Salı , 18 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

İstikamet üzere yürü!..

QOSHE - Arif Altunbaş köşe yazıları
Hayat süregelen ve süre giden bir imtihandan ibarettir. İnsanın  en çetin imtihanı  kendisiyle, devletin ise; kendi insanıyla olan imtihanıdır. Aynı mayadan yaratılmış olan insanı  birbirine düşman, dost veya kardeş eden olgu onun kalbinde hakim olan inanç ve düşüncedir.

Müslüman olarak her gün beş vakit, 40 defa ‘’İhdinassıradal mustakim…’’ derken biz yaratılan olarak yaratandan bizi doğru yola iletmesini istiyor, namaz ve niyazımızda istikamet üzere olmak için kıyama kalkıyor, rüku ve secde gidiyoruz.  Duruşumuzun kendi rızasına uygun bir duruş olmasını, ahlaklı ve dürüst bir insan olarak gösterdiği yoldan gitmek için Allah’a dua ediyoruz.

Allah’ın nazarındaki duruşun dost doğru bir duruş değilse eğer; senin ırkın, zenginliğin, itibarın, makamın kuru bir kuruntudan öte hiçbir bir mana ifade etmez. İnsanlık alemi olarak kökte hepimiz Hz. Adem ve Havva’nın evlatlarıyız. Özün ve sözün Adem gibi değilse, duruşun zaten adam gibi olmaz. Ateş olsan; kendini yakar, su olsan; kendini boğarsın ancak…

İnsanları birbirine dost ve kardeş yapan inandığı değerlerdir. Müslümanların ortak değerleridir müslümanları diğer insanlarla kardeş yapan özellik. Bizi bu özelliklerdir soylu bir millet yapan, bir ümmet olarak anıt gibi insanlığın huzurunda yükselten, yücelten ve onurlandıran. Kardeşliğimiz, dayanışmamız, vefalılığımız, fedakarlığımız, dosta ve düşmana karşı olan merhametimizdir bizi seçkin bir toplum haline getiren. Bütün bu güzel ve özel sıfatlarımızı bize öğreten rabbimize hamd olsun. İyi ki bizi ‘’İslam’’ fıtratı üzerine yarattı, annemizi ve babamızı, çevremizi ve milletimizi müslümanlarla donattı.

Aynı din ve milletten olup, aynı ülke ve coğrafyada yaşayıp, aynı kaderi paylaşan ‘’İstikamet üzere ‘’ olmayan insanların amaç, hedef, cephe ve duruşları da farklıdır. Bugün; Türkiye’nin ve İslam aleminin içinde bulunduğu en kritik durum sözde müslümanlar ile, özde müslümanlar arasındaki açının her gün biraz daha açılmasıdır. Safların iyice belirginleşip, cephelerin netleşmeye  başladığı zamanlarda artık aynı dinden, milletten, coğrafyadan, kültür ve tarih köklerinden hatta; anne ve babadan gelen insanları bile aynı noktada buluşamıyor, dost ve kardeş olamıyor. Aklı, fikri, düşünceyi ve mantığı harekete geçiren temel değerler onun hangi dünya görüşüne ve hangi medeniyet anlayışına bağlı olduğu belirliyor.

Bir Hristiyan ve Yahudi kendisini asla İslam kültürü ve medeniyetine ait görmezken, kendini Müslüman olarak bilen veya gören birinin, yine kendisini Hristiyan kültür ve medeniyetine ait görmesi, batılılaşmanın ve yozlaşmanın toplumumuzu ne hale getirdiğinin göstergesidir. Bu anlayış ve duruş; Havra ve Kilise arasında gezen, Müslüman olduğunu iddia eden cahillerin görüşü ve duruşu olarak müslümanların ve İslam aleminin en büyük sorununu teşkil ediyor.

Her inancın ve kültürün bir hayat tarzı ve anlayışı vardır. Herkes kendi inancının coğrafyasında , değerleri ve ölçüleri içinde yaşamayı arzu eder. Türkiye ve İslam alaminin içinde yaşadığı en büyük çelişki, Ömer Hayyam’ın dediği gibi; ‘’Bir elde şarap, bir elde Kur’an/ Ne tam Kafir olduk ne de Müslüman’’ benzetmesine tıpa tıp uyuyor.

Antik Yunan ve Roma aklı ile mantığı batı insanını dinden uzaklaştırdı. Dinlerini de Kiliseye hapsetti. Şimdi Hıristiyanlık insanların hayatına hakim olmadığı gibi, insanların hayatından da bir parça değildir. Tanzimattan bu yana batının özellikle Türkiye ve İslam alemi üzerinde ısrar ve inatla uygulamak istediği proje İslamı Müslümanların hayatından çıkarıp dört duvar arasında camiye mahkum etmek, din dışı bir toplum oluşturmaktı. Doğu batı çatışmasının fay hatları, Türkiye’deki batıcılar ile Müslümanlar arasındaki mücadelenin kırmızı çizgisi de burada başlar.

Türkiye’de o parti bu parti, o ideoloji bu ideoloji  kamplaşması gibi gösterilmeye çalışılan guruplaşma ve ayrışma aslında kıblesini batı kültür ve medeniyetine çevirmek isteyenlerle İslamın, İslam medeniyet ve kültürünün tarafında kalmak isteyen arasındaki 200 yıldır süregelen bir mücadeledir. Yani; tam olarak ülkemiz ve coğrafyamızda İslam ile İslam düşmanlarının iktidar mücadelesi vardır. Doğu Türkistan, Karabağ, Keşmir, Afganistan, Somali, Suriye, Irak, Yemen, Libya, Kıbrıs, Bosna, Kırım ve Myammar’da olan bitenler…sadece etnik temizlik, ekonomik ve askeri, siyasi çıkar kavgaları değil, bilakis; İslamın ve Müslümanların buralardaki varoluş mücadelesidir. Ve biz Türkiye olarak şu anda; Suriye’de, Doğu Akdeniz’de, Egede ve Libya’da batı emperyalistleri ve onun yerli ve yabancı uşaklarına karşı apaçık bu mücadeleyi veriyoruz. Bu mücadele; yerlilerle yabancıların, milli olanlarla milli olmayanların, Müslüman milletimizle devşirmelerin arasında 200 yıldır devam edegelen bir mücadeledir.

Yerli ve yabancı tüm emperyalistler ve onların ülkemizdeki uşakları boşuna mı hep birlikte aynı cephede dik duran, yükselen ve geri adım atmayan Türkiye’ye karşı mücadele ediyor? Onlar her başarımızda boşuna mı kudurup duruyorlar?

Millet ittifakı ile Cumhur ittifakının da ayrıştığı  temel çizgi batı medeniyet ve hayat tarzı cephesinde olmak ile, İslam medeniyeti ve Kültüründe kalmak mücadelesinin politik arenamızdaki yansımasıdır.

Ya adam gibi kendi köklerine, özüne ve tarihine döneceksin veya düşmanlarını taklit edip onlar gibi olacak ve onlara benzeyeceksin! Bu iki cephe arasında yol aramak kendi ruh ve bedenininden kopmak gibidir.

İstikamet üzere ol Müslüman, İstikamet üzere ol! Tek kurtuluş yolun, ‘’İhdinassıratal mustakimdir.’’ Bunu, asla unutma!

Selam ve dua ile…

 

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Özeleştirinin ilk muhatabı kim

Arif Altunbaş Sızlayan duvarlardan gelen iniltiler dalga dalga çoğalıp, bir yas ve ağıta havasına dönüşür …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir