Perşembe , 25 Temmuz 2024
Son Dakika Haberler

MÜNİH’TE 21 SAAT YILMAZ ÖZDİL’E TEŞEKKÜR VE LİVANELİ’NİN GEMİSİ

 

21 Hours at Munich.jpg

 

Daha iki hafta önce  

‘Korona aşısını Tillo evliyaları bulacak..’ diyen Özdil’e cevap verirken 

Başka bir yazısından dolayı 

Bugün 

Ona teşekkür edebileceğimi aklımın ucundan bile geçirmemiştim. 

Çünkü Yılmaz Özdil öyle bir yazı yazdı ki, 

Akparti taraftarı 40 yazar bir araya gelse böyle bir yazı yazamazdı. 

Hayır! Bunları bilmediklerinden dolayı değil.. bizim mahalle yaptığı iyilikleri söylemekten utanır da onun için. 

Öyle olunca da yapılan hizmetler bir zaman sonra unutulup gidiyor. 

Ama 

Özdil unutmamış. Teşekkürler Özdil! 

 

MÜNİH’TE 21 SAAT 

Tabi ki, Özdil bu yazıyı Cumhurbaşkanımızı tenkit etmek için yazdı 

Ama 

Bakıyorum o yazıyı en çok bizim arkadaşlar paylaşıyor. 

Yani  

Yazı bumerang gibi döndü dolaştı Özdil mahallesini vurmaya başladı. 

Ben yine de  

Peşin peşin teşekkürümü yaptıktan sonra   

Neden teşekkür ettiğimi yazısından biraz alıntı yaparak arz edeceğim 

Ama 

Mevzunun anlaşılması için  

‘Münih’te 21 saat’ adlı filmden bahsetmem gerekiyor.   

Sanırım o zaman teşekkürümün nedeni anlaşılacak. 

 

1978 veya 79 yılıydı. Üniversitede (o zaman akademi) öğrenciyim.  

Ülkede anarşinin başını alıp gittiği bir dönemde  

Herkes gibi bizim de sinema tiyatro vb. etkinliklerle alakamızın neredeyse sıfırlandığı günlerdeydik. 

Bir gün arkadaşlardan biri Yahudilerin çektiği bir filmden bahsetti. 

Bu film 

72 Münih olimpiyat köyünü basan Filistinlilerin İsrailli sporcuları nasıl kaçırdığını konu ediyordu. 

Mehmet Çetiner abi ile gittik. 

 

Film aslında İsrail’i şirin göstermek için çekilmişti. 

Yani bildiğiniz Hollywood’un malum filmlerinden biri  

Ama 

Filmin sonunda ne oldu biliyor musunuz? 

Salon ayağa kalkmış ‘Kahrolsun İsrail!..’ sloganı ile inlemişti. 

Aynı şey diğer sinema salonlarında da olunca 

Film apar topar vizyondan kaldırılmıştı.  

 

NEDEN? 

Birincisi böyle bir propaganda İslam topraklarında tutmaz. 

İkincisi filmin baş rol oyuncusu (Franko Nero) Filistinlilerin operasyon lideri olarak rol verilmiş ve adam müthiş bir karizma…  

Yani 

Seyirci kendini İsrailli sporcularla değil Filistinli o liderle özdeşleştirdi. 

Bu yönetmenin büyük bir hatasıydı. 

 

Ama en önemlisi, 

O yıllarda Beyoğlu İstiklal Caddesi aşırı solun hâkimiyetindeydi. 

Haliyle sinemaya gelenler  

Genel olarak sol görüşlü seyirciydi. 

Ve o günkü ‘sol’ 

İsrail ve Amerika’ya gerçek manada karşıydı. 

Aynen bizim gibi… 

Ama 

Okulda onlarla kavgalıydık. 

Neden? 

Bu uzun bir mesele… Başka sebepler de vardı. Belki bir gün bunlar yazılıp çizilecek. 

 

SOLUN EVRİLMESİ 

Ama yine de 

Buraya küçük bir parantez açıp sonra konuya devam edeceğim. 

Türkiye’de ‘sol’ 1960 darbesine kadar Kemalist değildi.  

Onların ‘Burjuva Kemal!’ deyimleri meşhurdur. Bu da ayrı bir yazı konusu olduğu için detaya girmiyorum. 

1980 darbesine kadar da ‘sol’ CHP’li de değildi. 

Daha doğrusu CHP’ye destek veriyorlar ama öylesine.. beğendiklerinden değil. 

1960’ların ortalarında İnönü ‘Ortanın solu’ diye bir şey ortaya attı.. Ecevit o söylemi biraz daha ileri götürdü (toprak işleyenin su kullananın vb. gibi) ama bu cemilelere (güzelliklere) rağmen yine de ‘sol’ CHP’yi hiçbir zaman kendi temsilcisi olarak görmedi. 

Ama 

12 Eylül 1980 darbesinden sonra ‘sol’ –çok azı müstesna- CHP içinde şeker gibi eriyince artık o eski ‘sol’dan bir eser kalmadı. 

 

LİVANELİ 

O ‘sol’dan eser kalmayınca 

Eskiden fakir fukaraya, garip gurabaya ağlayan sol  

Bugün Cumhurbaşkanımızın  

Mazlum ve ihtiyaç sahibi insanlara yaptığı yardımlardan dolayı kahrolan Özdil’i baş tacı yapmışken, 

Diğer taraftan  

Lüks bir gemide eğlence olsun diye tura çıkan İngiliz zenginlerini kabul etti diye Küba’yı alkışlıyor. 

Yani şimdiki sol fakir ve yoksullara değil zenginlere sahip çıkıyor. 

Sol işte böyle evirildi. 

 

Önce batı aşığı oldu, sonra zenginlerin bendesi… 

Hoş biz o geminin limana yanaştırılmasını da insanı bir görev olarak kabul ederiz.. bu ayrı bir şey 

Ama 

Fakir fukaraya yapılan bu yardımları görmeyenler 

Veya 

Gördüklerinde de kederinden kahrolanlar 

Lüks gemiye yapılan yardımı göklere çıkarıyor. 

Neden? 

Çünkü 

CHP kazanı içinde şeker gibi erimiş ‘sol’ artık o bildiğimiz sol değildir. 

Eski sol yoksulların yanındaydı.. antiemperyalistti. 

Şimdikiler ise varsılların yanında 

Ve 

Dört gözle emperyalistlerin ‘Tayyibi’ devirmelerini bekliyor. 

Nitekim CHP’nin oy aldığı semtlere  

Ve kurmaylarının konuşmalarına bakın ne dediğim anlaşılacaktır. 

 

NE O FİLM NE BU YAZI  

BU TOPRAKLARDA TUTMAZ 

CHP’nin içinde eriyen ‘sol’ eğer Kemal Tahir, İdris Küçükömer vb. ‘milli sol’ yazar lider ve fikir adamlarını takibe devam etseydi 

Özdil’in o yazısının bu topraklarda tutmayacağını bilirlerdi 

Aynen 

Münih’te 21 saat adlı filmin bu topraklarda tutmadığı gibi… 

 

NOT: Y. Özdil’in yazısından alıntı yapacağımı söyledim ama yazı uzadığı için  

          vaz geçtim. Yazı internette var. İsteyen oradan bakabilir. 

          Böylece 

          Devletimizin ne kadar büyük ve kerim bir devlet olduğu görülecektir. 

          O yazıda devletimizin 

 olana ekmek 

Çölde kavrulana su 

Hasta olana ilaç 

Ve 

İ’layı kelimetullah için dünyanın dört bir yanına cami mescit vb. ibadethaneler yaptığını kısmen de olsa görülecektir. 

 

NOT 2 :  Kısmen diyorum çünkü Özdil sivil toplum kuruluşlarımızın yaptığı yardımları yazmamış. Onları da yazsa gazete sayfaları yetmeyecek. 

Mesela  

Etyopya’dan bahsetmemiş. Çad’ta sadece verilen iftardan bahsediyor  

Hâlbuki  

Her iki ülkede benim de hazır bulunduğum su kuyularının açılması, kurban etlerinin dağıtımı, yetim çocukların bakımı vb. gibi yardımları İHH vasıtasıyla yapmıştık. 

 

NOT 3 : Özdil’in diline doladığı yardımların kimlere verildiğine dair  

               bir örnek vermek istiyorum: 

               Etiyopya’da ‘karabuğday’ diyeceğimiz hububat dağıtıyoruz. 

               İnsanlar o kadar fakir ve yoksul ki, bu dağıtımı ancak devletin vereceği güvenlik alanı içinde ve güvenlik elemanları yardımı ile yapabiliyoruz.  

Aksi halde yağmalanma riski var.  

 

Dağıtacağımız karabuğday sınırlı olduğu için ailelerin en düşkün olanları günler önce resmi kurum tarafından tespit edilmiş. 

Çünkü o kadar açlık çeken aile var ki… 

Bunlardan çok çocuklu ve başında babası olmayan dul kalmış aileler seçiliyor. 

Dağıtım için ayrılan alanın kaymakamlık olduğunu tahmin ettiğim bir yerde yapıldı. 

Dağıtım bittikten sonra; 

Lavaboların ne tarafta olduğunu sordum. Öyle ya elimi yüzümü yıkayacağım. 

Görevli: 

  • Burada su mu var? Ki, lavabo olsun 
  • Sabun? 
  • Ne sabunu? Su olmayan yerde sabun ne arasın? 

Söylediğime pişman oldum. 

Orası remi daire olduğu için bunların olmayacağını düşünememiştim. 

Neticede ibrikle su getirdiler de elimi yıkayabildim. İsraf olmasın diye yüzümü yıkamaya çekindim. 

İşte! Resmi daire olan yerin bile bu halde olduğu bir yerde insanların nasıl düşkün olduğunu söylemeye gerek yok. 

Özdil bu insanlara yapılan yardımlar için hayıflanıyor. 

Bilmiyor ki, onun üzüldüğü bu yardımlar 

Bizim medarı iftiharımızdır. 

 

07.04.2020 

Emin Batur 

Emin Batur *

Tüm Yazıları →
Emin Batur

Ayrıca Bakınız

KAYSERİ’DE TACİZ 

Emin Batur DÜNYADA SAVAŞ  Savaşın  Ayak sesleri yaklaştıkça ülkeler de saflarını belirlemek üzere yeni ittifak …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir