“İsraf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (En’âm, 6/141)
Sevilmeye engel olan her şey, sevginin israfıdır. Allah’ın varlıklara olan sevgisi, verdiği her nimette açıkça görülmektedir. Allah’ın sevgisini kaybettirecek her davranış ise israfın konusuna girer. Sözlük anlamının ötesinde, kavramsal olarak bütün dillerde karşılık bulan israfın çeşitliliği, nimetlerin çeşitliliği kadar fazladır. Sahildeki kum, ağaçtaki yaprak, topraktaki verim; kullanılış biçimine göre israfın konusu olabilir.
İsraf genel olarak; inançta, sözde ve davranışta dinin, aklın veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal ve imkânları meşru olmayan amaçlar uğruna harcamayı ifade eder. (Lisânü’l-Arab, “srf” md.)
Kur’an-ı Kerim’de israf kavramına birçok ayette geniş şekilde yer verilmiştir. Olması gereken ölçünün dışındaki her aşırılık israf kapsamına girer. İsraf bazen miktarla, bazen de nitelikle ilgilidir. Soyut ve somut birçok davranışın ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar israfın konusudur.
İsraf sadece ekonomik anlamda gereğinden fazla harcamak değildir. Asıl anlamıyla ölçüyü bozmayı ifade eder. Fıtrata uygun olanın dışına çıkan her düşünce ve davranış bir israf çeşididir. Allah’ın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmamak israftır. Nimet çeşidi kadar israf çeşidi vardır. İsrafın konusu mal da olabilir, evlat da olabilir, makam da olabilir, bilgi de olabilir.
Bir varlığı yaratılış amacından uzaklaştırmak ve zulme sebep olacak işler yapmak da israf kapsamındadır. Sosyal hayatta adaleti gözetmemek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamamak, görevlerde liyakati esas almamak da birer israftır. En sıradan işlerden en önemli görevlere kadar her konuda sınırları aşmak israftır. İsrafın ilk örneğini, Allah’a isyan eden İblis vermiştir. Sahip olduğu bilgiyi ve yaratılışını, haddi aşmasına gerekçe yapmıştır.
Fıtratın belirlediği ölçüyü aşmak ve sınırları zorlamak yalnızca malın israfı değildir. Malın israfı, madalyonun sadece bir yüzüdür. Asıl israf insanın iç dünyasında başlar. Bilinçli yapılan işlerin sonuçları ölçüsüzlüğe dönüşüyorsa bu israftır; maksada uygun ve dengeli ise itidaldir. Her durumda kazandıran itidal, kaybettiren ise israftır. Bu kaybın hem dünya hem de ahiret boyutu vardır.
Yüce Allah, bütün varlıkları ihtiyaçlara uygun şekilde yaratmıştır. İnsana değer vererek onu yeryüzünün halifesi kılmış ve tasarruf hakkı vermiştir. İsrafın başladığı nokta da tam burasıdır. İnsana emanet edilen her şey, aynı zamanda israf edilme ihtimali taşıyan bir nimettir.
Hem çevresel hem de kişisel kaynakların yerinde ve doğru kullanılması hayati öneme sahiptir. İsrafın yasaklanmasıyla insandan, yaşadığı dünyaya karşı sorumluluk bilinci geliştirmesi istenmektedir.
İsraf eden kişiye “müsrif” denir. Müsriflik, İslam’ın belirlediği sınırların aşılmasıyla ortaya çıkar. Doğru söz yerine yalanı tercih etmek, hidayet yerine dalaleti seçmek, peygamberlerin getirdiği hakikate karşı çıkmak, cömertlik yerine cimriliği benimsemek, bilgi yerine cehalete razı olmak, nimetlere şükretmek yerine azgınlaşmak, çevreyi korumak yerine talan etmek ve toplumların makul değerlerini hiçe saymak müsrifliğin örnekleridir.
İslam’ın öne çıkardığı temel ilke, her şeyi yerinde ve gerektiği kadar kullanmaktır. Buna konuşmak da susmak da yazmak da okumak da dâhildir.
Haram olan her şey, özünde israfın da konusudur. Yasaklanan bir davranış işlendiğinde veya emredilen bir davranış terk edildiğinde kişi israf alanına girmiş olur.
Kişisel ve toplumsal hayatı düzenleyen İslami doğruların yıpratılması, onların yerine uydurulmuş doğruların yerleştirilmesi de bir israftır.
Düşünce ve muhakeme yeteneğini besleyen vahiy bilgisini görmezden gelmek israftır. İslam’ın ilkelerini tebliğ edenleri yalancılıkla suçlamak ise doğru bilginin israfıdır. Toplumları helâke sürükleyen en büyük israflardan biri de hakikatin bilinmesine rağmen görmezden gelinmesidir.
İsraf, Allah’ın verdiği hayat emanetini cennete taşıyamamaktır. Bu kavramı yalnızca lüks tüketim ve gereksiz harcamalarla sınırlı düşünmek yeterli değildir. Her insanın ekonomik şartları farklıdır. Harcamayı israfa dönüştüren şey, faydanın dışında kalan kısmıdır.
Helal daire içinde bile vahyin belirlediği sınırların dışına çıkmak ibadette israfa dönüşebilir. İbadetlerin sayı, zaman ve mekân bakımından belirli ölçülere bağlanması, israfın önlenmesi içindir.
İnsanın zor zamanlarında Allah’a söz verip sıkıntısı geçince verdiği sözden dönmesi de fırsatın israfıdır.
Öğüt alması gereken bir ömrü öğütsüz geçirmek, elindeki imkânları değerlendirmemek de israftır. Allah’ın açtığı fırsatları görmezden gelen kişinin müsrifliğinin boyutu iyi değerlendirilmelidir. “Hazıra dağ dayanmaz.” sözü boşuna söylenmemiştir. Ömür de fırsatlar da tükenir. Her nimetin bir sınırı vardır. Yolun sonunda müsrifliğin bedeli ağır olabilir.
Her insan kendi hayatındaki israf alanlarını tespit etmelidir. Her nimetin hesabını vereceğini bilerek yaşamalıdır. Elbette Allah’a karşı şükrümüzde ve hamdimizde eksiklikler olabilir. Ancak O’nun rahmetine sığınarak mümkün olduğunca israfsız bir hayat yaşamaya talip olmalıyız.
“Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz.” (Tekâsür, 102/8)
İnsanların birçok yanlışına rağmen sonsuz merhamet sahibi olan Rahman şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Ey kendilerinin aleyhine olarak günah işlemekte haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)
Sembolik anlamda Firavun ve çevresi, israfın en kötü örneklerinden birini sergilemiştir. O kadar ileri gitmişlerdir ki Allah’ın ulûhiyetine ortak olmaya kalkışmışlardır. Buna rağmen Rahman onlara da fırsat vermiştir. Ancak Firavun ve ordusu bu fırsatı israf etmişlerdir. Boğulma anında iman ettiklerini söylemeleri ise fayda vermemiştir. Yüce Allah’ın cevabı, bütün vahiy nimetini israf edenlere bir uyarıdır:
“Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.” (Yûnus, 10/91)
İnsan hayatı boyunca Allah’ın kendisine verdiği imkânlarla yaşar. Kimi bu imkânları iman ve kulluğa dönüştürür, kimi ise inkâr ve nankörlüğe vesile kılar. İsraf, nankörlüğün en belirgin özelliklerinden biridir. Hz. Musa (a.s.) anlatsa da bazıları ikna olmaz. Ta ki ölüm, Firavun’u suların altında yakalayıncaya kadar.
Rahman’ın sevmediği davranış biçimlerinden biri olan israf, müminin ateşten kaçar gibi uzak durması gereken bir kötülüktür. Kur’an’da israf edenlerin şeytanın kardeşleri olarak nitelendirilmesi, israfın ne kadar büyük bir tehlike olduğunu göstermektedir.
Bugün çöpe atılan bir parça ekmekten heba edilen bir dakikaya kadar her nimet ve imkân, doğru kullanıldığında birçok sorunun çözümüne katkı sağlayabilir.
Allah’ın ayetlerini görmezden gelerek işlenen en büyük israfın bedeli ise hem dünyada hem de ahirette ağır olacaktır. Allah kullarının şükrüne de israfına da şahittir.
“Haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.” (Tâhâ, 20/127)
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı