirdiği ağır mali külfetlerle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ekonomik ve sosyal anlamda ülkemiz de bu yıkımdan payına düşeni aldı. Ekonomik sıkıntıların yanında sosyal hayata ve dini yaşantıya müdahaleler halkı oldukça bunaltmış, milletimiz kendisine biçilen; ancak hiçbir zaman içine sindiremediği deli gömleğine katlanmak zorunda kalmıştır. 

Her iki dünya savaşına girip kazanan ve kaybeden ülkeler, savaş sonrasında bir kalkınma hamlesi başlattı. Bugün dünyanın önemli teknolojik markalarına sahip ülkeler, her iki dünya savaşının en fazla perişan ettiği ülkelerdi. Özellikle Almanya ve Japonya taş üzerinde taş bırakılmayacak şekilde yıkıma uğramıştı. Bugün dünya markası otomobillerin üreticisi konumundalar. Galipler ve mağluplar devrim yapacağız diye halklarının kılık kıyafetiyle uğraşmadılar. Devrim yapacağız diye halklarının inançlarını baskı altına almadılar. Devrim yapacağız diye ülkelerini işgal edenlerin yasalarını almadılar. Devrim yapacağız diye ülkelerinin geçmişine küfretmeyi adamlık saymadılar. Bunları uzatmak mümkündür.  

Nuri Demirağ, uçak satın almak için başlatılan bir bağış kampanyasına katılması istendiğinde “Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim.” sözleriyle karşılık vermişti. Nuri Demirağ’a yeter ki yap arkandayız denseydi işte bu devrim olurdu. 

Şakir Zümre ismini hatırlar mısınız? Cumhuriyet döneminin ilk sanayicisi, İstiklal Savaşı’nın ilk Türk özel “uçak bombası” fabrikasının kurucusu, hukukçu. İlk Türk uçak bombası sanayisinin kurucusu. Kurduğu fabrikada üretilen bombalar dünyadaki örneklerinden daha fazla tahrip gücüne sahip olduğu için Şakir Zümre, Yunanistan’ın 1937 yılında açtığı ihaleyi kazandı. İhaleyle Yunanistan’a 1.5 milyon liralık ihracat gerçekleştirildi. Fabrika aynı zamanda Bulgaristan, Polonya, Mısır, Ürdün, Suriye ve çeşitli ülkelere de silah ihracatı yaptı. ABD bize veriyor, senin yapmana gerek yok denilmeseydi devrim olurdu. Silah ve bomba fabrikasının soba fabrikasına dönüştürülmesi devrim değildir. Bu örnekleri de uzatmak mümkündür.  

Çocukluğumuzda, ekranların siyah beyaz olduğu ve sadece TRT’nin olduğu günlerde İran’ın milli günlerindeki törenlerle ilgili haberler dikkatimi çekiyordu. Törenlerde geçit yapan araçlar ve silahlar İran’ın kendi ürettiği ürünlerdi. Bizim milli bayramlarda geçit yapan araçlara ve askerlerimizin elindeki silahlara baktığımızda hepsi yabancıydı. Sadece askerlerimiz bizden, muhtemelen giydikleri elbiseler de bizdendi. Ama biz başkalarının araçlarıyla milletimize gövde gösterisi yapıyorduk. Kendi ürettiklerimizle bu geçitleri yapabilseydik işte bu devrim olurdu. Bizde devrim diye, inkılap diye yapılanların hangisi batıda yapıldı. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını hemen öne çıkartıyorlar. Dünyada ilk defa bu hakkı biz verdik diyorlar. Bu hak sadece CHP’ye oy verme hakkıydı. Seçilmeye gelince, o da başka bir garabet. Kendileri gibi düşünenlere, kendilerinin dayattığı kıyafeti giyen bayanlara verilen bir seçilme hakkıydı. Başörtülü hanımlar seçilme hakkını elde etmek için 2011 yılını beklemek zorunda kaldı. Başörtülü hanımlara seçilme hakkını 1930’larda verseydiniz bu devrim olurdu.  

Yıllar yılı aziz milletimizi, laiklik sopasıyla az mı yersin çok mu yersin misali dövüp durdunuz. Cumhuriyet mitingleri adı altında değerlerimize savaş açtınız. Milletimizi Cumhuriyetle de dövdünüz. Cumhuriyetin 100. yılında devlet eliyle içkili balolar düzenlenmedi diye hayıflandınız, hükümete öfke kustunuz. Utanmadan sıkılmadan bu rezilliğin olmadığı kutlamaları şehitlere, gazilere ve kahramanlara saygısızlık olarak adlandırdınız. Cumhuriyetin 100. yılında bile kutlamalarınızda Osmanlıya sövmekten geri durmadınız. Okul yıllarımızda milli bayramları meydanda toplanırdık, şimdi Osmanlıya ve padişahlarımıza hakaret edecekler diye tören alanını terk eder sigara içmeye kaçardık. Zihniyetiniz dün olduğu gibi bugün de aynı. Siz sövdükçe bizim değerlerimize olan sadakatimiz daha da perçinleniyor. Necip Fazıl üstadımızın dediği gibi: “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın, Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.” Hakikaten iyi ki varsınız. Siz olmasanız biz Reis’imizin kıymetini nasıl anlardık. 

Laikliğin İslam’ın yerine bir din gibi dayatıldığı yıllar, adeta kafayı kuma gömmek gibi dünyada olup bitenlerden bihaber geçen yıllar, Türkiye’mizin kayıp yıllarıdır. Son yirmi yılda bu ülkede yapılanlar, bunları geçmişti başkaları yapmış da biz neden yapmamışız sorusunu ister istemez aklımıza getiriyor. Halkının değerleriyle kavgalı zihniyetler maalesef önceliklerini başka alanlara vermişler. Batı karşısındaki geri kalmışlığımızın arkasında yatan gerçek budur. Kendilerinin yapmadığı hiçbir şeyi olumlu görmemişler, kötülemişler, karalamışlar, karşı çıkmışlar, küçümsemişler. TOGG örneğinde olduğu gibi. Bunların zihniyetlerinin nasıl da kör olduğunu rahmetli Menderes çok güzel ifade etmiştir: “Esasen öteden beri milletçe kalkınmamızın düşmanı kesilmediler mi? Şimdiye kadar memleketin muvaffakiyetlerinden birisini dahi kâle alıp bahsettiler mi? Türk milletinin zekâ ve gayretinin mahsulü olan binbir eserden birisine bile başlarını çevirip baktılar mı? Milletin olan her güzel şeyin birisini dahi benimsemek faziletini gösterdiler mi? Hayır. Aksine olarak her muvaffakiyeti bir felaket, her güzel ve muhteşem eseri bir zarar diye göstermek için seneler ve senelerdir nasıl çırpındıklarını milletçe bilmiyor muyuz?”  Hem de öyle bir biliyoruz ki bunun için zihniyet mücadelemiz bizim için vatanseverlik mücadelesidir.  

Türkiyemizin geleceğinden çalınmış kayıp yıllar olmasaydı Gazze açıklarında ABD’nin uçak gemileri değil, bizim uçak gemilerimiz yer alacaktı. İnsanlığın hayrına hiçbir olumlu düşüncesi olmayan zihniyetinizi kınıyor, Gazze’nin tüm şehitlerini yürekten selamlıyorum. Milletin birliğinin ve dirliğinin düşmanlarına selam gönderenleri lanetliyorum. 

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

ACIN SEVGİN KADARDIR

Ömer Naci Yılmaz  İnsanlık şahit oldu, tarih kaydetti, biz okuduk. Hollywood filmeliriyle her ne kadar …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir