Pazartesi , 26 Şubat 2024
Son Dakika Haberler

İsrail Fitnesi II

Arif Altunbaş

Yahudiler kibir, ırkçılık ve çıkarcılıkları yüzünden tarih boyu kendi başlarına örmedikleri çorap kalmamıştır. Daima güçlü bir devletin koruması altında yeryüzünde lanetli bir kavim olarak sürekli var olma mücadelesi vermişlerdir. Omurgasız ve sürüngen olarak sürgünlerde geçen hayatları onları insanlığa karşı düşman etmiştir.  Yalnız M.Ö. 1000’lerde Hz. Davut ve Süleyman döneminde 70 yıl, M.Ö. 163-63 Makabiler döneminde 100 yıl süren iki devlet kurdukları bilinir.

Kendilerini tanrının seçilmiş kulları olarak görme saplantıları toplumsal bünyelerinde çaresi bulunmaz hastalıklara sebep olmuştur. Bu yüzden her gittikleri yerden kovulup sürgün edilme ateşini kendi elleriyle kendileri yakmış ve körüklemiştir. Fırsat buldukları zaman da birlikte yaşadıkları milletlere zarar vermeye ve onlara tehdit oluşturmaya başlamışlar gerilim, bu da çatışma ve savaşlara sebep olmuştur.

Babil’den sürgünlüğü, Mısırdan kaçışı, Filistin’den uzaklaştırılması, İspanyadan kovulması, Almanya, Polonya ve Avrupa’nın kendilerine dar edilmesinin ana nedeni kendi taşkınlıkları, azgınlıkları ve işledikleri hatalardır. Tarih şahittir ki hiçbir devlet ve millet kendilerine zarar vermeyen bir topluma karşı topyekûn savaş ilan edip onları yurtlarından kovmamıştır.

Bu gün bile Yahudi lobilerinden çekindikleri ve korktuklarından dolayı hiçbir devlet ve aydın Yahudi karşıtlığının ‘’Niçinleri, nedenleri, sebepleri, onu meydana getiren etmenler ve sorunların nasıl ve neden meydana geldiği’’ üzerine konuşamaz. Yahudi sürgünlüğünün neden ve sebepleri üzerine akademik araştırma yapmak, bilimsel olarak bu olayları tartışmak bile yapamaz. Her şeyin tartışıldığı bir dünyada neden Yahudilerin çıkardığı bela ve musibetleri, taşkınlık ve zulümleri, sürgünden sürgüne kovulma nedenleri, insanlığa verdikleri zararlar ve ziyanlar asla tartışılamıyor.

Tanrının varlığı, dinin gerekliliği veya gereksizliği, uzayın derinliklerine, yeryüzünün merkezine kadar uzanan her şeyi araştıran, eleştiren, sorgulayan, inkâr veya reddeden bilim insanları neden bu önemli tarihi konu ve sorun karşısında susarlar?

Her yerde istenmeyen, nefret edilen, lanetlenen ve kovulan, toplum ve cemaat olarak hep Yahudiler mi haklı ve hep onlardan kurtulmak isteyenler mi suçlu. Onları göçmen olarak bağrına basan ve daha sonra da yurtlarından kovup çıkarmak zorunda kalan toplumların hiç mi haklı sebep ve nedenleri yoktu? Bunların hiç mi hataları, suçları ve günahları yok?

İnsanlar arasında din, dil, ekonomik, sosyal ve kültürel ayrımcılık yapan, üstünlük taslayan, onları sömüren, ezen, iki ayaklı hayvanlar olarak gören Yahudiler bu yüzden neden kınanıp lanetlenemez. Onları eleştirenler neden ‘’Anti semitist ve Yahudi düşmanı’’ diye damgalanır? Her ülkede insanlar herkesin ve her şeyin aleyhinde, karşısında eleştiri yapabilir, olumsuz yönlerini konuşabilir ve yazabilir bir anlayışta iken, konu Yahudilerin sorun çıkaran damarlarına gelince neden herkes suskunluğa bürünür?

Kendilerine gönderilen birçok peygamberi inkâr eden, öldürmeye kalkan, çarmıha geren, kendi dinlerini bozan, kendileri dışında kalan tüm insanları kendilerine hizmet etmekle görevli gören bu sapık ve ilkel anlayış neden eleştirilemez? Böyle bir din anlayış, kültür, mantık, felsefe ve akıl insanlığı kucaklayan ve kuşatan bir din ve ahlak olabilir mi? Kulları arasında ayrımcılık ve adaletsizlik yapan, efendi ve köle sistemi oluşturan bir inanış ve anlayışı, sapıklık ve sapkınlık, adaletsizlik ve saçmalık değil de ya nedir?

İsrail ile Hıristiyanlar arasındaki ilişkilerde Yahudiler hiçbir zaman kendi başlarına bağımsız bir güç olmamışlardır. Geleneksel çıkarcı, ikiyüzlü ve korkaklığı nedeniyle bunlar hep başkalarının himayesi ve koruması, desteklemesi ve gözetimi altında sığındıkları devlet ve toplumlara ihanet ettiklerinde ne huzur bulmuşlar nede kimseye huzur vermişlerdir.

Hz. Musa Yahudileri Mısır’dan çıkarıp Firavunun zulmünden kurtararak Kenan illerine gideceklerini söylediğinde; onlar, Hz. Musa’ya korktuklarını ve oraya gitmeyeceklerini söylemişlerdi. Ve Musa’ya; ‘’Orada güçlü ve korkunç bir kavim var, biz onlardan korkarız ve onlarla karşılaşmak, savaşmak istemeyiz. Ey Musa sen ve Tanrın -gidin- onlarla savaşın, onları yenin, biz ondan sonra sizin peşinizden geliriz’’ diyecek kadar alçalmışlardır. Bu isyanlarından dolayıdır ki Tanrı tarafından kırk yıl Tih çölünde serseri serseri dolaşmakla cezalandırıldılar. Ta ki, içlerinden Allaha inanmış ve bağlı bir topluluk çıkıncaya kadar Sina çölünde dolaşıp durdular.

Ortadoğu’nun bağrına paslı bir hançer gibi saplanan İsrail terör devleti Yahudilerin kendi alın terleri ve bilek zorlarıyla kurdukları bir devlet değildir. 1917 yılında İngiltere’nin sömürü ve işgal projelerini korumak ve kollamak için kurduğu terörist bir devlet olarak İslam dünyasının sırtında paslı bir hançer gibi durmaktadır.

İsrail bir yandan Amerika, AB ve İngiltere’nin çıkarlarını koruyan vesayet savaşçısı, bir yandan da sessiz ve derinden Arzı Mevut’ u ( Vaat edilen toprakları)  ele geçirmeye çalışan barbarlar çetesi ve terör devletidir. Ortadoğu’da emperyalist senaryoların yazılıp oynatılmasındaki etkin rol oynaması münasebetiyle tüm Hıristiyan batı âlemi ile beraber hareket etmektedir.

Kuruluşundan bu yana meşru bir devlet olmayan İsrail yok edilmedikçe Müslümanlar ve insanlık için yine bir tehdit unsuru olarak kalacaktır. Eninde sonunda onu bekleyen son yine dünyanın bir yerine kovulmak ve sürülmek olacaktır.

Arif Altunbaş, Haber 7

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Cumhur Cumhuriyet ve ihanet cephesi

Günlük yaşantımızda millet kelimesi; memur milleti, esnaf milleti ve Türk- Kürt- Arap milleti gibi bir …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir