Pazar , 19 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

KUMPAS SURİYE İÇİNMİŞ…

Arap Baharı

Başladığında ne kadar çok sevinmiştik.

‘Nihayet…’

Demiştik. ‘Arap kardeşlerimiz özgürlüklerine kavuşuyor. Başlarındaki despotları kovarak medeni ülkeler gibi düzenlerini kuracak, bundan sonra dünya ile yarışacaklar’ diye büyük umutlara kapılmıştık.

 

Ancak şimdilik

Bu umutlarımız başka bir bahara kaldı gibi…

Zamanla anladık ki, ‘Arap Baharı’ denilen bu büyük kumpasın asıl hedefi Suriye imiş…

Bu kumpas Suriye için kurgulanmış ama Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi olmadan bu plan onlara göre eksik kalacaktı.

Niçin?

İsrail’in güvenliği için.

Çünkü

Mısır ve Ürdün teslim alınmış, Lübnan pasifize edilmiş ama Suriye bir şekilde ayakta kalarak, İsrail’i rahatsız edecek bir potansiyeli içinde bulundurmaya devam ediyordu.

Adamlar Suriye için öyle büyük bir kumpas kurdular ki, Mısır’ın bile bir müddet ellerinden çıkmasına göz yumdular.

Büyük bir risk aldılar. Mısır onlara geri dönmeyebilirdi…

Neyse

Türkiye’nin

Suriye ile yakın ilişkilere girmesi…

Arkasından ‘One Minute’ ve Gazze’ye uygulanan ambargonun kırılması maksadıyla Filistin’e gönderilen Mavi Marmara gemisi ile yaşanan süreç İsrail’i iyice endişelendirmişti.

 

MAVİ MARMARA

Batı dünyası İran ve İsrail,

Öteden beri Türkiye-Suriye yakınlaşmasını büyük bir tedirginlikle izliyordu.

Uzun yıllar boyunca sürüp giden düşmanlığın yerini dostluğa bırakarak, vizeler kaldırılmış, Ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yapılarak aradaki ticaret hacminin artırılması için çalışmalar hızla ilerliyordu.

İki ülkede dağınık halde bulunan akrabalar birbirine kavuşmanın verdiği sevinçle gidip-gelmeler çoğalmış, Antep’te oturan bir esnaf öğlen veya akşam yemeği için Halep’e giderken Nusaybin’de oturan bir diğer aile Kamışlı ’ya akrabalarına akşam oturmasına gider hale gelmişti.

Her iki ülkede bu sevinç sürerken birden Mavi Marmara olayı patlak verdi.

Batının beslemesi İsrail büyük bir telaşa kapılarak, şeytanlarını harekete geçirme planları yapmaya başladı.

Çünkü

Mavi Marmara hadisesinden sonra o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanımız R.Tayyip Erdoğan’ın posterleri tüm Arap aleminin camekânlarında yer alırken;

Türkiye

Yeniden İslam Aleminin umudu haline gelmeye başlamıştı.

Suriyeli Gençler,

Ellerinde Türk Bayraklarıyla Şam sokaklarında öyle coşkulu konvoylar yapıyorlardı ki, attıkları sloganlar Tel Aviv’den duyulacak hale gelmişti.

 

ARAP BAHARI

Bu şerait (şartlar) içinde her şey gayet güzel giderken birden Tunus’ta bir gencin kendini yaktığı ve despotizmle yönetilen bu ülkede olayların önlenemeyecek şekilde yükseldiği yönünde haberler gelmeye başladı.

Şu anda

Bu kendini yakma olayı spontane bir olay mıydı, yoksa tertip miydi bunu bilecek bilgiye sahip değiliz.

Bilsek de şu anda artık fazla bir önemi kalmadı.

 

 

B PLANI

Ancak

Bildiğimiz bir şey varsa da o da şudur: Şu anda Suriye’de uygulanan B Planıdır.

A Planına göre kurgu şöyle yapılmıştı.

Suriye

Teröre destek veren ülke listesine alınacaktı… Alındı.

‘Suriye kimyasal silahlar üretiyor’ iddiasıyla suç işleyen ülkeler listesine alınacak ve zamanı geldiğinde cezalandırılacaktı… Alındı ve cezalandırıldı.

ABD

Suriye’nin bu tesislerini bombalatma görevini İsrail’e vermek suretiyle yerine getirdiğini biliyoruz.

İsrail’in de bunu seve seve yaptığını da biliyoruz.

 

UNUTTUĞUMUZ ŞEY

Bütün bunları biliyoruz da..bir şeyi unutmuş gibi görünüyoruz.

Neyi?

O günlerde Beşşar Esad kapana kıstırılmış fare gibi debelenirken elinden tutan ve onu bu girdaptan kurtaran tek liderin, o günkü Başbakanımız Cumhurbaşkanımız Sayın R.Tayyip Erdoğan’ın olduğunu unutuyoruz.

Bitmedi…

 

LÜBNAN’DA HARİRİ SÜİKASTI

Bu sürecin başlama vuruşu Lübnan’daki Refik El Hariri suikastıdır.

Suriye

Yıllarca Lübnan’ı arka bahçesi gibi kullanmış, burada İran Hizbullah’ına alan açmıştı.

Suriye’yi yalnızlaştırma politikası başladığında ilk yapılan eylem Refik Hariri suikastıdır.

Böylece

Bölgede Suriye’nin en büyük müttefiki olan Lübnan, birden Suriye’nin en büyük düşmanı haline getirildi.

Hatırlayın!

Beşşar Esad o günlerde bu suikastla benim ilgim yok diye yemin üstüne yemin ediyor, çırpındıkça çırpınıyordu.

ABD ve Avrupa ise;

Beşşar Esad’ı o günlerde defterden sildikleri için, bu söylediklerini dikkate almıyor,

Suriye Askerlerini

Lübnan topraklarından çekmesi için tehdit üstüne tehdit ediyorlardı.

 

HİZBULLAH – KUDÜS ORDUSU – DİRENİŞ HATTI VS. VS. VS.

Beşşar Esad’ın direnecek gücü yoktu. Naçar tası toprağı toplayıp Lübnan topraklarından çıkmak zorunda kaldı.

İran’ın

Bölgede kurduğu Hizbullah, Kudüs Ordusu, Direniş Hattı vs. den de herhangi bir ses seda çıkmadı.

Bugün bütün gücüyle Suriye’nin arkasında duran İran’dan da bir ses çıkmadı.

‘’Benim yavru ülkem Suriye nasıl Lübnan’dan çıkarılır’’ demedi. ‘Direniş Hattı’ sert esen o fırtına karşısında unutuldu.

Neticede İran ve Suriye

Batının bu isteklerine boyun eğmek zorunda kaldılar.

Şimdi anlıyoruz ki, İran’ın ‘Direniş Hattı, Kudüs Ordusu vs.’ gibi süslü söylemleri hep bizi ‘kafalamak’ içinmiş…

İran

Bu gibi süslü sloganlarla İslam dünyasının sempatisini kazanarak, zamanı geldiğinde Suriye Muhaberatı ve katil Şebbihalara lojistik destek sağlamak için yaptığı bir hazırlıkmış. İsrail ve Batı için değilmiş.

Bugün görüyoruz ki,

Bunların gücü Suriye’de ancak biçare savunmasız sivil halkın üstüne varil bombaları boca etmek için yetiyormuş.

 

TECRİT

Suriye

Lübnan’dan çekildikten sonra bölgede yalnızlaştırılarak bir nevi tecrit hücresine konmuş mahkûma döndü.

Dört tarafı düşmanla çevrildi.

Batısında İsrail ve Lübnan düşman…

Güneyi Ürdün’ün Haşimi Krallığı… Söylemeye gerek yok Ürdün hem mezhebi olarak hem de siyasi olarak Suriye yönetimi ile öteden beri anlaşamayan bir ülke.

Doğusu Irak. O zamanlar ABD işgali altında ve o da düşman.

Geriye bir tek Kuzeyde Türkiye kalıyor.

 

 

ABD

Türkiye’deki resmi ideoloji gereği ve Suriye’nin yıllarca PKK liderine ve militanlarına yataklık yaptığı için Türkiye’nin de bu tecrit politikasını destekleyeceğini düşündü ama öyle olmadı.

 

İran’ın, Hizbullah’ın vs. nin sahip çıkamadığı Suriye’ye,

Türkiye dost elini uzatarak ABD ve müttefiklerini ters köşeye yatırdı.

Bunu üzerine ABD ‘B Planı’nı devreye soktu.

 

BOP

Yani

Türkiye bu hamlesi ile BOP planını paçavraya çevirdi.

Suriye halkını bu plana kurban vermeyeceğini, böyle bir kumpasa girmeyeceğini fiilen gösterdi.

ABD

Bunun üzerine B PLANI nı devreye soktu.

Bizimle yapamadığını İran ve Rusya ile yaptı.

Bugün Suriye’de

ABD Rusya ve İran el ele katliam üstüne katliam yapıyor.

Ve ABD Türkiye’ye fiilen şunu söylüyor:

‘Sen misin benim planlarımla oynamaya kalkan! Yıllarca size düşman diye gösterdiğim İran ve Rusya ile böyle ittifaklar kurar PKK uzantısı PYD yi dost edinir, başınıza musallat ederim…’

 

Evet

ABD böyle düşünebilir. Ama unuttuğu bir şey var.

Kendisi 1000 tane hesap yapar 1001 inci hesapta tökezler.

Bu topraklar ABD yi de, Rusya’yı da defalarca gömecek birikime sahiptir.

Silah para ve teknolojik gücün her şeyi halletmeye yetmeyeceğini görecekler.

 

İran ise;

Kurnazlık yaparak, İslam dünyasına sırtını dönerek, mazlum ve biçare Suriye halkını Beşşar Esad’a mecbur etmek veya bombalar altında ölmek arasında bir tercihe zorlamak suretiyle hiçbir şey kazanamaz.

İran Beşşar Esad, Rusya ve ABD ile ittifak kurarak uyanıklık yaptığını, büyük bir stratejik üstünlük kazandığını düşünebilir.

Ancak

Bu zorbaların elinden kaçan masumların Egenin karanlık sularında boğulmasına sebep olduğu için ve ayrıca kurtulanların el kapısında itilip kakılmalarına sebep olduğu için başı beladan kurtulmayacaktır.

 

BU İŞİN BİR DE ÖTESİ VAR

Suriye

Tekrar Beşşar Esad’ın korkunç zulmüne teslim edilebilir…

İran Şam sokaklarında zafer naraları atabilir

Ve Yine İran

Suriye’deki Sünni nüfusu boşaltıp geri kalanları Şiileştirme veya Nusayri diktatörlüğüne teslim ettiği için bölgede büyük bir stratejik alan kazandığı için sevinebilir…

Rusya

Tartus ve Lazikiye’de kazandığı üslerle Suriye pastasından pay alabilir…

ABD

Kurtlar sofrasının baş planlayıcısı olarak, Suriye’nin üstüne çökebilir…

 

Ama

Bir şey var ki, o hiçbir zaman unutulmayacak:

Beşşar Esad fare gibi kapana kısılmışken Reisimiz R.Tayyip Erdoğan’ın elini uzatıp onu kurtardığını…

 

İran

Dünya’dan tecrit edilmişken ve boykot üstüne boykot yerken yine Reisimizin elini uzatıp İran’ı batıya yedirmediğini… Büyük risk alarak nükleer programın uygulanmasında hakem rolü aldığını… Para darboğazını girdiğinde yine büyük riskler alarak Halk Bankası vasıtası ile İran’a nefes aldırdığını…

 

Biçare

Suriye halkı sınır kapılarında ser sefil olurken, Egenin karanlık sularına gömülürken yine Reisimizin şefkat elini uzatıp onları ana kucağı gibi ülkemizde misafir ettiğini…

Bunların hiçbirisi asla unutulmayacak.

 

Çocuklarımız

Torunlarımız

Bizim arkamızdan teşekkür edecekler.

‘’Başımızı öne eğdirmediniz…’’ diyecekler.

‘’Ceddimiz Osmanlı gibi davrandınız’’ diyecekler. ‘’İşin ucunda yenilmek de olsa Hakkın haklının mazlumun yanında oldunuz, neslinize çektiniz, bizi utandırmadınız sağ olun…’’ diyecek, teşekkür edecek ruhumuza Fatihalar gönderecekler.

Tabii

Bir de bu işin öte tarafı da var…

Emin Batur *

Tüm Yazıları →
Emin Batur

Ayrıca Bakınız

YÜZDE OTUZBEŞ 

Emin Batur Cumhuriyet tarihinde   10 yıl iktidarda kalıp yine de %35 oy alan bir parti …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir