Pazar , 3 Mart 2024
Son Dakika Haberler

ÇANAKKALE ZAFERİ’NDEN REFERANDUM ZAFERİNE

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nden bu yana yüz iki yıl geçti. Müttefik kuvvetler kara savaşlarının ardından 9 Ocak 1916’da Boğaz’ı terk ettiler. Biz gelmezler zannettik; onlar 13 Kasım 1918’de İstanbul Boğazı’na demir attılar. 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ettiler. Lozan’ın imzalanmasının ardından her ne kadar kitaplarımız 6 Ekim 1923 diye yazsa da 2 Ekim 1923’te İstanbul’u terk ettiler. Bu terk ediş askeri amaçlı bir terk ediş idi. Siyaseten terk etmeyi asla düşünmediler. İşte bugünlerde yaşadıklarımız bu yargımızın doğruluğunun tam da kendisidir. Çünkü düşman asla unutmaz, asla vazgeçmezdi. Akdeniz Seferi Müttefikleri Başkomutanı General Hamilton: “Türklerin yalnız İstanbul’dan değil, Anadolu’dan da sökülüp atılması “gerektiğini söylüyordu. Amiral Carden, 2 Mart 1915’te yaptığı açıklamada: “İki hafta sonra Marmara’dayız!” diyordu. Müttefikler devasa donanmalarıyla Çanakkale önlerine gelerek Osmanlı’ya: “Seni tarihten atmaya geldik, senden korkumuz yok, sana saygımız yok.” der gibiydiler. Onlar böyle düşünürken, böyle hayal ederken Asteğmen Mucip diyordu ki: “Ya Avrupa’dan Endülüslüler gibi kılıç ve kamçı darbeleri altında kovulacak veyahut şeref ve haysiyetimizle bu güzel topraklarımızda yaşama hakkını kazanacaktık. En ağır silahımız bu düşünceydi.”

Savaşlarla olmayacağını anladıklarında soğuk savaşa ve sinir harbini başlattılar. Başlayan Hilal ile Haç’ın mücadelesiydi, haçlı savaşıydı. Hira’nın evlatları ile Olimpos’un çocuklarının bitimsiz mücadelesiydi. Çünkü onlar asla vazgeçmeyecekler, onlar vazgeçmediği sürece biz de vazgeçmeyeceğiz. Onlar ister ki biz her türlü inancımızı ve değerimizi terk edelim. Onlar üzerimize geldikçe, biz her türlü değerimize sahip çıktığımız müddetçe ayakta durabileceğiz, ülkemizi ve milletimizi koruyabileceğiz.

Kendilerince Çanakkale’de son darbeyi vurabilmek için getirebilecekleri kim varsa alıp geldiler. Afrika’dan ve Hindistan’dan getirdikleri Müslümanları bile üzerimize saldılar. Çanakkale cephesinde bazen safları ezan sesleri belirliyordu. Siperlerimizdeki ezan seslerini duyan Müslümanlar bulundukları yerlerdeki topları imha edip bizim saflarımıza katılıyorlardı. Kurdukları tuzaklar başlarına geçiyordu.

Onlar gibi düşünmek, onların kanunlarını almak, onların kıyafetlerini almak, onların rejimlerini almak, cumhuriyet, demokrasi, insan hakları, kadın hakları, hümanizm, romantizm gibi değerlerini benimsemek onları kesmedi. Ve bütün bunların birer makyaj malzemesi olduğu görüldü. Dinlerine girmediğimiz müddetçe, bunu da açık açık dünyaya ilan etmediğimiz müddetçe yakamızı bırakmayacaklar. Biz de inancımız gereği değerlerimize sahip çıkmaya, onları çatlatmaya devam edeceğiz.

Çanakkale’de savaştıklarımızla bugün siyaset arenasında referandum savaşı yapıyoruz. Avrupa’nın neredeyse tamamı referandum savaş alanına çevrilmiş durumdadır. Türkiye’nin iç meselesi olan sistem değişikliğini halkına sormak istemesi Avrupa’yı neden bu kadar telaşlandırdı, endişelendirdi? Sadece endişelendirmekle kalmıyor aynı zamanda taraf olmasına yol açıyor. Her halükarda Türkiye’nin yanında yer almayanlar, Türkiye’ye yönelik her türlü terör oluşumunu destekliyor, sahip çıkıyor ve koruyorlar. Türkiye’nin aleyhine olacak her türlü gelişmeyi destekliyorlar. Referanduma gelince ‘hayır’ saflarında yer alıyorlar. Her yerde ve her şeyde düşmanlıklarını gizlemeyenlerin  ‘hayır’ etrafında buluşması, kendi aralarındaki her türlü husumeti bir kenara bırakıp Türkiye’nin iç meselesinde taraf olmaları bizi hiç düşündürmeyecek mi? Bundan bir şeyler çıkartmayacak mıyız?

Bizim makul insanımızın hayır demesini çeşitli gerekçeleriyle anlamak mümkündür. Onlar da bu vatanı bizim kadar seviyorlar. Kimsenin vatan sevgisini sorgulamak gibi bir hakkımız yoktur. Bugün hayır der, yarın başka bir şey der. Bu insanlar yarın omuz omuza olacağımız insanlardır ve bizim insanımızdır. Gaza gelip, tahriklere kapılıp insanımıza dair bakışlarımızı olumsuzlamamalıyız, oyuna gelmemeliyiz. Fakat dünyada oluşan ve oluşturulan ‘hayırcı’ ittifakını güzel bir şekilde anlatmalıyız.

18 Mart 1915’te Çanakkale’yi geçirmediklerimiz, Boğaz’a gömdüklerimiz ‘hayır‘ diyorsa, Kurtuluş Savaşı’nda Doğuda, Güneyde, Egede yendiklerimiz ve denize döktüklerimiz ‘hayır’ için uğraşıyorsa şimdi biz “Ne oluyor arkadaş, bu ne iş!” demeyecek miyiz? Kurtuluş Savaşı’nda bizi var olmak ya da olmamak arasında bırakanlarla bugün aynı saflarda yer almak, onların değirmenine su taşımak hangi kinin ve inadın sonucudur? Bunu düşünmeliyiz. Erdoğan düşmanlığı ülkemizin ve milletimizin düşmanlarıyla iş tutmayı beraberinde getiriyorsa biraz durmak ve bu durumu sorgulamak lazımdır. Kimse reisi sevmek zorunda değildir; fakat reise olan kin vatan sevgisinden üstün olmamalıdır, milli duruşu daima muhafaza etmek gerekir. Bizdeki referandum Avrupa’yı neden bu kadar gerdi sorusunun doğru cevabı durumumuzu, durmamız gereken yeri gösterecektir.

 Ömer Naci Yılmaz

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir