Cuma , 14 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

KAHVENİN HATIRI OLUR DA SÜTÜN OLMAZ MI?

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” denilir. Fakat hikâyesinden pek bahsedilmez. Kahvenin Habeşistan’dan veya Yemen’den geldiğine dair rivayetler vardır. Osmanlı’da kahvenin hatırı ile alakalı bir hikâye vardır. İstanbul’da Yemiş İskelesi’nde kahvecilik yapan bir adamdan nakille şöyle anlatılır: Bu adamın kahvehanesine bir gün bir Yeniçeri gelmiş ve “Herkese benden bir kahve, yalnız şu kâfire yapma.” diyerek bir köşede nargile içen bir Rum gemi kaptanını işaret etmiş. Kahveci herkesin kahvesini verdikten sonra “Kaptan biz de seninle içelim,”diyerek, Rum müşterisinin yanına oturmuş. Yeniçeri bağırmış, “Ben sana kâfire yapma demedim mi?” diye. Kahveci “Kaptana yaptığım kahve senden değil, ocaktandır ağa,” demiş.
 
Aradan epey bir zaman geçmiş, Sisam adasında isyan çıkmış, bizim kahveci aynı zamanda Yeniçeri Ocağı’na kayıtlı asker olduğundan isyanı bastırmak için Sisam’a gitmiş. İsyancı Rumlar ele geçirdikleri Osmanlı askerlerini meydanda kurdukları müzayedede açık artırma usulü ile satıyorlarmış. Satın alanlar bu askerleri boğazlayıp öldürüyor, elde edilen gelir de isyan hareketini desteklemede kullanılıyormuş. Bizim kahveci de Rumlara esir düşmüş, müzayede meydanına getirilmiş. Müzayede yerinde kelli felli, eli beli silahlı biri, bir iskemleye oturmuş, esirleri izliyormuş. Bizim kahveci de esirler arasındadır. Müzayedede esir fiyatları bir paradan başlayıp on paraya kadar çıkıyormuş. İskemledeki Rum bizim kahveci için beş para vererek satın almış ve oradan uzaklaşmış. Bizim kahveci kendisine beş para verilince ağır işkencelere tabi tutulacağını düşünmüş. Tenha bir yere geldiklerinde eli beli silahlı Rum: “Korkma, sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım. Sen bir Yeniçeri bana hakaret ettiğinde onu dinlemeyip bana kahve ikram eden Yemiş İskelesi’ndeki kahveci değil misin?” Bizimki “evet”demiş ve kucaklaşmışlar. İşte bir fincan kahvenin hatırı böyle bir şey…
 
Kahvenin hatırı olur da sütün hatırı olmaz mı?
Kutlu mekânlara anlamını veren olayların her birinde bir ders ve bugüne bir mesaj vardır. Bu kutlu mekânlardan birisi de hicretin 8. yılında Huneyn savaşı dönüşünde Zilka’de ayında ganimetlerin taksim edilmesinden sonra umre yapmak için peygamberimizin ihrama girdiği Ci’râne’dir.  İşte Ci’râne’nin arka planı. Hevâzin Kabilesinin bir kolu olan Benî Sa‘d b. Bekir’den bir grup Peygamberimizin doğduğu yıl Mekke’ye gelmişti. Resûlullah’ın sütannesi Halîme bint Ebû Züeyb de bunların arasındaydı ve Peygamberimizi alarak Benî Sa‘d yurduna götürmüştü. Süt’ün hatırının hikâyesi böyle başlamıştı. Aradan çok uzun zamanlar geçmişti. Mekke’nin fethinden sonra peygamberimizin hedefinde Hevazin Kabilesi vardı. Bu kabile, Kureyş’e mensubiyetinden dolayı peygamberimize ve onunla gelen yeni dine düşman idiler. Büyük bir ordu topladılar.  Ordunun başında bulunan Mâlik b. Avf en-Nasrî, Müslümanları ortadan kaldırmak için tüm imkânlarını seferber etmiş, askerlerinin kadınlarını, çocuklarını, hayvanlarını ve tüm değerli mallarını yanlarına almalarını emretmişti. Böylece o kimsenin malını, hayvan sürülerini ve ailesini savaş meydanında bırakıp kaçamayacağını ümit ediyordu. Çok çetin çarpışmaların ardından Müslümanlar büyük bir zafer ve ganimet kazandı.
 
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, ele geçirdiği esirleri ve ganimetleri Hz. Peygamber’in talimatı gereği Ci‘râne’ye getirdi. Esirler arasında Hz. Peygamber’in sütkardeşi Şeymâ da bulunuyordu. Israrla peygamberimizle görüşmek istediğini söyledi. Peygamberimizin huzuruna getirildiğinde “Ey Allah’ın Resulü! Ben senin kardeşinim.”dedi. Peygamberimiz “Bunun alameti ve işareti nedir?” dedi. Şeyma kolunu açtı ve “Ey Allah’ın Resûlü! Sen küçükken beni ısırmıştın, işte izi.” dedi. Peygamberimiz ısırık izini görünce hatırladı, kardeşini tanıdı. Ridasını yere serip üzerine oturttu. Ona sevgi ve şefkatini gösterdi. Aradan uzun yıllar geçmişti. Çocukluk hatıraları gözünün önünde canlandı. Bu manzara karşısında duygulandı ve gözleri doldu. Kardeşi Şeyma’ya hürmet etti. Peygamberimiz hemen sütanne ve sütbabasını sordu. Şeyma onların daha önce öldüğünü söyleyince peygamberimiz hüzünlendi. Şeyma’ya: “İstersen itibarlı ve sevilen birisi olarak burada kal, her türlü hizmetini göreyim. Eğer kabilene dönmek istersen seni göndereyim.” dedi. Şeyma kabilesine dönmek arzusunu belirtti. Peşinden İslâm dinini kabul edip, kelime-i şehadet getirerek Müslümanlığını ilân etti. Efendimiz sütkardeşi Şeyma’ya birçok eşya ile birlikte deve ve davar cinsinden hayvanlar hediye etti. Bütün bunlara rağmen Şeyma’nın hüznü her halinden belli oluyordu. “Ey Allah’ın Resulü! Benim bütün akrabalarım esirdir, söyleyin de onlara iyi davransınlar.” dedi. Peygamberimiz İkrime’ye esirlerin sayısını sordu, altı bin cevabını alınca tamamının serbest bırakılmasını istedi. Akrabaları bu esaretten kurtulmuştu, ancak Şeyma’yı asıl üzen onların nefislerine olan esaretleriydi. Zira manevi esaretten de kurtulmalarını istiyordu. Akrabalarının bu esaretten kurtulması için peygamberimizin dua etmesini istedi. Peygamberimiz onların hidayete ermeleri için dua etti. İlerleyen zamanlarda kabilenin tamamı Müslüman oldu. Kabileden en son Müslüman olan ise Şeyma’nın eşi Bigat oldu. Dünyalar da Şeyma’nın oldu.
 
Her şey bir hatırla başladı. Müthiş bir vefa örneği ile devam etti. Binlerce kişinin hidayetiyle sonuçlandı. Allah Resulüne süt ikram eden bir sütanne ve daha sonra o annenin akrabalarına Allah’ın hidayeti ikram etmesi, nimet üstüne nimet idi. Yüce Allah hidayeti getirecek hatırlı işler yapmayı, izler bırakmayı bizlere de ikram etsin. Vefa duygusunun öğretmenine ve talebelerine, hatırı, hatırsız bırakmayanlara selam olsun.
 
Ömer Naci YILMAZ

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir