Cuma , 19 Temmuz 2024
Son Dakika Haberler

HİÇ TE YANILMADIK KARDEŞİM!

thumbnail_8Bu ne kibir böyle…

Biraz bi durun hele.. bi nefes alın.

Yeni Anayasayı oylayacağımız Referandum için yavaş yavaş tarafların belli olduğu bu günlerde,

HAYIR oyu kullanacağını söyleyenler farklı bir yöntem uygulamaya başladı.

Yeni Anayasanın mahzurları ve faydalarını konuşmak yerine,

İşi

Cumhurbaşkanı ve hükumeti geriye dönük yaptıklarıyla yıpratma kampanyasına dönüştürdüler.

Onlara göre bugüne kadar bütün söyledikleri doğru ve isabetli.. onlar hiç yanılmadı.

Hükumetin tüm yaptıkları ise yanlış.

Bunu o kadar kati bir şekilde söylüyorlar ki.. kendilerine hiç bir yanılma payı da bırakmıyorlar.

Halbuki

Erbakan Hocamız ‘İrfan’ı tarif ederken:

‘’Benim söylediklerim doğru ama yanılıyor olabilirim. Senin söylediklerin yanlış ama doğru olabilir..’’ derdi.

‘YA YİNE YANILDIK’ DERSENİZ

Böyle anlamsız bir kurnazlık üzerine kurmuşlar HAYIR kampanyalarını.

Onlara göre Suriye, Irak, Libya, FETÖ, Ergenekon, ABD, PYD, PKK HDP konularında Sayın Cumhurbaşkanımız yanılmış, onlar yanılmamış.

Hükumetin OHAL kararı da yanlışmış.. Fırat Kalkanı da…

Hatta doların 4 lira olması da HAYIR demeyi gerektiriyor.

Daha fenası da var:

‘’Başkanlık sistemine geçildiğinde Ahmet Necdet Sezer, Çevik Bir veya Demirel gibi biri seçilirse ne yapacağız?’’ Gibi endişeleri de var.

Endişeler öyle sürüp gidiyor.

BU KADAR YANLIŞ BİR ARADA OLUR MU?

Hani derler ya.. bunun neresini düzelteyim?

Bir defa sizin içinde yer aldığınız HAYIR bloğunun majörlüğünü yapan CHP..  A. Necdet Sezer, Çevik Bir, Demirel vb. gibi birinin seçilme ihtimalini görse hiç yeni anayasaya HAYIR derler mi?

İkincisi

A.Necdet Sezer, Çevik Bir veya Demirel’i Halk mı seçmişti?

Üçüncüsü

Hadi diyelim ki, Demirel ve Sezer’i meclis Cumhurbaşkanlığına seçti.. Peki Çevik Bir Karadayı ve diğer generallerin sistem içinde bu kadar güçlü olmaları.. seçilmiş meşru hükumete ayar vermeye kalkmaları, bu çürük sistemin neticesi değil mi?

Yani sizin yeni anayasada yanlış gördüğünüz şey; zaten şu anda mevcut sistemle mündemiç.

OHAL

Arkadaşlar OHAL dan dolayı da yeni anayasaya karşı olup HAYIR kullanacaklarmış.

Hani bunu HDP dese haklı.. CHP dese o da haklı. FETÖ dese o tamamen haklı.

Neden?

FETÖ zaten paralel devlet kurmuş. Köşe başları elinde ve sırtları 657 ye dayalı. Yani OHAL olmadan bunları söküp atmak mümkün değil.

CHP de haklı.

Çünkü bürokrasinin bel kemiği hala CHP li.. Sistem onların sistemi. Aslında bu sistem devam ettiği sürece CHP nin iktidarda olup olmaması önemli değil. Hükûmet olmasalar da devlet organları ellerinde.

Yani CHP nin canhıraş bağrışları boşuna değil..haklılar. Oy almadan hep iktidarlar çünkü.

Peki, bizimkilere ne oluyor?

HDP yi zaten söylemeye gerek yok.

Genel başkanları, Belediye Başkanları, Milletvekilleri OHAL olduğu için tutuklanabilmiş.. tabi ki karşı olacak.

Peki, size ne oluyor?

Siz

Güneydoğu’da mahallelere hendek kazmak için ilk kazma vurulduğunda ‘neden OHAL ilan edilmiyor?’  diye muhalefet görevinizi yapacağınıza.. Şimdi onların yanına geçmiş OHAL a HAYIR diyorsunuz.

FIRAT KALKANI

Fırat Kalkanı olduğu için HAYIR diyeceklermiş. Buna cevap vermek bile abes.

Halbuki

Kilis’e mermiler, havan topları falan düşerken öyle konuşmuyorlardı.

 

Buna benzer neden HAYIR dediklerine dair birçok sebep sıralamışlar.

Ancak çoğu ‘Yeni Anayasa’ ile alakası olmayan ilgisiz şeyler.

Hele bi tanesi var ki…

ERGENEKON

Onlara göre Ergenekon’da da yanıldık demişiz.

Devlet büyükleri maslahat icabı böyle sözler kullansa bile, kamuoyu işin farkında…

Yani

Biz Ergenekon’da falan hiç te yanılmadık kardeşim.

Ergenekon da vardı.. Ayışığı da vardı.. Yakamoz da vardı.

Ve

Ne Dalan masum ne, Çevik Bir, ne de İ. Başbuğ.

Ama

FETÖ belası bunların hepsini silip süpürdüyse bu yanılma değil stratejiydi.

Üstelik

O Ergenekon mahkemelerinde senin liderin benim liderim bizim haklarız savunuldu.

Bunun için teşekkür etmen gerekirken, bundan dolayı bile HAYIR diyorsan o senin bileceğin iş.

Şimdi gelelim asıl meseleye:

HAYIR cıların ‘yanıldınız..’ dedikleri

SURİYE meselesi üzerinde birazcık durmak istiyorum.

SURİYE

Onlara göre Suriye politikası yanlış.

Baştan beri yanlış olduğunu söylemişler de hükumet onları dinlememiş.

Şimdi bunu duyan da

Suriye’de gösteriler başlar başlamaz Hükumet göstericilere: ‘Ne duruyorsunuz? Davranın silahlara!..  Arkanızda ben varım.’ falan dediğini zannediyor.

GERÇEKTE NE OLDU?

Suriye ile ilgili

Meseleye 3 kademede bakmamız gerekiyor:

1- Arap baharı öncesi Suriye’nin durumu

2- Arap Baharı başladıktan sonra olayların Suriye’ye sıçrayıncaya kadar geçen zaman

3- Suriye’de muhalefetin meydanlara indikten sonra geçen süreç

ARAP BAHARI ÖNCESİ SURİYE

Beşşar Esad’ın babası Hafız Esad 1970 yılında yaptığı darbe ile Suriye’de iktidara geldikten sonra, Türkiye ile arası hep limoni olmuş ilişkiler bir türlü normal iki komşu ülke seviyesinde yürümemiştir.

Hafız Esad’ın

1982 yılında Suriye muhalefetini bastırmak için Hama ve Humus’ta yaptığı katliamlardan sonra ise hem halk olarak hem de hükumet olarak Suriye ile ilişkiler kopma noktasına gelmişti.

Şimdi burada durup bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:

Şu anda hükumet Beşşar Esad ve İran’la görüşüp işi barışçıl yollarla çözsün diyen arkadaşlar var ya.. o günlerde hükumetimizin neden muhaliflere destek vermediğini.. muhaliflerin katliama uğramasına hükumetimizin neden göz yumduğunu hep sorgulamış gözyaşlarını içlerine akıtmışlardı.

Ancak

O günkü hükumetin bizim dünya görüşümüzle alakası bulunmadığından ‘böyle bir şey beklemek abes olur..’ der geçerdik.

Ve

O gün istediğimiz şeyi bugün bu hükumet yapıyor diye aynı arkadaşlar acımasız bir şekilde tenkit ediyorlar.

Kaldığımız yerden devam edelim.

Hafız Esad çetesinin Müslümanlarına çektirdikleri acılar yüzünden, Erbakan Hocamızın kurduğu 54. Hükumet döneminde bile ve Hocamız İslam ülkelerine bu kadar değer verdiği halde Suriye ile kayda değer bir gelişme yaşanmamıştır.

Ne zamana kadar?

‘’SURİYE İŞGAL EDİLİYOR..’’

2003 yılına kadar.

Hoca

Batı dünyasının

Suriye’yi işgal etmek için harekete geçtiğini erken fark etmiş ve hükumeti bu konuda uyarmıştı.

Erbakan Hoca

Asıl hedefin Türkiye olduğunu, Suriye’nin bunun için işgal edileceğini de daha sonra söyleyecekti.

Hoca

Bunları söylerken ortada Arap baharı ile ilgili en ufak bir hareket yoktu.

Ancak batı dünyası

Bütün Arap ülkelerini bir yana koyarak, sadece Suriye ile ilgilenmeye başlamış hedef tahtasına koymuştu.

Başta Amerika olmak üzere batılı liderler açıklama üstüne açıklama yapıyor, Suriye’nin terörü desteklediği yönünde kamuoyu oluşturuyorlardı.

CEZALANDIRMA İŞİ İSRAİL’E VERİLİYOR

Suriye terörü destekleyen ülkeler listesine aldıktan sonra, bu sefer işgal için başka sebepler aranmaya başlandı.

Bahane hazırdı.

Suriye Kimyasal silah üretiyor diye batı medyası haber yapmaya başlamıştı bile.

Kanıt aramaya gerek yoktu.

Onlar karar vermiş infaz işi de İsrail’e havale edilmişti.

Bu İsrail için bulunmaz bir fırsattı.

Suriye defalarca İsrail tarafından bombalandı.

Ve

Neredeyse

Her gün Beşşar Esad’ın Şam’daki sarayının üstünden alçak uçuşlar yaparak gözdağı verdi.

İsrail’in bu alçaklığına

O günlerde en sert cevabı Başbakan Erdoğan verdi.

BEŞŞAR KISKACA ALINIYOR

O yıllarda

Ak Parti iktidar ve Tayyip Bey Başbakan olmazsa planları tıkır tıkır işleyecekti.

Belki

Arap Baharına gerek kalmadan Suriye işgal edilecek böylece Türkiye kıskaca alınacaktı.

Peki,

Bu plan nasıl işliyordu?

HARİRİ ÖLDÜRÜLÜYOR

Suriye’nin arka bahçesi olan Lübnan Başbakanı R.Hariri öldürülerek suçu Beşşar Esad’ın boynuna atmışlardı.

Böylece

Yıllardır Lübnan’da asker bulunduran Suriye, bir gecede tüm askerini çekmek zorunda kaldı.

Bu da yetmiyor

Lübnan halkı günlerce Suriye ve Beşşar aleyhine gösteriler yaparak düşman haline getirildi.

Bu arada Lübnan’da çok güçlü olan Beşşar’ın dostları Hizbullah ve İran ne yapıyordu bilmiyoruz.

 

ÜRDÜN

Ürdün Ortadoğu’da İngilizlerin payına düşen bir ülke…

Ve

Beşşar Esad’ın Nusayri mezhepçi iktidarına karşı taban tabana zıt bir mezhebe bağlı Haşimi ailesi tarafından yönetiliyor.

Bundan dolayı

Ürdün-Suriye arası öteden beri iyi değildir.

Ayrıca

Ürdün İsrail’i tanıyan bir ülke… Bundan dolayı da araları iyi değil. Bunun niçin böyle olduğunu anlatmak uzun sürer..konu dağılır. Şimdilik bu kadarla iktifa edeyim. Aslında bölgedeki bütün Arap rejimleri İsrail ile anlaşmak için can atıyor da.. Neyse.

IRAK

O yıllarda Irak Amerikan işgali altında olduğu için Suriye’nin doğu kapısı da kapalı.

Yani Beşşar

Batıda Lübnan, Güneyde Ürdün, Doğuda Irak (aslında o günlerde ABD) ile çepeçevre kıskaca alınmış vaziyette idi.

 

Amerikalılar

Suriye’nin Türkiye ile arasının öteden beri limoni olduğunu bildikleri için Suriye’nin Kuzeyden de kuşatıldığını böylece çembere alındığını düşünmüşlerdi.

Bundan o kadar eminlerdi ki, bu konuyu Türkiye ile konuşma gereği bile duymamışlardı.

HÜKUMET MESAJI ALIYOR

Ancak

Erbakan Hocamızın yaptığı açıklamalar neticesinde hükumet harekete geçerek ABD nin oyununu bozuyor.

Gırtlağına kadar batmış Beşşar Esad’ı kolundan tutup çekip çıkarıyor.

Suriye ile

Sınırlar kaldırılıp neredeyse pasaportsuz sadece kimlikle geçiş yapan vatandaşlar.. ortak hükumet toplantıları falan derken batılılar çılgına döndü.

Batı dünyasının

Yıllarca üzerinde çalışıp olgunlaştırdıkları plan böylece suya düşüyor.

Buraya kadar anlattıklarım Suriye ile ilgili meselenin birinci kademesini teşkil ediyor.

2. KADEME

ARAP BAHARI BAŞLADIKTAN SONRA

Amerika ve İngilizlerin kurguladığı A planı bozulunca.. daha riskli olan B planına geçtiler.

‘Arap Baharı’ dedikleri bu plan çok riskliydi.

Örnek olarak Mısır’da darbe başarılı olamayıp Mursi iktidarda kalabilir ve Mısır ellerinden kayıp gidebilirdi.

Batı dünyasının bizi bir şeye inandırması gerekiyordu.

Neydi o?

Arap Baharının Suriye İşgali ile bir ilgisinin olmadığını, bunun Arap ülkelerinin diktatörlerden kurtulma mücadelesi olduğunu,

Binaenaleyh

Arap halklarının da demokrasiden istifade etme haklarının olduğunu söyleyerek bizi ikna etmeye çalıştılar.

İkna olduk mu?

Hayır!

Ne zamana kadar?

Kaddafi ve Mübarek devrilip Beşşar Esad bizim uzattığımız eli bırakıp İran ve Rusya’nın elini tutuncaya kadar.

O zaman mı ikna olduk?

Hayır! Yine ikna olmadık.

Ama

Direnecek gücümüz zayıfladı.

Böylece biz

Bütün oyunu ABD-İngiliz ekseni üzerine kurmuşken şimdi oyuna Rusya ve İran’da dahil oluyordu.

Gözümüzü karartıp girsek hem büyük kayıplar verecek hem de mezhepler savaşını başlatmak gibi bir büyük bir fitneye sebep olacaktık.

Peki, ne yaptık?

En uygun zamanı kollayıp hiçbir devletin itiraz edecek gücü kalmadığı bir ortamda ‘Fırat Kalkanı’ harekâtını başlattık.

Peki

ABD ne yaptı?

Türkiye

Batının hesaplarını boşa çıkardıktan sonra,

Batı dünyası Suriye’yi işgal için nasıl bir yöntem izledi?

TUNUS

Suriye’ye en uzak nokta olan Tunus’tan ‘Arap Baharı’ adıyla bir planı devreye soktular.

Aslında bu işe Fas ve Cezayir’den başlayacaklardı ama o halklar bazı demokratik haklar elde ettikleri için inandırıcı olmazdı.

Çünkü plan ‘Arapların diktatörlerden kurtulması..’ üzerine kurulmuştu.

Hata yapmak istemediler.

Bundan dolayı işe Tunus’tan başladılar.

Orada gözle görülür elle tutulur bir diktatör vardı.

BUAZİZİ

Bir gün bir baktık seyyar satıcılık yapan bir Tunuslu arabasına el koyan zabıtayı protesto için kendini yaktığı ve olayların giderek büyüdüğü yönünde haberler gelmeye başladı.

Aslında

Bu olay Arap ülkeleri için sıradan bir olay.

Ama

Batı ajansları bu işi öyle bir servis ettiler ki, kimse işin farkına varmadı.

İlk defa bir Arap ülkesinde meydana gelen bir olaydan, tüm dünya bütün ayrıntılarıyla haberdar oluyordu.

 

Biz de seviniyorduk.

Bir diktatörün devrilmesi bizim de arzuladığımız bir şeydi.

Oyun çok uzakta tezgâhlanmıştı.

Yani meselenin iç yüzünü

Fark etmek kolay değildi.

Derken

Diktatör Bin Ali uçağına atladığı gibi ülkesinden ayrıldı.

Arkasından

İktidara bizim gönüldaşlarımız gelmez mi?

Sevinçten havalara uçuyoruz.

O Tunus ki,

Kadınların sokakta bile baş örtü takmasının yasak olduğu bir ülke iken.. şimdi bakanlık koltuğuna baş örtüsüyle oturan hanım efendi bakanların milletvekillerin olduğu duruma gelmiş. Nasıl sevinmeyelim?

Bundan iyisi Şam’da kaysı…

Nereden bilelim

Keferelerin Şam’da kaysı yerine zehir hazırladığını.

LİBYA

Tunus devrimini tam bir sevinçle karşıladık ama iş Libya’ya gelince Tunus gibi sevinmedik.

Biraz buruk bir sevinç oldu.

Nede olsa Kaddafi’nin geçmişte Türk halkına karşı yaptığı iyilikler vardı.

Gerçi

Erbakan Hocamızın Libya ziyaretinde pot kırmış bunu fırsat bilen batı entelijansiyası haberi allayıp pullayıp yerli işbirlikçilerine servis ederek Hocamızı zor durumda bırakmıştı ama…

Maalesef Kaddafi

Son zamanlarda ele avuca sığmaz bir görüntü arz ediyor, iyice zıvanadan çıkmış bir sürü absürt hareketler yapıyordu.

Buna rağmen onun devrileceğine ihtimal vermiyorduk.

O zamanki Başbakanımız

Sayın Erdoğan’da ihtimal vermiyor veya oyunu görmüş Kaddafi’nin devrilmesini istemeyen bir beyanatta bulunmuştu.

Ancak

Adamlar planı yapmış ve uygulamaya koymuştu.

TRANSATLANTİKLERİMİZ SAVAŞ GEMİLERİMİZ

Başbakanımız böyle beyanat verdi ama söylediklerini kim kale alır?

Fransa

Libya’yı bombalamaya başlamıştı bile.

Ve

Libya’yı bombalamaya başladığında ortada BM kararı bile yoktu.

Kim ne yapabildi?

Arkadaşlarımız soruyor: Başbakan neden sahip çıkmadı diye.

Başbakanımız sahip çıktı

Ama

Başbakanımızın söylediklerinin ağırlığı olması için, bizim Transatlantiklerimizin savaş gemilerimizin uçak gemilerimizin Libya önlerinde, Atlas Okyanusunda demirliyor olması lazım. Yoksa kimse sizin sözünüze bakıp Libya’yı bombalamaktan vaz geçmez.

İŞİN RENGİ BELLİ OLUYOR

İşin rengi Kaddafi’nin feci şekilde öldürülmesinden sonra yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı ama yapacak bir şey yoktu.

Kaddafi

Aynen Saddam Hüseyin’e benzer bir uygulama ile katledildi.

Saddam dehlizden çıkarıldı.

Kaddafi kanalizasyondan.

Saddam

Bayram sabahı idam edildi.

Kaddafi linç edilerek öldürüldü.

Bütün bunlarda

İslam dünyasına verilen bir mesaj vardı.

O da

‘’Bize tabi olmayanları, baş kaldıranları böyle yaparız..’’ mesajıdır.

MISIR

Meselenin gidişatından biraz işkillenir gibi olduk ama

Bu şüphelerimizi Mısır’la giderdiler.

Mısır’da diktatör Mübarek devrilip yerine Mursi gelince gerçekten de bu işin Arap ülkelerindeki diktatörlerin işini bitirme operasyonu olduğuna inanmaya başladık.

İNGİLİZLER BÜYÜK OYNADI

Mısır’da Mursi’nin iktidara gelmesi büyük bir hadiseydi.

İngilizler büyük bir risk aldı.

Mursi’den sonra Mısır tekrar İngilizlere dönmeyebilirdi.

Ama

Yüzyıldan uzun bir süredir Mısır’ı elinde tutan İngilizler demek ki bu hesapları iyi yapmıştı.

İngilizlerin

Türkiye’deki medya uzantıları bile Mursi’nin iktidara geldiği günlerinde neler yazdıklarını hatırlarsanız planın nasıl da tıkır tıkır işlediği anlaşılır.

Bu sırada

Mursi Türkiye’ye geliyor. Reis Kahire’de halka hitap ediyor

Türkiye Mısır arasında hızlı bir trafik işlemeye başlamıştı.

Yani

Neredeyse Türkiye Mısır tek ülke olma noktasına hızla ilerliyordu.

Her konuda mutabık olan iki ülke Suriye meselesini de suhuletle çözeceklerine inançları vardı.

SURİYE

BEŞŞAR VE ERDOĞAN

Suriye’de olaylar 2011 de başlamıştı.

Ve

Başladığında her hangi bir silahlı eylem falan yoktu.

İnsanlar demokratik hakları için yürüyüşler yapıyor, haklarını talep ediyordu.

Rejim ne yaptı?

Yürüyenleri keskin nişancılarla vurarak yere serdi.

Yakaladığı protestocuları ağır işkenceler altında şehit etti.

Bütün bunlara rağmen

Reis

Beşşar’ı arayarak makul olana çağırıyor, ayağına defalarca Dış işleri bakanı Davutoğlu MİT müsteşarı Fidan’ı gönderiyor olayları yatıştırmaya çalışıyordu.

 

Hatta

Beşşar Esad’a : ‘’Aday olursan senin seçim kampanyana bizzat kendim katılacağım..’’ dediğini o günkü medya yazmıştı.

Bütün bunlara rağmen Beşşar İran ve Rusya’ ya güvenip katliam yapmaya.. hapishaneleri mazlumlarla doldurmaya başladıysa biz ne yapabilirdik?

‘İyi yaptın Beşşar!’ mı demeliydik?

Adam

Savunmasız insanlara ateş ediyor

İsrail’e karşı bir kere bile kullanmaya cesaret edemediği uçaklarla kendi vatandaşlarını bombardıman altına alıyor.

Ne demeliydik kardeşim?

Kimin yanında olmalıydık?

O sırada siyasilerimizin maksadı aşan bir-iki lafı olmuş olabilir.. o laflar söylenmeseydi daha iyiydi.

Ama

O bir-iki laf için baştan beri duruşumuz yanlış mı? Hayır! Yanlış değil.

Yani

Bugünden neticelere bakıp ehkam yürütmek yerine

O güne gidip o gün neler oldu ona bakmak lazım.

O zaman yanılıp yanılmadığımız anlaşılır.

Tam aksine ülkemiz ve liderimiz mazlumlara sahip çıkarak şeref duyacağımız bir duruş sergiledi.

Asıl yanılan bizler değil.. hala Beşşar’ın yanında durmaya devam edenlerdir.

Meselenin özü şu:

Suriye meselesinde başından beri doğru yerde duruyoruz.

Ancak

Gücümüz bu kadarına yetti.

 

Emin Batur

Emin Batur *

Tüm Yazıları →
Emin Batur

Ayrıca Bakınız

KAYSERİ’DE TACİZ 

Emin Batur DÜNYADA SAVAŞ  Savaşın  Ayak sesleri yaklaştıkça ülkeler de saflarını belirlemek üzere yeni ittifak …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir