Pazar , 3 Mart 2024
Son Dakika Haberler

Türkiye’nin sorunu

Türkiye’nin sorunu

Türkiye’nin ayağa kalkması, kendisine gelmesi, büyük ve müreffeh bir ülke olması, zincirlerini ve prangalarını kırması, her zaman batıyı ve onun taşeronlarını rahatsız etmiştir.

Aylardır toplantı üzerine toplantı yapan, havanda su döverek bir arpa boyu yol alamayan uzlaşmazların sorunu da bu. Bunlar adeta bir iş yapmamak, bir karar almamak üzere toplanıyorlar.

İngiltere Başbakanı Churchill, Amerika Birleşik Devletleri Devlet Başkanı Roosevelt ve Sovyetler Birliği Genel Sekreteri Stalin’in II. Dünya Savaşı sırasında 1945 Yalta Konferansında bir haftada dünyayı aralarında paylaştılar. Yuvarlak masanın asları acaba neyi paylaşamıyorlar?

Birbirine benzemez beceriksizler ittifakı her seferinde büyük gürültü ve tantana ile bir araya geliyor, toplantı sonrası savaş kaybetmiş komutanlar gibi sessizce dağılıyorlar. Her zaman umutlar bitmeyen radyo masalları gibi ‘’arkası yarına’’ kalıyor.

Taşeron bir anlayış üzerine kurulmuş bir partinin başını çektiği sömürge tipi bir cumhuriyet ve demokrasi anlayışının pişirilmek istendiği bu masada havanda su dövülüyor.

Her toplantı sonunda dağ fare doğuruyor. Masanın çevresi farelerle doldu. Fareleri yemlemek için ABD’ ye Hamburger (!), Londra tefecilerinden kazık yemeye kadar her fırsat deneniyor. Pazardaki ete sağan doğramaktan bazılarının göz pınarları kurdu.

Daha anası ve babası belli olmayan, adı konmamış bir çocuğun doğum haberi sürekli pompalandı. Millet umudunu yitirmeye başladı artık. Ne inatçı bir çocukmuş ki bu fırlama bir türlü doğmak bilmiyor. Şimdi de umutlar daha önce Merkel’in danışmanı olan ABD’li ekonomist Jeremy Rifkin’in ebeliğine kaldı.

Şeyhi Karga olanın dervişleri bol olur. Gitti derviş Kemal, geldi derviş Rifkin ve doğuma hazır lezbiyenlerin onursal başkanı Kemal!

Düş kırıklığı, umudun ve düşüncenin tükendiği yerde başlar. Bir Kaptan ha bre hayaller aleminde yüzer, ütopyalar okyanusunda gezerse maceradan maceraya koşar. En sonunda çaresiz, sığ ve bayağı bir limana demirler gemisini.

CHP’nin solculuğu, sosyalistliği, Kapitalizm düşmanlığı ABD’nin eteğinin altına sığınmaktan ibarettir. Ehh, orada nasıl bir kazık yiyeceklerini onlar düşünsün? Yedikleri kazığın tadını kendileri bilir. Ama, millete verecekleri zararın haddini ve hesabını kimse veremez.

Masayı sorunlar yumağı haline getiren kaptanın esas sorunu kiminle nereye gideceğini bilmemesidir. Batının gazıyla dolduruşa gelen, düşmanında medet uman bir kaptanın gemisine binmekle imamın kayığına binmek aynı şeydir.

İş işten, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra, denizin azgın dalgaları arasında boğuşan S.O.S veren bir gemideki Kaptanın son umut olarak; ‘’Ben de Musa’nın rabbine inandım demesi’’ firavunun imanı gibidir. Boğulmaktan onu ve gemisini ekonomist Jeremy Rifkin bile kurtaramaz.

Türkiye’de bunca yapılan faydalı ve güzel hizmetlere, yatırımlara, gelişmelere, alınan mesafelere kör, İslam’ın ‘’Hak ve Batıl’’ mücadelesindeki kriterlere ve referanslara sağır, dinden, imandan ve vicdandan uzak duygusuz, ruhsuz olmak bir milletin başına gelen Nuh Tufanından daha büyük bir felakettir.

İnsanın gördüğü halde kör, duyduğu halde sağır, hissettiği halde vicdansız olması kadar başına gelecek büyük bir musibet yoktur. İnsanın en büyük zaafı inanç, iman ve insanlık bağlarından koparak esarete ve köleliğe müsait hale gelmesidir.

Milletimizin çıkar ve menfaatlerine zarar verecek bir eylem ve söylemde bulunmak kim yaparsa yapsın tamamen zulüm, alçaklık ve ihanetten ibarettir,

Hiçbir ahlaki, mantıki delil ve referans ortaya koymadan sırf emperyalizme karşı başı dik ve tavizsiz Müslüman bir lider olduğu için Başkan Erdoğan’a düşmanlık yapmak milletimizin düşmanlarının değirmenine su, kendi cehennemlerine de odun taşımaktır.

Muhalefetin sorunu çare üretmek değil, iktidarın devreye soktuğu, hayata geçirdiği muhteşem hizmetler ve faaliyetler abideleri karşısında şaşırıp kalması ve üç maymunu oynamasıdır.

Allahtan, ahlaktan, adaletten ayrılırsan eğer; Hak diye batıla taparsın, çıkmaz yola saparsın, patinaj yaparsın, kendini ve seni izleyenleri ateşe atarsın, Nemrut gibi ülkeni ve insanlarını baştan sona cayır cayır yakarsın!

İktidar olsun muhalefet olsun en büyük körlük; hırs, nefs ve şahsi çıkarlar uğruna Hakkı ve hakikati görmezlikten, bilmezlikten gelerek yalan ve yanlışın peşine takılıp ülkeye ve millete zarar vermektir.

İktidarın sorunu; Milli Eğitim dahil 20 yıldır hala birçok şeye muktedir olamaması, muhalefetin sorunu ise; iktidarda olup kendisini muktedir zannedip seraplar peşinde koşması, milletin iç ve dış düşmanlarına inanması ve gavurun kılıcını sallamasıdır.

Zor bir zamanda, dar bir boğazdan geçen bir milletiz. İnşallah, bu badireyi de emperyalizme uşaklığı peşinen kabul eden kılkuyruk yerli münafıklara ve onların peşine takılan kifayetsiz ahmaklara rağmen kazanacağız, Allah’ın izniyle.

Arif Altunbaş, Haber 7

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Uşaklar ve Kavşaklar

Arif Altunbaş ‘’BİR bilim insanının dinci olabilmesine bir türlü akıl erdirememişimdir. Dindar olabilir. Ama dinci …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir