Cumartesi , 25 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

Uluslararası şer güçler, örgütler ve BM

Uluslararası şer güçler, örgütler ve BM

Birleşmiş Milletler (BM) 5 karar verici devletin güç ve çıkar üzerine inşa ettiği, küçük ve mutlu azınlıkların büyük çoğunluklara hükmettiği, onları yönetip sömürdüğü ve köleleştirdiği büyük balıkların küçük balıklara hayat hakkı tanımadığı, dünyadaki siyasi, askeri, ekonomik, hukuki ve kültürel haksızlık ve hukuksuzlukların organize edildiği ve yönetildiği, emperyalist ülkelerin kendileri için kurup kurumlaştırıldığı uluslarası bir şer örgütüdür.

Bugün dünyada yürürlükte olan uluslararası statüko ve bu statükonun hakim olup yönettiği (BM, İMF, NATO gibi) kurum ve kuruluşların hemen hemen hepsi dünyayı yöneten birkaç güçlü devletin çıkar ve menfaatlerine hizmet etmekte olan bir aracı ve araçtan başka bir şey değildir.

Bunları kuran devletler başlangıçta insanlığa; ‘’Barış, adalet, özgürlük, yardım ve destek…’’ gibi sloganlarla yola çıksalar da, aslında bu işin özünde gizli, farklı düşünce ve planları vardı. Mazlum, güçsüz ve fakir ülkelerin zenginliklerini yağmalamak için pay kapma savaşında birbirlerini kıran ve yiyen bu devletler 1. Dünya savaşından sonra başlayan ve 2. Dünya savaşından sonra da dünya genelinde sürdüre geldikleri işgal ve sömürülerini uluslararası bir kurumla meşrulaştırabilmek, aralarındaki çıkar savaşlarına engel olabilmek ve masa başında anlaşmak için bu kurumları kurdular. Yönetme ve karar verme yetki ve selahiyetini de bu 5 haydut ülke (ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya) kendilerine bağladılar. Herhangi bir hususta 200 kadar BM üyesi ülke istediği kadar çırpınıp yırtınsın, eğer;  bu 5 devletten birisi Birleşmiş Milletlerde alınmak istenen bir karara ‘’Hayır’’ der, bu kararı ‘’Veto’’ ederse; o karar çıkmaz. Yani, 200 BM üyesi ülkenin kaderi bu 5 sömürgeci ülkeden birinin iki dudağı arasından çıkacak ‘’Evet’’ veya ‘’Hayır’a’’ bağlıdır. 200 üye ülkenin hepsinin de bu 5 ülkeden birisi kadar değeri ve ağırlığı yoktur. Bu 200 ülkenin hepsi de BM zurnasının son deliği bile değildir.

Emperyalist ülkeler önceleri zorla işgal edip sömürdükleri ülke ve coğrafyaları şimdi bu uluslararası kurum ve kuruluşlarla (Demokratik ayak oyunları ile) işgal edip sömürmektedirler. Bu organize suç çetelerinin mağduru olan birçok ülke de, ‘’Denize düşen yılana sarılır misali’’ bu zulüm mekanizmalarının kurbanı olarak, bu canavar Ahtapotun bir kolundan kurtulup öteki koluna sığınmayı kendileri için bir çare olarak görmektedirler. Yağmurdan kaçarken doluya tutulduklarını birçok milletler ülkeleri askeri, siyasi ve ekonomik olarak işgal edildikten sonra farkına varmaktadırlar.

Güçlüler; güç sarhoşu olarak hep önde ve hakim pozisyonunda zulmün patronu, insanlık dışı eylem ve söylemlerin de temsilcisi, yöneticisi durumunda iken çivisini çıkardıkları dünyaya ayar vermeye çalışmaktadırlar. Zayıflar ve mazlumlar ise; uluslarası bu şeytan üçgeni arasında haklı da olsa hep haksız ve mağdur durumdadırlar. Zalimlerden; insaf, hukuk tanımazlardan; adalet, katillerden; merhamet, vicdansız ve ahlaksızlardan da etik davranış beklemektedirler. Bu haydutlar sisteminde güçlüler haksız da olsa hep haklıdır, zayıfta olsa hep güçlüdürler.

Dünya; uluslararası yanlış hukuk, taraflı adalet, ikiyüzlü siyaset, zalim askeri, insafsız ekonomik, kozmopolit kültürel güç ve otorite sahibi devletlerin kontrolünde organize olmuş bu büyük suç örgütlerinin esiri durumundadır. Kim, hangi devlet ve millet bu zulme ve haksızlığa karşı çıkar ve onlara karşı mücadele eder, kendini savunursa; başta ABD olmak üzere bu faşist devletlerin namlularının hedefi haline gelir. Zorla, zorbalıkla, haksız ve hukuksuz olarak bu zulme başkaldıran kişi, ülke ve milletler güçlü devletlerin kurduğu bu örümcek ağına teslim oluncaya kadar onlarla savaşılır. Afganistan, Irak, Suriye, Kuzey Kore, İran, Türkiye, Libya, Somali ve Sudan örneğinde olduğu gibi…

Bu alçak sömürü sistemine boyun eğip teslim olanlar; Enver Sedat gibi Nobel Ödülüne aday (!) gösterilir,  dünyanın an akıllı en kahraman en demokrat en özgürlükçü en barışçı devlet başkanı ve devleti olarak dünyaya yansıtılarak algı operasyonları oluşturulurken, bu zalim sisteme karşı gelen kim olursa olsun; ‘’Dünyanın en tehlikeli diktatörü, devleti ise; her türlü insanlık dışı eylem ve söylemlerin muhatabı, yıkılması ve yok olması gereken vahşi bir devletidir’’ şeklinde kara propagandalara kurban edilmektedir. Özellikle emperyalist batı sistemlerinin hakim olduğu birçok ülkede; birçok cahil, ahmak yerli münafık, ajan provokatör veya mankurt da uluslararası bu algı operasyonlarının etkisinde kalarak (Bizdeki CHP ve BDP gibi ) kendi vatanına, milletine, ordusuna, din, kültür ve medeniyetine karşı savaş eder.

Başkan Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye bu şeytan üçgeninden çıkmak, kendi milli, yerli değer ve kültürümüzle yoğrulan yeni bir dünya kurmak için mücadele ettiğinden, başta; ABD, Fransa, Almanya ve benzeri batı bloku ülkelerinin hedefi haline gelmiştir. Emperyalist batı ve kuklacılar; Kafkaslarda; Ermenistan’ı, Ortadoğuda; PKK ve Esed’i, Doğu Akdeniz’de; Mısır, BAE, Rumlar ve İsrail’i, Egede; Yunanlıları; Libya’da; Rus paralı askerleri ve Hafter çapulcularını Türkiye’nin ününe piyon ve mayın eşeği olarak sürmektedirler.

İşin en ibret verici olanı da; Türkiye’deki bazı malum siyasiler, köşe yazarları, medya maymunları emperyalist sömürgeci devletlerin Türkiye temsilciliğini, düşmanlarımıza zağarlık ve askerlik yapacak kadar gaflet, cehalet ve ihanet içinde olmaktadırlar.

Ey Milletim! Bunları tanı, alçakları ve hainleri asla unutma!

Arif Altunbaş, Haber 7

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Emperyalizme karşı

Arif Altunbaş Tüm insanlık kendi durum ve konumuna göre ailevi ve toplumsal, iç ve dış …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir