Cuma , 23 Şubat 2024
Son Dakika Haberler

TELEVİZYONLARIN KAR HABERLERİ

Televizyonların kar haberleri ve habercilik dili üst düzey yöneticisinden sokaktaki muhabirine kadar ne kadar cahil, ne kadar aymaz olduklarını gösteriyor. İstanbul’a kar yağmayacak olsa diğer yerlere yağan karlar bunları hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Koskoca Türkiye’yi İstanbul’dan ibaret sayan bu anlayış yıkılmalıdır. Birilerinin Türkiyelileşmemesi gibi Televizyonlarda Türkiyelileşmediler. İstanbul’a kar yağınca televizyonların acar/çömez muhabirleri sokaklara dalıyorlar, arka arkaya giderek, konuşarak felaket varmış gibi üst perdeden konuşuyorlar. Onların bir gün iki gün, bilemediniz üç gün yaşadıklarını Türkiye’nin büyük bir bölümü günlerce, haftalarca yaşıyor; fakat oralardan hiç ses çıkmıyor. Van’ın Bahçesaray ilçesinin yolu neredeyse aylarca kapalı kalıyordu. Bir iki gün haber olur, geçiştirilirdi.

Televizyonlarımızın ve yazılı medyanın kullandığı habercilik dili gerçekten evlere şenlik. “Beyaz afet, beyaz kâbus, beyaz tehlike…” Ne olmuş yani? Bilmesek zannedeceğiz ki savaşa girdik, bombalar İstanbul’a düşüyor. Maazallah İstanbul’a bir bomba düşse kıyamet televizyonlarda kopacak. Düşmanı yenmek mümkün; fakat bu medyayı hizaya getirmek çok zor görünüyor. Savaşı, yıkımı, kıyımı, talanı, yağmayı ve katliamları yaşayan ülkelerin televizyonları bile bunların kar haberleri karşısında sessiz kalmaktadır.

Kar yağışlarına farklı bir açıdan ve olumlu yönde bakılamaz mı? Yağan karın bir nimet olduğunu, bir rahmet olduğunu anlamak çok mu zordur. Televizyonlar hep Meteoroloji uzmanlarını, Karayolu ekiplerini ve Trafik memurlarını konuşturuyorlar. Siz hiç çevre mühendisi konuşturan, gıda mühendisi konuşturan, ziraat mühendisi konuşturan, veteriner konuşturan bir televizyon kanalı gördünüz mü, duydunuz mu? Bir de bu insanları konuşturup onların karla ilgili değerlendirmelerini alsalar ya. Yapmazlar, yapamazlar. Bunu yaparsalar nasıl felaket tellallığı yapacaklar. Yeni baştan bir habercilik dili yakalamaları ve geliştirmeleri gerekecektir. Tabi ki bu sansasyonel haber anlatımına aykırı olacaktır. Öyle ise bildiğimizi okumaya devam edelim anlayışı geçerliliğini koruyacaktır.

Ya o beyaz vahiy almasa, beyaz tesettür olmasa, ya o beyaz rahmet olmasa kim, hangi kuruluş, börtü böceğe, ormanların sakinlerine, can suyu bekleyen yeşilin köklerine uzanabilir ki? Toprağı ve ekini kim nasıl besleyebilir ki? Yer altı sularını kim destekleyebilir, barajları kim doldurabilir ki? Yazın ve kurak havalarda kullanacağımız suların beyaz vahiyle, beyaz tesettürle korunduğunu ve tutulduğunu ne zaman anlayacağız? Bunun bir rahmet olduğu neden görülmez ve anlaşılmaz? Hangi rahmetin bir zahmeti olmaz ki? Dünyada cennet hayatı beklemek kimin ne haddine? Hem kar yağışını izlemek isteyeceksin, hem kartopu oynamak isteyeceksin, kamera karşısına geçince de beyaz kâbus diyeceksin, öyle mi?

Öncelikle tasavvurunuzu, hayata ve beyaz vahye bakışınızı, ardından da dilinizi düzelteceksiniz. Allah ile vahyi ile peygamberi ile ve getirdikleri nizam ile barışacaksınız. Kâbus, afet, felaket baktığınızda değil, bakışınızdadır. Öncelikle bakışınızı değiştirmek zorundasınız. Aksi ile Allah’ın her türlü yasasına kâbus diye, afet diye, felaket diye bakarsınız, işte bu da sizin kâbusunuz olur.

Beyaz vahyin,

Beyaz tesettürün ve

Beyaz rahmetin Rabb’ine sonsuz kere hamdolsun.

Ömer Naci YILMAZ

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

ACIN SEVGİN KADARDIR

Ömer Naci Yılmaz  İnsanlık şahit oldu, tarih kaydetti, biz okuduk. Hollywood filmeliriyle her ne kadar …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir