Salı , 21 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

Efendilikle kölelik arasında

Tarih toplumların hafızasıdır.Tarihle irtibatını kesen toplumların gelecekle ilgili söyleyecek neleri olabilir?

Babasını ve annesini unutan/unutturulan veya olduğundan farklı gösterilen bir insanın ailesini hatırlayınca, ailesi hatırlatılınca ne hisseder?

O insanın içinde kanayıp duran görünmeyen yaranın açtığı travmanın o kişiyi gölge gibi bir ömür boyu izleyeceğini ve o kişiyi psikolojik bir presin arasında ezeceğini düşünebiliyormusunuz?

Türkiye insanı da yalan ve iftira sağnakları altında kendi tarihinden koparılıp, kendi geçmişine düşman edilmeye başlandığından bu yana atalarından iğrenen mankurtlar haline getirildi.

Ne zaman Selçukludan, Osmanlıdan bahsedilse suratını buruşturarak atalarına hakaret ve küfürler yağdıran vefasız, kansız aslını inkar eden bir haramzade gibi davranması öğretildi.

Osmanlının dünyayı titreten o muhteşem yılları gerici, yobaz, ilkel, ilim ve sanattan habersiz, dünya ile irtibatı kesik çadır devletiymiş gibi genç nesillere aktarıldı.

Bu tahribat Osmanlının külleri üzerinde yeşeren Türkiye Cumhuriyetinin bir politikası olarak özellikle tek partili dönemde bir linç hareketine dönüştü.

Bu politikaları dizayn edenler, uygulattıranlar da Osmanlının ekmeğini yemiş, suyunu içmiş Osmanlının evlatlarıydı. Hiç biri başka bir gezeğenden gelmedi.

Bu yabancıların dayattığı/istediği bir projeydi.Bir millet kendi köklerinden ve geçmişinden koparılmak isteniyordu.

Bu proje gereği tarihinden koparılmak istenen milletin dili,yazısı, dini, kültürü, geleneği gibi o toplumu kendisi yapan tüm değerlerinden gelecek nesiller koparılmak isteniyordu.

‘’İslam milletindeniz batı medeniyetindeniz’’ saçmalıklarıyla toplum batılılaştırılmaya zorlandı.

Devlet milletle bu konuda hep çatıştı. Nice kanlar döküldü, idamlar yaşandı.Ülkemiz toplam tarihinde yaşanmadığı kadar yargısız infazlara tanık oldu.

Binyıllık  Müslüman bir toplum zorla, zorbalıkla, inat ve ısrarla batılılaştırılarak İslam Medeniyetinden koparılıp batı medeniyetinin kuyruğuna takılmak isteniyordu.

Batılılaşmak, medenileşmek adına tarihinden utanan, geçmişinden iğreneni anne ve babalarının inançlarını potansiyel bir tehlike görmeye çalışan kimliğine ve tarihine yabancı bir nesil yetiştirilmeye başlandı.

Bu gün bile Türkiyedeki toplumsal çatışmanın temelinde körükürüne bize yıllarca dayatılan batılılaşma ile kendi medeniyet ve kültürümüzde kalma kavgası yatmaktadır.

Bu çatışma anne baba ve evlatları, torunları arasında, geçmişimizle geleceğimizin inşası konusunda, doğulu kalma ve batılı olabilme mücadelesinde sürmektedir.

Bu çatışma kültürü bir gün mutlaka bizi; biz kimiz, nereden geldik, nereye gideceğiz/gitmek zorundayız seçimi noktasına getirecektir.

Geçmişte Avrupa kapılarını zorlayan bir efendilik mi, bu gün Avrupa kapılarında bekleyen bir kölelik mi seçimi noktasına.

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Kardeşlik manifestosu

Arif Altunbaş Gurur, kibir ve her hususta aşırıya gitme! Hepimiz Âdem ve Havva’nın çocukları olan …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir