Pazartesi , 22 Temmuz 2024
Son Dakika Haberler

SÜLEYMAN DEMİREL’İN SON RÖPORTAJI

Süleyman Demirel’in vefatının ardından birçok gazeteci yaptığı röportajı “Son Röportajı” başlığında yayınlayacaktır. Son röportajlardan birini de ben yaptım. “Ezandan Darağacına” isimli kitap çalışmamız için aşağıdaki röportajı yapmıştık.

Sayın Cumhurbaşkanım, 1950 öncesi tek parti yönetimi vardı. Tek parti yönetiminin hangi uygulamaları sosyopolitik şartlar içerisinde Demokrat Parti’nin doğmasına yol açtı. Demokrat Parti nasıl bir ortamda doğdu? Demokrat Parti’nin Kurucuları CHP’nin içinde görevli insanlardı. Demokrat Parti halkın beklentilerini nasıl okudu? Demokrat Parti nasıl doğdu efendim?

Evet, tabi bunun değişik açılardan değişik şekillerde izahı yapılabilecektir. Bu izahlardan hepsi doğru olmayabilir. Bir kısmı doğru olabilir. Bir kısmı tarihin süzgecinden geçecektir netice itibarıyla. Herkes fikrini söylediği takdirde ben de fikrimi söylemek durumundayım sorduğunuz soru karşısında. Bir defa Demokrat Parti’nin birinci avantajı 27 yıllık dönemin ardından 23’ten beri tek partinin ardından, bir dönemin sonunda Türkiye’de ilk yapılan bir seçimin içinden çıkmış olmasındandır. Türkiye halkı, savaş yıllarında büyük sıkıntılar çekmiş ve tek parti idaresinden şikâyetler var. Bunalmış hani, ülkenin yönetiminden şikâyetçi. Bu şikâyetleri bir ümide çevirmişler. Demokrat Parti o ümidi temsil etmiştir. Yani sıkıntılı bir dönemden sonra bir ümidi temsil etme. Demokrat Parti’nin öyle şansı olmuştur. Demokrat Parti’nin daha öncesi olmadığı için gelecek için vaat ettikleri şeyleri ne ölçüde yerine getirip getirmeyeceğini ölçmek mümkün değil; ama halk, herhalde bunlar mevcutlardan daha iyidir; çünkü mevcuttan daha kötüsü olmaz noktasına gelmiştir. Yani ayakkabı sıkmıştır. Bu ayakkabıyı değiştirme durumundaydı. Böyle bir konjonktürden demokrat parti yararlanmıştır. Bu konjonktürden yani halkın böyle sıkılmasına sebep nedir? Şunu söyleyelim: Türkiye Cumhuriyeti büyük bir transformasyondur. Tabiî ki bu transformasyon kolay bir transformasyon değildir. Bu ortaçağ toplumundan bir yeniçağ toplumuna geçilecektir. Çok şey değişti de zaten. Bu değişmelerin bir kısmı belki halkın gönül rızasıyla olmadı. Devrimle oldu, yani bırakalım zaman içerisinde bunların doğruluğu anlaşılır. Ona göre halk bunların hepsini alır, gerekeni yapar diye evrim olmadı. Vakti yoktu çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların. Çabuk yapılması lazımdı bu işlerin. Dünyanın her tarafında devrim kırıcıdır. Gerisinde şu veya bu şekilde bir takım acılar bırakır. Devrimi herkesin anlaması, hazmetmesi, onu doğru değerlendirmesi kolay değildir. Nitekim bu gün dahi bu devrimler kolay değil, halen daha kolay hazmedilmediğinin tartışmalarını görüyoruz. Tek umut görüyor Türkiye. Bir müslüman topluma, bu şartlarda siz bir laik devlet giydiriyorsunuz. Bu çok başka bir şey. Esasen dünyada 55 tane ahalisi müslüman olan devlet var bugün. Bunlar içerisinde bizim gibi hür demokrasiyle yönetilen bir devlet yok.

Bizim halkımız ufku geniş, en iyi inşa ve geri kalmışlıktan kurtulmayı anlayabildi. İyi şartlarda anlayabildi; ama anlayamadığı yerlerde var. Sonra devrim her şeyi doğru düşünse bile, doğru icra edemeyebilir. Türlü icraat hataları olmuştur. Evet, jandarma uygulamalarından tutun da, tahsildar uygulamalarına kadar; yol parasından tutun da, hayvan vergisi uygulamalarına kadar türlü şeyler olmuştur. Halkın % 85’i köylüdür. 1950’de böyle bir Türkiye’de ızdıraplar var, hizmetsiz bir Türkiye henüz. Köylü milletin efendisidir. Köylü için türlü şeyler düşünmüşüz, yapmaya çalışmışız; ama henüz genç cumhuriyetin gücü köye tümüyle girmeye yetmemiş. Ülkenin birçok köyünde yol yok, okul yok, su yok… halk yoksul. Bütün bu şartlar altında siyaseten sizin önünüzde bir büyük pasta duruyor doğrusu. Kesebildiğin kadar kes.

Güzel bir tespit efendim. Peki.

Bildiğim bir şeyi daha söyleyeyim.

Buyurun efendim.

1939’dan 1950’ye kadar Türkiye’de ekonomik büyüme eksidir. Türkiye büyümemiş, daralmıştır. Ve ekonomik büyümenin eksi olduğu yerlerde hükümetleri ayakta tutmak mümkün değildir. Bunu da kitabınıza kaydedin.

Ek olarak efendim, kaydedeceğim. 1946 seçimlerine Demokrat Parti de var. 7 Ocak 1946’da kuruluyor ve seçime giriyor. O gün CHP karşısında olmak, iktidara muhalefet etmek, nelerle karşı karşıya olmayı göze almak anlamına gelirdi. Hiç alışık olmadığı ikinci parti olayını yaşıyor ülke. Bu büyük bir risk değil miydi?

Evet, tabi. Aslında dünya konjonktürü değişmiştir. Türkiye’de keyfiliğin, zulmün ve işkencenin halk kitlelerine kanunsuzluk uygulamasının mümkün olmadığı bir dönem gelmiştir. Bütün bunlara rağmen yine öyle bir hareketin karşısına çıkabilmek cesaret işiyle olur. Cesaret işidir; çünkü eğer o seçimi kazanamazsa karşı çıkanlar epey zarar görürlerdi. Bu ihtimal vardı daha doğrusu. Mutlaka görürlerdi demek istemiyorum; ama o ihtimal her zaman vardır. Ama onu göze almıştı Menderes.

Bu manada Menderes’in cesaretinden bahsetmemiz gerekecek; çünkü en genç o idi herhalde ayrılanların içinde.

Menderes’in cesaretini tespit için Serbest Fırka’dan bahsetmek, almak lazım.

Buyurun efendim.

Serbest Fırka’nın kuruluşuna katılmıştır.  Yani o günde o cesareti göstermiş. Menderes müthiş bir adam, köylünün sorunlarını iyi biliyor ve çok hassas bir adam. Bu sorunlar karşısında görev yapmak icap ettiğini biliyor. Bir de ne olursa olsun ‘efe’ bir adam.

Eyvallah. Bu 1950 seçimlerinde çok büyük bir farkla demokrat parti büyük bir zafer kazandı. Dünya konjonktürü bunda etkili oldu. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik şartları da buna katabiliriz; ama vatandaşın, halk kitlelerinin pek de tanımadığı bir Menderes’i birden bire böyle parlatması CHP iktidarının halkın değerlerine karşı bir takım yanlış tutumlarının da bunda etkisi var mıdır efendim?

Yalnız şöyle bakın. Baraj kapakları kapalı, açıyorsunuz gürül gürül su akacak. Yani 50’li, 51’li,52’li,53’lü,54’lü yıllar Türkiye’de ne yaparsan doğru, ne yaparsan makbule geçiyor. Susamış bir halk, bugün olmazsa yarın olacağına inanmış, ümitli bir halk. Rahmetli Menderes o ümidin temsilcisi olmaya devam ediyor ve uçuyor. Nereden nereye, % 56 oy alıyor.

Aklıma getirdiniz. Fethi Bey’in İzmir Mitingi hazırlıkları sırasında CHP’nin tahrikleri sonucunda bir köylünün çocuğu açılan bir ateş sonucunda vuruluyor. İnsanlar kahvelerde, parklarda yatıyor, bir sonraki günkü miting için. Fethi bey bir otel lobisinde oturuyor. Köylü, çocuğu kucağına almış. Fethi bey’in masasına yatırmış ve ‘kurtar bizi bunlardan’ demiş. Bir dönem biz de sizin için ‘baba kurtar bizi bunlardan’ demiş, bağırmıştık. Demek ki millet ne olursa olsun hani dediniz ya ne koysan gidiyor. Millet tamamen bıkmış CHP’den, öyle anlaşılıyor. 1946 seçimlerinde sandık oyunları oldu. Zati sungur türkiye’de illüzyonistliğin kurucusu kabul edilir. O derdi ki ”46 seçimlerinde öyle oyunlar oynandı ki, ben bile beceremem o oyunları.”

Evet öyle olmuştur gerçekten.

Yine ben sizden dinlediğimiz bir şeyi paylaşmak isterim. 46 seçimlerinde öyle oyunlar oynandı ki demiştiniz, 46’da CHP’ye Siirt’te çıkan oyların sayısı Siirt’in 1965 nüfusundan fazladır.

Evet, doğru ben söylemiştim. Bunu birçok kere ben söyledim.

Demek ki millet yemiyor artık.

Hayır! Orada hiç kimse tutamazdı işi. Hem Türkiye şartları, hem dünya konjonktürü öyle olacaktı. Az bir şey söyleyeyim,  bu seçimlerin tabi, bu seçimlere çıkan Demokrat Parti heyetinin başında rahmetli Celal Bayar’ın bulunması büyük avantajdı. Bayar Atatürk’ün Başbakanı’dır. İstiklal Harbi’nin galip hocasıdır. İstiklal Harbi’nde Atatürk’ün en yakınlarındandır. Celal Bayar’ı halk tanıyor. Celal Bayar vatanperver bir adamdır. Halk onun ülkeyi maceraya sürüklemeyeceğini bilir. Celal Bayar’ın prestiji ve sağduyusu bu göreve çok müsaittir. Çok tecrübelidir, çok akıllıdır bu iş için, bu geçiş dönemi için. Çok büyük de hizmet etmiştir. Gerçi sonu iyi bağlanamadı. Ama vatanperver bir adamdır. Sonunun eza ve cefasına da millet sağ olsun, vatan sağ olsun diyerek katlandı. Darağacına kadar gitti o yaşında.

Sayın Cumhurbaşkanım, 50’den sonra yeni bir dönem, yeni bir sayfa açıldı Türkiye’de. CHP bu yeni dönemi içine sindirebildi mi? Demokrasiyi kabullenebildi mi? Yoksa bunun değişik tezahürleri oldu mu muhalefete düşünce?

Şimdi şudur mesele. Tek partiden çok partiye geçildiği zaman devlet partisi olarak kalmışsa tek parti, devlet partisi rolünü o üstleniyor. Seçim kaybetmiş devlet partisi seçim kazanana rahat vermiyor. Demokrat Parti iktidarı karşısında CHP ne kendisine ne de iktidara rahat vermemiştir. Esasen iktidar nasıl olur, muhalefet bunun karşısında nasıl yapılır bunu da bilen yoktu. Türkiye öğreniyordu. Öğrenme çağı çok pahalıya mal oluştur, Türkiye’ye. Netice ihtilâle varmıştır 

Sert bir mücadele geçmiş, onu anlıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanım Menderes’in teveccüh görmesinde, halkın Celal Bayar’a olan güveninin de etkisinin olduğunu söylediniz. Yani bunun da semeresini demokrat parti gördü. Halk kitlelerinin böyle fevc fevc Demokrat Parti’ye akın etmesinde önceki dönem uygulamalarının halkın değerlerine, inançlarına yönelik baskılarının bunda etkisi oldu mu? Ezanın yasaklanması hadisesi var, Kur’an’ın yasaklanması var.

Evet, onların tek parti idaresinin uygulamalarından kalan devrimlerin köşeliliğinden gelen incinmeler olarak söyledim. Hepsi de olmuştur.

Halk da bunu bu şekilde yansıtmıştır.

Evet, evet.

Celal Bayar’ı halk Atatürk’ün yanında da tanıyordu. Demokrat partiyle birlikte de halkın karşısına çıktığında halk ona teveccüh göstermede bir sıkıntı yaşamadı. Aynen demokratlar gibi CHP’den geldi.

Hepsi CHP’den geldi. Başka parti yoktu ki zaten. Kimsenin kimseyi itham etmesi mümkün değildi.

Aksi bir faturayı ona çıkarmadı. Yani CHP’nin birtakım uygulamalarıyla alakalı ‘sende ordaydın, sen de buna sebep oldun” gibi bir fatura çıkarmadı.

Çıkarmadı.

Kabulünden öyle anlıyoruz.

Öyle tartışmalar olmuştur; ama genelde büyük bir fatura çıkarmamıştır. Yani eleştirildiği zaman siz de o işin içindeydiniz, siz de o işin sorumluları arasındaydınız. Yalnız Celal Bayar’ın çok mertçe bir beyanı vardır. 46’da Demokrat Parti kurulduğu zaman dediği şey şudur. “buraya kadar olan tek parti icraatından hepimiz sorumluyuz.

Bu bir itiraftır.

Hepimiz sorumluyuz; çünkü zaten tek parti, başka parti olmadığına göre hepimiz o partinin üyesiyiz. Şimdi bu noktadan itibaren geçmiş partinin icraatından sadece bir parti sorumlu tutulamayacak, hepimiz sorumlu tutulacağız. Ama geçmiş partinin iyiliklerini de taksimde de tek parti olmayacak. Ama halk partisi olmayacak. Ama halk partisi hem iyilikleri üstüne aldı, hem kötülükler üstünde kaldı.

Kendisini de bundan arındıramadı.

Evet.

Arındıramadığı için Demokrat Parti 10 yıllık süreçte üç sefer seçim kazandı.

Pek öyle değil yani. Biraz evvel anlattım ortamı. Yani sadece o değil; o, unsurlardan birisiydi. Ama ortam. Açmış kapakları, ümit dağıtıyor, okul dağıtıyor, su dağıtıyor, imkân dağıtıyor. Üç bin traktör olan Türkiye’ye 54 bin traktör gelmiş. Fabrika kurmaya çalışıyor, barajlar yapmaya çalışıyor, yollar yapıyor. Bir şantiyeye çevirmiş Türkiye’yi. Evet, evet.

Yıllardır bir özlem var bu tür şeylere…

Evet.

Ezilmişlikten kurtulmak.

Evet, hayal edilemeyen şeyler yapılıyor.

Sizin çarıktan kurtaracağım bu milleti iddianız gibi. Sayın Cumhurbaşkanım, Menderes bu ülkede neyi başardı diye bir sıralama yapmaya kalksak neler söyleyebiliriz.

Menderes’in başarılarını saymak, dökmek mümkün değildir. Bu ülkede demokrasi uğruna, bu ülkede insan hakları uğruna, bu ülkede eğitim uğruna, bu ülkede yoksulluğu ortadan kaldırma uğruna, bu ülkede imar ve inşa uğruna, bu ülkenin itibarı uğruna, bu ülkede cumhuriyet uğruna, çağdaşlık uğruna ve bu ülkenin dünya devleti olması için güçlenmesi, kudret sahibi olması uğruna hayatını vermiştir.

İktidarda kalması uzun süre, on yıl. Belki seçime gidilebilseydi bu seçimden de galip çıkacaktı. İktidarda uzun süre kalmasının sırrının bu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet. Siyasette kalp akçe geçmez. Eğer kişide bir şey yoksa cevher yoksa halk, kolay kolay ona sahip çıkmaz. Halk sahip çıkıyorsa bu iş bitmiştir. Halkın beğendiği iktidar olur.

Bu, o günde geçerliydi, bu günde.

Her zaman geçerlidir.

Siyasette geçer akçe budur.

Siyasette geçer akçe dirayettir, hizmettir, başarıdır.

Sırrı bu diyorsunuz.

Evet.

Peki, Sayın Cumhurbaşkanım Demokrat Parti neleri başaramadı ki ülke darbe sürecine girdi. Ya da darbeye giden süreçte darbe için nasıl bir psikolojik hazırlıklar yapıldı?

Demokrat Parti millet iradesinin hâkim olduğu, yani hür basının, hür seçimle gelmiş parlamentonun güvenoyuna dayanan hükümet, çok partili hayatın getirdiği kurumlarla birlikte, bu kurumlar daha çok devletin hizmetinde bulunan kurumlardı. Askerdir, yargıdır, yönetimdir, idaredir. Yani daha çok ülkenin koşan diyebileceğimiz kurumlarıdır. Bunların teşkil ettiği kurumlar vardır. Ahengini tam sağlayamadı. Ve esasen böyle tek partiden halk idaresine geçilen ülkelerde bu tek partinin, yani halkın iradesi yadırganır. Çünkü daha önce idare ediliyordu işte. Kurumlar götürüyorlardı. Bu nereden çıktı halk. Halk denen unsur nereden çıktı? Nitekim yassı adada oranın hâkimi milletvekillerinden birine “cahil halk çoğunluğunun temsilcisi diye hitap etti. Yani devletin halka bakışı; cahil insanların oyu ile bizim oyumuz aynı mı olacak şimdi? Demokrat Parti’nin yıktığı en önemli hususlardan biri budur.

Sayın Cumhurbaşkanım, bu mantık bu günde devam ediyor mu?

Bu mantık her yerde devam eder. Sadece Türkiye’de değil. Bu derece derecedir. Öyle yerler vardır ki yani ehemmiyetsiz hale gelmiştir. Öyle yerler vardır ki halen önemlidir. Türkiye’de halen önemlidir bu mantık. Ama biz bunu yıktık. Demokrat Parti yıktı. Aslında biz yıktık. Ve onun için sandıksal demokrasi diye bizi tekazeye aldılar. Nerden çıktın diye bana sordular. Ben sandıktan dedim. Sandığı savunan benim Türkiye’de. Demokrasiyi aldığımız yerden götürdük. Ve daha doğrusu tek partiden çok partiye geçişte halkın iradesini temsil eden temsilciler, onların meydana getirdiği yönetim ve devletin mevcut kurumları tam bir uzlaşma içinde olamadı. Ve sanki Türkiye uçurumun kenarına geldi. Devlet çöküyormuş gibi bir manzara yapıldı.

Sayın Cumhurbaşkanım, bu manada sizler de sıkıntılar çektiniz, başbakanlığınız döneminde.

Çektim.

O kurumlar size de rezerv koydular.

Doğru. Doğru; ama netice itibariyle ben cumhurbaşkanı olarak görevimi tamamladım. Ve ben geldiğim her yere seçimle geldim. Bu bir mücadeledir. Yani o kurumlar da öğrenecektir, birtakım şeyleri

Türkiye’de biraz uzun zaman alıyor galiba

Hayır, zaten 50 sene, 60 sene çok parti için uzun zaman değildir. Daha Türkiye’nin 40 seneye ihtiyacı var

Bunlara alışabilmeleri için.

Evet, evet.

Bu demokrasiyi sindirebilmeleri için.

Evet, evet.

O zaman sizin çektiğiniz birtakım sıkıntıların bugün de çekileceği…

Onların hepsi Türkiye’nin tecrübe hanesine kaydedilmiştir. Rahmetli Adnan Bey’in hayatı, çektiği sıkıntılar… bedelini hayatıyla ödedi. Bizim çektiğimiz sıkıntıların hepsi, bizden sonra gelecek neslin çekeceği sıkıntılar, bir gün gelecek daha iyi demokrasinin bedelidir

Eğer iyi bir şeyler yapılacaksa, bunlar yapıldığı için başarılacaktır.

Evet, evet. Bunlar yapıldığı için de iyi şeyler yapılacak. Öyle diyelim daha iyi olur.

Bunlar yapılmış olmasaydı bugün biz çok daha gerilerdeydik.

Evet, evet.

Birçok şeyi belki de konuşamayacaktık, birçok şeyi konuşuyoruz. O manada gelinen süreç içerisinde Demokrat Parti’nin açtığı yol, sizin devam etmeniz, bugün gelinen doğru…

Tamamlar.

Ve devam edecek bu süreç.

Evet, evet.

Sayın Cumhurbaşkanım, o gün, 1960’larda öğrenci olayları, rektörlerin sahaya inmesi vs. Bir de şöyle arkasına baktığında binleri, yüz binleri arkasında gören bir Menderes. Rahmetli ihtilâle, darbeye hiç ihtimal verir miydi?

Çok sanmıyorum. Ben kendisini, 18 Mayıs 1960’da, darbeden 9 gün evvel Salihli’de Demirköprü Barajı’nda gördüm. Demirköprü Barajı’nı inşa etmiştik. Onun açılışına davet ettik, geldi. Salihli’den itibaren beni, rahmetli Tevfik İleri’yi otomobiline aldı. Baraja gittik, çok güzel bir gündü. Bana baraj konuşması yaptırdı. Barajda çok güzel bir halk vardı. Barajdan aşağıya indik, orda regülatör yapılacaktı, onun temelini attık. Çok memnun, mutlu, mesut idi. Hissiyatını bilemem tabi 

Fakat siz onda öyle bir kaygı hissetmediniz.

Edemezdik. Ben de etmedim. Kafamızda öyle bir şey yoktu zaten. Ben ihtimal vermiyordum.

DSİ Genel Müdürüydünüz, her şeyin içindesiniz; ama siz öyle bir ihtimal vermiyorsunuz.

Vermiyordum; çünkü yani devletin işleri görülüyor, hizmetler yapılıyor. Memlekette zulüm yok, şu yok, bu yok.

Kurumlar istediklerini alıyor 

Her şey oluyor. Gül gibi memleket. Niye böyle olsun 

Peki, sayın cumhurbaşkanım darbenin ayak sesleri anlamında sizin müşahede ettiğiniz olaylar nelerdir?

Ben sana söyleyeyim. Harbiye yürüyüşü. Harbiye yürüyüşü benim nevrimi döndürdü. Harp okulu yürüdü. Bu hiç iyi bir şey değildi. Sonra Kızılay Meydanı zapt edilemez hale geldi. Kızılay Meydanı’na Adnan Bey’in çıkıp da protesto yemiş olması devlet otoritesinin sıfırlandığı noktasına gelmiştir. Görüldü ki kazan taşmıştır.

50’ye göre tersine bir akış.

Tamamen öyle. Bu tabi halkın hepsinin buna uyması şart değil. Halk tahrik edildiği zaman yüzde onu kâfidir bu işler için.

Görüntü verebilmek için.

Etkileyebilmek için yüzde onu kâfidir

Bunu da burada başarmışlardır. Görüntülerden öyle anlıyoruz ki eğer Menderes Kızılay’dan kaçırılmamış olsaydı arabasına saldırılacak, farklı şeyler olabilecekti. Sayın Cumhurbaşkanım, bir darbe oldu, yassı ada süreci başladı. Birilerinin gayrimeşru mahkeme dedikleri, birilerinin hukuk dediği Menderes’in idamıyla neticelenen bir son. Hiçbir Başbakan’ın sonu böyle olmamalıydı; hele Menderes gibi bir insanın kesinlikle böyle olmamalıydı. Sayın Cumhurbaşkanım o dönemde hani siz Ankara’da, merkezde, basın-yayın, iletişim, halkın bilgilendirilmesi, bu manada imkânlar daha kısıtlı. Halk nasıl kabullendi, sesi çıkmadı. İnanamadı mı?

Şaşkın, yapacağı bir şey yok. Kendi askeri orta yerde. Halk rehber olmadıkça kendiliğinden bir şey yapamaz. O işleri organize eden adamlar olmadıkça bir şey yapamaz. Reaksiyon organize edilmedikçe halk bir şey yapamaz.

O zaman yani çok da halkı suçlamamak lazım.

Hayır. Bir yerde cam kırılmadı, Adnan Bey asıldı diye halkı suçlarlar; ama halkın kendiliğinden bir şey yapması pek kolay değildir. Zaten bizim toplum da o noktada değildir.

Ama içine akıttı gözyaşlarını.

Ee akıttı ki,

65’i yaşattı.

61’i yaşattı.

Ama 65 bunun patlaması oldu.

Evet.

Tabir biraz ağır olabilir; ama millet Menderes’e yapılanın intikamını 65’te Adalet Partisi’ni iktidara getirerek aldı. Halkta böyle bir algı var. Biz halkın içinde olduğumuz için çok da yanlış olmadığını düşünüyoruz.

Evet, intikam demek doğru değil de, reaksiyon demek belki daha iyi.

Madem öyle, gel böyle.

Evet.

Halk yeri geldiğinde dize getirmesini de bilir.

Evet, o manada kullanılabilir.

Evet, o manada; yoksa kana kan gibi değil, zaten halkın öyle bir şeyi olmadı.

Bizlerde bu istikamette teşvik etmedik, barışı teşvik ettik 

Sayın Cumhurbaşkanım, genel gibi olacak; ama bu on yıllık iktidar dönemi, sizin de iktidar olduğunuz dönemler, yüzünüz Ankara’dan ziyade böyle hep arkada, Anadolu’da oldu. İnsanların beklentilerinde oldu. Osmanlı’dan bu yana demokrat parti ve onun misyonuna sahip çıkan siz, halkın hangi özlemlerini giderdiniz, halk sizi başında bulunan birçok insandan farklı yere koydu.

Evet, sanıyorum ki birinci giderdiğimiz özlemi, halkın adam yerine koyulmasıdır. Bir numaralı sorun budur. Yani sen bu ülkenin insanısın, sen bu ülkenin sahibisin, efendisisin, başın göğe değecek kadar dik dur. Bu laflar benim laflarım. Ve devlet senin hizmetinde. Efendi sensin, bey sensin. Her şey senin içindir. Evvela senin hürriyetini ve haysiyetini koruyoruz, haklarını koruyoruz. Bu ülkeyi yönetenleri seçmek senin, onları götürmek de senin. Seçtiğini götürdüler; ama bundan sonra böyle şeyler olmayacak. Oldu gerçi ya. Birinci mesele halkın gururunu ve prestijini okşamaktır. Halk ne kadar fakir olursa olsun gurur ve prestiji birinci varlığıdır. Birinci meselesi budur halkın. Haksızlıklara ve adaletsizliklere maruz kalmayacaksın. Her şey açıktan aleni cereyan edecek, halkın gözü önünde cereyan edecek. Hak arama sonuna kadar açıktır. Devletin kapıları sana ardına kadar açıktır. Devletin hastanesi açıktır, devletin her yeri açıktır. Ülke senindir arkadaş. Budur mesele. Bundan sonra gelen yokluk senin talihin değildir, bunu yeneceğiz. Cahillik senin talihin değildir, bunu da yeneceğiz. Yendik çoğunu, yendik. Senin öğretmen olduğun liseyi de ben yaptım.

Eyvallah, eyvallah.

Ve senin öğretmenlik yaptığın kasabaya elektriği de ben götürdüm, bu seneler içerisinde. Ve şehirde ne varsa, köyde de o olacak diyen benim. Batıda ne varsa benim memleketimde de o olacak. Huzur ve sükûn içerisinde yaşayacaksın arkadaş buyur.

Menderes bu özlemleri başardı, siz bıraktığı yerden devam ettiniz, bu gün de birileri devam ediyor.

Evet, edecektir.

Bunun dönüşü olmaz.

Hayır! Dönüşü olmaz.

Çünkü bu manada milletin istemi, özlemi bitmez ki, hizmetlerde bitsin. Son olarak Sayın Cumhurbaşkanım biz daha önce bir ezan araştırması yaptık, Mustafa Armağan hocamızla. O            dönemde yaşananları hatırlayanlarından dinledik. Bu çalışmamız da onun ikincisi olacak, sözlü tarih çalışması. Biz şunu gördük: milletimiz Menderes’i bir ezan şehidi olarak biliyor. Anadolu halkında böyle bir şey var. Yani ona Yassıada’da nispet edilen o ithamlar, iddialar vs. Halkımız onu pek dikkate almıyor. Yani onun asılma gerekçesi olarak görmüyor. Milletin gönlünde Menderes’in farklı bir yeri var. Böyle bir taht kurmuş. Biz çocukluğumuzdan beri kendi evimizden biliriz. Evimizde bir Menderes’in resmi, bir de sizin resminiz olurdu. Böyle bir misyonun takibi anlamında milletin gönlünde taht kuran Menderes ve o süreci milletimiz, gençlerimiz, neslimiz ve gençlerimizin daha iyi tanıması açısından özellikle Menderes ve dönemini, tek partiden çok partili hayata geçişte, demokrasiye geçiş aşamasında Menderes’i hakkıyla tanıtmak anlamında neler yapılabilir Sayın Cumhurbaşkanım?

Çok tartışmalı yıllar geçti. Uzun süreler bunlar konuşulamadı. Biz çok yalnız kaldık. Yani Yassıada kararlarını, icraatlarını savunanlar çoktu Türkiye’de. Ve nihayet Türkiye bir bütün. Bütünü de parçalamadan götürmek lazım.

Çok önemli bir nokta.

Bir şeyi kabul edenlerle-etmeyenlerle bir arada yaşamayı becerecektir Türkiye. Kimseye madem sen bunu kabul etmiyorsun, çık git demek mümkün değil. Bu beraberlik olayı. Birbirini kabul edecek adam. Sen öyle düşün. Ben böyle düşünüyorum. Dövüşmeden hiç. Bu önemli bir hadisedir. Zaman her şeyi halleder. Bugün çok şey değişmiştir, bu gün daha kolaydır. Dün bunlar o kadar kolay değildi, Menderes’in adını anmak, parlamentoda, başka yerde… Bizim sıralarda alkışlar, öbür sıralarda protesto ile karşılaşırsın. Çok şey değişmiştir. Yarın daha iyi olur. Menderes’in adına üniversite kurdum. Aydında Adnan Menderes üniversitesi, adına hava meydanları yapıldı, adı sokaklara verildi. Menderes unutulmaz; ama millete hizmet etmiş insanların başına bela gelmiş olabilir. Kaderlerinde var o. İkincisi, başına bela geliyorsa, o insanlar, haksızlığa uğramışsan unutmaz. Zaman biraz gölgelese de, o üstündeki şeylerden sıyrılmalı. İnsanlar nankör değil, oldu mu?

Sayın Cumhurbaşkanım, çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

 

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir