Perşembe , 29 Şubat 2024
Son Dakika Haberler

Bir ümmet uyanıyor

Osmanlının yıkılması, Halifeliğin kaldırılması, tüm İslam ülkelerinin İngiliz, Fransız ve diğer batılı emperyalist güçlerin işgaline düşmesiyle; İslam ümmeti baskı ve kontrol altında tutulması, kol ve kanatlarının kırılması planlanıyordu.

Dış güçlerin kendi aralarında birleşip her cepheden Osmanlıya saldırmasıyla Osmanlı ordusu büyük kan kaybetti, kayıplar verdi. Osmanlı askerleri her cephede aslanlar gibi İslam topraklarını kanlarının son damlasına kadar savundular. Öyle ki; erzakları, mermileri tükenen, etrafları düşman güçleriyle sarılan Osmanlı askerlerinin Filistin, Kudüs, Yemen, Basra, Medine, Şam… cephelerinde düşman güçlerine teslim olmaması, Kaplanlar gibi düşman birliklerine var gücüyle saldırarak şehit oluncaya kadar şavaşmaları düşman komutanlarınca bile takdirle karşılandığını yıllar sonra onların yazmış olduğu hatıratlarından öğreniyoruz.

Osmanlı yıkıldı ve tüm toprakları da işgal edildi. Müslümanlar yabancı güçlerin esareti altına girdiler. Osmanlı ile beraber emperyalistlere karşı savaşmayan bazı kabilelerin ihanetinin bedelini  bütün Ortadoğu halkları esaretle, işgallerle ödediler. Hala da ödemekteler…

Daha sonra işgal güçleri işlam ülkelerinin topraklarını işbirlikçiler arasında paylaştırdılar. Kendilerine bağlı kukla hükümetler kurdular. Bu ülkelerin başına yerli diktatörler getirerek sömürü sistemlerini yürüttüler.İşgal ve sömürülerini yerli münafıkların vasıtasıyla sürdürdüler…

İslam ülkelerinde İslam düşmanlığı, bu kukla devletler vasıtasıyla yapıldı. Bu devletlerin rejimleri; Krallıktı, Sultanlıktı, Emirlikti, Cumhuriyetti hiç fark etmedi. Hepsinin başına Allah düşmanı kukla yöneticiler getirildi. Hepsi kendi halkına zulmeden diktatörlerdi… Batılılaşma, Avrupalılaşma, laiklikleşme adına İslam’ı yok etmek için, İslam düşmanlığı devlet politikası haline getirildi. Yavaş yavaş sinsice kendi tarih, kültür ve medeniyetimiz katledildi.

Müslümanların kendi ülkelerinde Müslümanca yaşaması ateşten bir gömlek haline geldi. Kendi ülkelerinde yabancı muamelesi gördüler…

İslam tarihine, geleneğine, kültürüne, edebiyatına, sanatına karşı bu kukla devletler eliyle savaş açıldı. Batıdan gelen her şeye ülkenin kapıları açıldı. İslami olan her şeye kapılar kapatıldı. Bu hal, Moğol istilası kadar İslam ülkelerinde tahribat yaptı.

Devletin başından  eğitim kurumlarına kadar sömürge kültürü hakim olmaya başladı. Yabancılaşmaya direnenler; hain olarak, asi olarak, devrim düşmanları olarak, gerici ve yobaz olarak yargılandılar, sürüldüler, sindirildiler, dışlandılar, idam sehpalarında  haftalarca meydanlarda sallandırıldılar… Meydan, yabancıların bu ülkelerdeki işbirlikçi ajanlarına kaldı. İp p…n eline geçti.

Osmanlı Devleti ayakta iken, Avrupa’nın Kralları bile İslam aleyhinde bir söz söyleme cesaretini kendilerinde bulamazken, İslam’a küfretmek, İslam’a hakaret etmek, İslam’ı yok etmek, adları Habip, Mustafa, Ali, Hüseyin, Hasan, Cemal, Kemal, Muhammet ama ruh ve bedenleri Firavun olan emperyalizmin kuklaları yerli münafıklara kaldı.

Artık düşman Yemen, Filistin, Cezair, Hicaz, Basra, Musul, Balkanlar ve Kafkas cephelerinde değil, İslam ülkelerinin başında, en üst düzeyde astığı astık, kestiği kestik diktatörler ve yöneticilerdi.

Allah düşmanlarının bir hesabı varsa; Allahın da bir hesabı vardı.Ve Allah’ın hesabı bütün zamanlarda, bütün hesapların üzerinde idi. Ve öyle de oldu, öyle oluyor ve öyle de olacak Allahın izniyle…

Bütün bu süreçlerden en çok etkilenen, en çok tahribat gören ülkelerin başında  şüphesiz Türkiye  gelmektedir. Kaderin cilvesine bakın ki, tüm baskılara, zulümlere, devlet terörüne rağmen yine bütün bu ülkelerin başında İmamı Yesevi’nin, Yunus’un, Horasan erlerinin ve erenlerinim çocukları, karanlıkların, baskı ve zulmün zincirlerini ilk olarak kırdı, silkinip doğrularak Anadolu aslanları olarak yeniden dirilip ayağa kalktı.

Çeşitli badirelerden geçerek bu güne gelen Türkiye,  dik durmaya başlayınca tekrar Müslüman halkların cazibe merkezi haline geldi. Bu dik duruş; yıllardır ezilen, bastırılan dünya Müslümanlarının içindeki korku duvarlarını yıktı.Türkiye yeniden tarihteki yerini almaya, rolünü kuşanmaya başladı…

Korkuyu ilk yenen Tunus halkı emperyalizmin kuklası diktatörlerini alaşağı eder etmez, tüm İslam ülkelerinde özgürlük ve bağımsızlık rüzgarı Firavunların kalelerini sallamaya başladı.

Otuz yıldır Mısırlılara zulmeden, Gazze’ye İsrail ile birlikte amborgo koyan Mısır Firavunu saltanatını uzatmak için manevralar yapmaya çalışsa da gidecek… İşbirlikçi Ürdün Kralı kemerleri gevşetse  de; O da gidecek… Fas, Cezair , Yemendeki….kukla yönetimler de gidecek… Bu özgürlük ve bağımsızlık rüzgarı tüm kartondan Kaplanların, İslam düşmanı Münafık yöneticilerin kapılarını mutlaka teker teker çalacak… Kuzu kuzu, tıpış tıpış gidecekler…

ABD’nin, Fransa’nın, Almanya’nın, İngiltere’nin endişe ve telaşları, İsrail’in korkuları boşuna değil. Sahte kabadayıların etekleri tutuştu… Ateşleri bol olsun…

Aş, iş ve özgürlük diye başlayan bu ayaklanmalar tüm ezilen ve baskı altındaki toplumların kurtuluş mücadelesidir. Bu rüzgar emperyalizmin yerli Münafıklarının saraylarını başlarına yıkacak…

Ortadoğu insanı kölelik zincirlerini kırıyor, kendi ülkelerinde Mankurtlaştırılan Müslümanlar, artık kendi iradelerine sahip çıkıyor… Firavunların karton kaleleri peş peşe yıkılıyor.

Türkiye’nin yıktığı korku duvarlarının arkasından; uyutulan, uyuşturulan bir Dev,  bir ümmet  uyanıyor…

Arif Altunbaş

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Depremin öğütleri

Arif Altunbaş İnsanlık imanla inkâr, itaatle isyan, iyilikle kötülük, Hak ile batıl, hakikat ile yalan …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir