Cuma , 14 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

ÖNCE ZİHİNLERİN İNŞAASI

Suudi Arabistan yönetiminin yıllar önce Harem-i Şerif’i genişletme projesi çerçevesinde başlattığı inşaat halen devam ediyor. Her ne kadar fiili çalışma görmediysek de kurulan iskelelerden ve mobil tezgâhlardan durum böyle anlaşılıyor. Tavaf alanında bahsedildiği kadar bir genişlemenin olduğunu söylemek oldukça zordur. Kralın sarayının yıkıldığı falan da yok, Lat, Menat, Hubel ve Uzza gibi olduğu yerde duruyor. Asıl yıkılması gereken Zemzem Tower, Bin Davud gibi kapitalist mantığın çağdaş putlardır. Haremin çevresindeki bazı otellerin ve binaların yıkıldığını gördük; fakat bunun tavaf alanına bir etkisi yok. Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla Safa ve Merve tepeleri yönünden giriş ve çıkış yapılmakta, bu durum yığılmaları beraberinde getirmektedir. Zemzem Tower ve Bin Davut tarafındaki kapılar inşaat dolayısıyla kapalı durumdadır. İnşaat tamamen bittiğinde belki daha doğru gözlem yapmak mümkün olacaktır.
 
Tavaf yaparken ve sonrasında üst katlardan Kâbe’yi izlerken dikkatimi çeken bir durum oldu.  Hafızam beni tarihin arkalarına doğru götürdü. Kâbe çeşitli vesilelerle tahrip olmuş ve yıkılmıştı. Müşrik Araplar Kâbe’ye muazzam derecede saygı gösterirlerdi. Peygamberimiz döneminde de bir tamir söz konusu oldu. Hacerül esved taşının yerleştirilmesi sırasında Mekke’li müşrikler arasında bir tartışma çıktı. Her kabile bu taşın yerleştirilmesi işini büyük bir şeref kabul ediyordu, zira bu şerefin kendilerine ait olmasını istiyorlardı. Bu mesele büyük tartışmaları beraberinde getirdi ve sonunda kılıçlar çekildi. Zira kimse bu şerefi bir başkasına bırakmak, kaptırmak istemiyordu. Yani kan gövdeyi götürecekti. İçlerinde birinin teklifi olası bir savaşı önledi. Teklif şu idi: “Kâbe’ye yarın sabah ilk gelenin hakemliğine müracaat edelim, onun dediğine hepimiz razı olalım.” Mekkeli müşrik kodamanlar bu teklifi benimsediler. Hacerül esved taşını yerleştirme şerefini kimseye kaptırmak istemeyen kabileler ertesi sabah büyük bir heyecanla dedikleri yönden gelecek olan ilk gelen kişiyi beklemeye başladılar. Kâbe’ye ilk gelenin ‘Muhammedü’l emin’ dedikleri Hz. Peygamber olduğunu gördüklerinde hep birden sevinmiş ve rahatlamışlardı. Çünkü peygamberimize güveniyorlardı. Henüz peygamber olmadığı için de onu kerim bir kardeş olarak görmeye devam ediyorlardı. Sıkıntılarını peygamberimize anlattılar. Hz. Peygamber bir bez parçası istedi, onu yere serdi, Hacerül esved’i kendi elleriyle bezin üzerine koydu. Her kabilenin bir temsilcisinin bezin ucundan tutup kaldırmasını istedi. Kabile temsilcilerinin kaldırdığı taşı kendi elleriyle yerine yerleştirdi. Bu şeref peygamberimizin oldu. Birbirlerine kılıç çekmek üzere olan kabileler ise taşı kaldırmaya ortak olmanın verdiği mutlulukla barıştılar.
 
Hacerül esved’in müşrikler için ne denli kutsal sayıldığı bilinir. Aynı kutsallık günümüz Müslümanları içinde geçerlidir. Taş ile anlatılan rivayetler başlı başına bir edebiyat konusudur. Bu ayrı bir meseledir. Fakat bugün ortada başka bir mesele vardır. Taşın yerleştirilmesi meselesinde birbirine kılıç çeken müşriklerin bu uygulaması maalesef Müslümanlar tarafından da neredeyse yerine getirilmek istenmektedir. Kelimeleri seçerken dikkatli davranmaya gayret ediyorum; ancak görülen ve yaşanan manzara müşriklerinkinden çok da farklı değildir. Taşı öpeceğim diye insanların verdiği mücadele aman Allah’ım dedirtecek türdendir. Müslümanların elinde kılıç olsa inanın birçok insanın boynu vurulurdu, silah olsaydı kırk kere patlatılırdı, kaldırabilse baston birçok kişinin kafasına inerdi. Bağırmalar, çağırmalar, sinkaf sözler, tekmeler, dirsek vurmalar ne ile açıklanabilir ki? Allah kullarının Kâbe’yi tavaf edip etmediklerini taşa mı soracak? İnsan taşın kadrajında olmanın değil; Allah’ın gözetiminde olduğunu unutmamalıdır. Ne acıdır ki kutsanan ve cennetten geldiğine inanılan yüzünden insanlar birbirlerini kırıp geçiriyor. Bunun adına da ibadet deniyor(!)  Taş bir eşyadır ve masumdur, ona yüklediği misyon insanı yoldan çıkartmaktadır. Zihin inşası dedik, o taşın peygamberimizin yerleştirdiği taş ile hiçbir alakasının olmadığını bu insanlara öğretmezseniz, insanların öptüğünün taş değil siyah kauçuk olduğunu söylemezseniz, taşa ellemenin, dokunmanın ve öpmenin ibadet olmadığını söylemezseniz orada daha çok zulümlere, eziyetlere, izdihamlara seyirci kalırsınız. O izdihamlarda ölen insan sayısını ancak Allah bilir. Geçmişte olmayan yeni bir uygulama daha başlamış. Yemen Köşesi dediğimiz yerdeki taş da kutsanmış, Hacerü’l esved’in konumuna getirilmiş, aynı manzarayı orada da görmek mümkündür. Ne oluyor, bunlar nerden çıkıyor, haremin kapılarını öpmek hangi anlayışın ürünüdür, dinin neresindendir? Hz. İbrahim peygamberimizin ayak izlerinin olduğu söylenen camekân ise bir başka izdiham yeri haline gelmiştir. Ne yazık ki bu camekânı öpmek de ibadet kategorisine sokulmuştur.  
 
Peki nasıl yapacağız da yeni bir zihin inşa edeceğiz? Dini değerleri kültürel unsur olarak görmekten, kültürün getirdiklerini de din olmaktan çıkartmalıyız. Bu iki unsurun çatıştırılması buralarda sıkıntıya sebep olmaktadır. Kalplere dokunarak başlanması gereken yerde kalpler kırılarak başlandığı müddetçe halimiz haraptır. Bunun için dedik ki önce zihinler inşa edilmelidir. Kalplere dokunacak davranışlar geliştirmeye gayret edenlere selam olsun.
 
Ömer Naci Yılmaz

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir