Cumartesi , 25 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

KÂBE’NİN SAHİBİ VAR

Hz. Peygamber (sav) Efendimiz’in hayatını bilenler elbette çoktur. Buna bir şey diyeceğim yok. Ancak O’ndan bihaber olanların, O’nu tanımayanların sayısı da az değil. Kimi zaman sosyal medyada rastlıyorsunuzdur. Gençlere mikrofon uzatılıp da dini bilgiler soruluyor. Durum hiç iç açıcı değil.

İlahiyatçı, din adamı veya Diyanetin bir personeli değilim. Ama araştırarak, bildiklerimi aktarmayı kendime bir sorumluluk addediyorum. Bu ve bundan sonraki birkaç yazımızda her seferinde kendimize rehber edindiğimiz ama O’nun hakkında bildiklerimizin sınırlı kaldığı Hz. Peygamber’in hayatını birlikte hatırlamaya, öğrenmeye çalışalım…

İslamiyet öncesi Arabistan Yarımadası’nda tam bir cehalet dönemi yaşanıyordu. Araplar kendi aralarında kabilelere ayrılmışlar, birbirleriyle sürekli kavga ediyorlardı.

Hak dini bırakmışlar, Lat, Menat, Uzza gibi putlara tapıyorlardı. Kölelere, esirlere akıl almaz işkenceler yapılıyordu. Kadınlara verilen değer ayaklar altındaydı. Kız çocuğu doğuranları sevmiyorlar (halbuki cinsiyeti belirleyen erkektir, erkekten gelen x veya y kromozomu cinsiyeti belirler), kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı.

Dünyanın durumu da farklı değildi. Sıkıntı büyüktü. Tıpkı daha önce olduğu gibi dünyanın sıkıntıya düştüğü, doğru yoldan saptığında olduğu gibi yeni bir rehbere, öndere, ihtiyaç vardı. O da yaklaşıyordu… Yahudiler ve Hristiyanların kitapları da bir Peygamber’in geleceğini söylüyordu. O da Hz. Peygamber’den başkası değildi…

Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib’in 13 oğlu vardı. Biz daha çok Ebu Talib, Abdullah, Hamza, Abbas ve Ebu Leheb’i tanıyoruz…

Kâbe, Araplar arasında çok önemli bir merkez olarak görülüyordu. Hem dince hem de ticari olarak oldukça önemliydi. Kâbe’nin de burada olması dünyanın dört bir yanındaki insanları buraya çekiyordu.

Bu durumdan rahatsız olan biri vardı: Habeş Valisi Ebrehe. Ebrehe San’a’da bir tapınak yaparak insanları buraya çekmek istiyordu. Altından yapılan tapınak hiçbir şey ifade etmiyordu, öyle ki Kâbe’ye ne amaçla gidildiğini anlamak, Ebrehe’nin gönül gözü kapalı olduğu için mümkün değildi…

Ebrehe, kafaya koymuştu. Kâbe’yi yıkacaktı. Topladığı ordu ile Mekke’ye doğru yola koyuldu. Ordunun önünde de büyük bir fil bulunuyordu. Ebrehe’nin ordunu önüne geleni talan ediyordu. Arapların mallarını, mülklerini yağmalıyorlardı.

Yağma edilenlerin arasında Abdülmuttalib’in 100 devesi vardı. Abdülmuttalib’in de olduğu bir grup Ebrehe’den develeri istemeye gitti. Ebrehe ise, ben de Kâbe’yi yıkma diyeceksiniz sandım, siz ise develerinizin peşindesiniz dedi…

Ama nerden bilsindi, kalp gözü olmayan, yolunu sapıtmış olan bunu anlamazdı. Az sonra alacağı cevapla kalakalacaktı Ebrehe.

“Ben develerin sahibiyim, develerimi istiyorum. Kâbe’yi ise sahibi korur.”… Daha ne desindi. Ebrehe malları teslim edip ordusuna yürü emrini verdi.

Ebrehe’nin ordusu başına geleceklerden haberi yoktu. Ebabil kuşları ağızlarında ve ayaklarındaki taşları Ebrehe’nin ordusunun üzerine bırakmaya başladı.

Ebrehe’nin ordusu darmadağın oldu. Ebrehe ise canını zor kurtardı ve Yemen’e geri döndü…

Haftaya Hz. Peygamber’in doğuşu ile devam edeceğiz…

Selam ve dua ile…

İBRAHİM YAVUZ

İbrahim Yavuz *

Tüm Yazıları →
İbrahim Yavuz

Ayrıca Bakınız

KAYBOLAN GENÇLİK İDEALİZMİ -2-

3) BU MİLLETİN HAFIZASINI YOK ETTİLER  Bu milletin binlerce yıllık tarihi var. Bu tarih içerisinde 15 …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir