Perşembe , 25 Temmuz 2024
Son Dakika Haberler

KADINLARIMIZ GÜN GÖRDÜMÜ Kİ?

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Kadınlarımıza kutlu olsun. Bu kutlamanın tarihi arka planına değinmeyeceğim. Bu kutlamanın nasıl başladığının hikâyesinden ziyade bugünkü kadınlarımızın hikâyesine bir göz atmak lazım diye düşünüyorum. Kadınların ezildiği, horlandığı, dışlandığı, aşağılandığı, meta gibi alınıp satıldığı, ne demekse yeri geldiğinde dayaktan geçirildiği, dövüldüğü ve öldürüldüğü gün gibi ortadadır.

İnsanların ekonomik seviyeleri düzeldikçe, refah düzeyleri yükseldikçe, teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir şekilde ilerledikçe, kadının toplumdaki yeri ve önemi yüksek bir sesle dillendirildiği halde kadına yönelik şiddet aynı oranda artmaktadır. Bir zamanlar yüksek sesle dahi konuşulmaz dediğimiz kadınlar maalesef bugün birer fidan gibi biçilmektedir.

Kadına yönelik her türlü olumsuzluğun arkasında genellikle sosyo-ekonomik sebepler aranmaktadır. Bu ne kadar doğrudur, tartışılır. Fakat bilinen bir gerçek var ki bu millet fakirliği, yokluğu, kıtlığı iliklerine kadar hissedip yaşarken; elde yok, üstte yok dediğimiz zamanları yaşarken bile kadına yönelik şiddet diye bir kavram veya bugün yaşanan bu gerçeklik yoktu. Erkekler mi bozuldu? Kadınlar mı bozuldu? Bunlara cevap vermemiz maalesef sorunu çözmeyecek, bir katkısı da olmayacaktır. Herkes sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdiğinde, hakkını ve haddini bildiğinde bu sorun minimize edilebilecektir.

Kadına şiddet sorunu bir gerçeklik olarak gündemimizi işgal etmektedir. Bu konuda haddinden fazla acılara ve dramlara tanık oluyoruz. Bu sorun durup dururken mi ortaya çıktı? Elbette hayır. Hangi halk hikâyemizde kahramanımızın kadına şiddetini gördük? Hangi tarihi şahsiyetimizin kadına şiddetini gördük? İlmi gelişmelere imza atmış hangi bilim insanının kadına şiddetini gördük? Hangi peygamberimizin kadına şiddetini gördük? Cahillikten oluyor denilip işin içinden çıkamayız. İnsanlık en cahil dönemlerinde bile bu şiddeti bilmezdi, uygulamazdı. Modernlik arttıkça canilik de armış oldu. İnancımızın tüm referansları kadına özel bir önem atfederken bu insanlar nerelerden besleniyorlar ki bu şiddeti ekmek ve su gibi kullanabilmektedirler.

Birileri ve birilerinin sanat adına yaptıkları soytarılıklar bu sorunu körüklemiştir. Şerefli Türk filmlerinde (!) kadını dövmek erkeklik alâmeti olarak sunulmuştur. Anneye yaranmanın formülü eşi veya kızı dövmekte aranmıştır. Kafanı kırarım, bacaklarını kırarım şeklindeki kadına, kıza meydan okumaları erkeklik göstergesi kabul edilmiştir. Sinemalar, televizyon dizileri, tiyatro oyunları maalesef bu anlayışı körüklemiş, özendirmiş ve benimsetmiştir. Utanmadan, sıkılmadan bunun adına da sanat diyebilmişlerdir. Kadını soymayı sanat diye pazarlayanlar, çıplak kadın heykeli yapanlar, kendi kızının, karısının ‘nü’ resmini yapanlar sanatçı diye pazarlanmış, bunların yaptıkları için “böyle sanatın içine tükürürüm” diyen bir siyasetçimizin bu çıkışı kadın onurunu korumak olarak görülmesi gerekirken adeta kadın ve sanat düşmanı ilan edilmiştir.

Kadına şiddet meselesi bizim tarihimiz ve kültürümüz açısından tanıdık bir şey değildir. Allah’ın nimeti ve emaneti olan kadına kim ne hakla şiddet uygulayabilir? Bunu savunabilir? İnsan bunu nasıl olur da bir hak olarak görebilir? Şiddet uygulayarak kim hangi sorununu çözebilmiştir.

Kadına yönelik şiddet sorunu çözülür mü? İnsan var olduğu müddetçe bu sorun da var olmaya devam edecektir. Fakat kendisini İslam’a nispet eden insanların böyle bir gündemlerinin olmaması gerekir. Yerimizi bileceğiz, haklarımızı, sorumluluklarımızı ve hepsinden öte haddimizi bileceğiz. İnsan olacağız ve bu sorunu ortadan kaldıracağız. Feminist kafalarla, ataerkil anlayışlarla bu sorunu ortadan kaldırmamız mümkün değildir.

Kadınlarımızın yaşadıkları sorunları konuşmak, gündem etmek sonunda da tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlamak en kolay olanıdır. Önemli olan bu sorunun ortadan kaldırılması için gerekli adımların atılmasıdır. Sanatından siyasetine, ekonomisinden çalışma hayatına kadar her alanda inisiyatif alınmalıdır. Bunu yapacak olan da siyaset kurumudur. Sigara içilmesinin önlenmesi noktasında nasıl önemli bir mesafe alındıysa bu konuda da mesafe alınması mümkündür. Yeter ki samimi olunsun.

Kimliğine, rengine, inancına, siyasi tercihine bakmıyoruz. Ayrıştırıcı olan her türlü anlayışa sırtımızı dönüyoruz. Emanete hıyanet bizim tarihimizde yoktur. Birileri kültürümüze, hamurumuza, mayamıza kadına şiddet diye bir mikrobu bulaştırmış olsa da insani erdemlerimizi öne çıkartıp malum mikrobu yenmesini bilmeliyiz.

Sevgili kadınlar, analar, bacılar, eşler, yavrular Allah sizi var etsin. Dertlerinizi yok etsin. Peygamberimiz cennetin anahtarının sizlerin ayaklarınızın altında olduğunu söylemiş ya insan bunu anlamaktan nasıl aciz olabilir ki? Size kalkan her el cennetin kapanan bir kapısıdır. Beyler lütfen cennetinizin kapılarını kapatmayın.

Başlığa aldığımız cümleye gelince… Hakikaten kadınlar gün gördü mü ki? Her türlü sıkıntı, problem önce kadınlarımızı vurdu. Açlığı, yokluğu, kimsesizliği, zavallılığı, acizliği, terk edilmişliği, ihaneti hep kadınlarımız gördü ve yaşadı. Her şeye rağmen yine de ayakta durmasını, mücadele etmesini bildiler ve direndiler. Tüm kadınlarımıza selam olsun. Kadınlarımızın sadece 8 Mart Dünya Kadınlar Günü değil, her günü kutlu olsun. 8 Mart’ı unutturacak, gelmesini beklemeyecek güzellikler sizin olsun.

Ömer Naci Yılmaz

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir