Cumartesi , 25 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

dayak… (1)

 Öğretmenden, öğrenciye tokat ve yumruklu dayak kamerada
 - Sputnik Türkiye, 1920, 23.12.2021

Efendim!

Bizim neslimiz dayağın sadece bir cezalandırma yolu değil

Aynı zamanda

Bir eğitim ve öğretim şekli olarak da görmüş yaşamış bir nesiliz.

Bize

Baby Boomer kuşağı derler.

İLKOKUL

İlkokula gittiğimde dayak yeme korkumdan kaçıp eve dönmüşüm.. çünkü o yıllarda dayak yemek rutin bir hadiseydi ama benim gözüm nedense fena korkmuştu.

Hâlbuki

İlkokuldaki dayaklar

Daha sonra göreceklerimin yanında çok masum kalıyormuş meğer… Kulak çekme, cetvelle vurma falan ne ki?

Yine de

Sınıfımın bir bayan öğretmene düşmesi için

İçimden o kadar çok dua ederdim ki… Çünkü erkek öğretmenler daha fena döverdi.

ORTAOKUL

Böyle dua ede ede ilkokulu kazasız belasız bitirdim.

Aslında

Uslu bir çocuk olduğum söylenirdi.

Yani dayağı hak edecek biri değildim

Ama

Sınıf sıra dayağından geçince ben de nasibimi alıyordum. Kendi hatamdan dolayı yediğim bir-iki fiske çok azdır.

O yıllarda notların iyi olsa da ilkokul diploması hemen verilmezdi. İlkokulu bitirme imtihanı(sınavı) yapılır başarılı olan ortaokula devam ederdi.

Nihayet o sınavı da vererek ortaokula yazılma hakkını kazanmıştım.

EŞREFPAŞALI

VE MUSA ÇILLIZ

Ortaokula gelince daha az dayak yiyeceğimizi sanırken

Mardin Lisesi

Ortaokul kısmında işlerin hiç de öyle olmadığını gördüm.

İlkokulda kız öğrenciler pek dayak yemezken

Burada kız-oğlan fark etmez dayak yenebiliyordu.. hakaretlerin bini de bir para…

OKULU BIRAKAN KIZ ÖĞRENCİ

Mesela kız öğrencilerden biri

Saçını kısa kesip kurdeleyi tepesine iliştirmişti.

Müdür Musa Çıllız kız öğrenciyi görür görmez adeta çılgına döndü.

– Artist misin sen!

Tükürük-hakaret-tekme-tokat…

O kız öğrenciyi

Bir daha okulda gören olmadı.

Dayak falan her neyse de… hakaret ve tükürmek de ne?

EŞREFPAŞALI

Eşrefpaşalı namıyla meşhur bir de Ziya hocamız vardı.

Bu hocanın en büyük hobisi öğrencileri dövmek…

Öğrenciyi dövmediği gün morali bozuk olurdu. (Veya bana öyle geliyordu)

Resim dersine geliyordu

Ancak bildiğim kadarıyla

Bu ders onun branşı değildi.

Tahminimce

İdare de, onun ne mal olduğunu anlamış resim dersinde fazla müşkülat çıkarmaz diye bu kolay derse gönderiyorlardı.

Aksi halde

Allah muhafaza Fen Bilgisi, Matematik vb. derslerden birine girse, “ ödevi yapmadın! Dersi anlatamadın! Niye kırık not aldın!) gibi suçlamalarla eline geçen “haklı” fırsatı anında dayağa çevirir

Ve o sınıf öğrencilerini hastanelik ederdi.

İdare bu kadarcağızını akıl etmiş

Ama

“Ziya Bey biraz serin gel! Çocuklara bu eziyetin nedir?” demeyi akıl edememişti bir türlü…

Neyse.

ORTAOKUL 2. SINIF

Ortaokul ikinci sınıftaydık.

Ziya Hocanın

Canı sıkkın olduğu bir günde(o gün kimseyi dövmemiş demektir bu…) bizim Resim dersine geldi. Tabi o gelmeden namı çoktan sınıfa ulaşmıştı.

Külhanbeyvari ağır ağır bir yürüyüşüyle masasının önüne geçti

Ve birden şafak attı.

Sinirlenmiş ama sakin bir şekilde “masaya bu yazıyı kim yazdı?” diye sorduktan sonra sınıfı kesmeye, içten içe de vereceği cezanın hazzını yaşamaya başladı.

Suçlu bulunmasa

Bütün sınıf sıra dayağından geçecek

Ki,

Tadına doyum olmaz.

ÇOCUKLAR ALTINA KAÇIRIYOR

Namı çok önceden geldiği için cezanın şiddetinden korkan 1-2 çocuk altını ıslattı.

Bu arada Ziya Hoca hınçla sorguya devam ediyor

Ama kimseden çıt yok.

Meğerse

Çocuklardan biri hocanın masasına “Eşşekpaşalı” diye yazmış.

Ziya Hoca da Eşrefpaşalılığı ile çok övünüyor ya, bu onun çok zoruna gitmiş.

Yazıyı

Muhtemelen 9 veya 10. Sınıflardan gelen abiler yazmıştı. Çünkü biz çocuk yaştakiler buna cesaret edemezdik ama ihale bizden bir öğrenciye kaldı. (Liseli öğrencilerin Ziya hocaya diş bilediğini bilmeyen yoktu…)

GEL BURAYA!

Çocuk tahtaya bir cenaze gibi gitti.

– Elini aç!

– ……

– Öyle değil, çevir!

Çocuk avuç içi yere bakacak şekilde elini çevirdi.

O güne kadar böyle bir cezalandırma şekli görmemiş olan bizle korku filmi seyreder gibi nefesimizi tutmuş bakıyoruz.

Hoca yoruluncaya kadar vurdu.

Arkadaşımızın

Ağlaması, bağırması, yalvarması işe yaramadı.

O dayakla

Parmak kemikleri nasıl kırılmadı, ona bugün bile hayret ediyorum.

1972

Bu olay 1972 yılında oldu.

Ve dayak zihnimize nasıl kazınmışsa

Aradan 50 sene geçmiş olmasına rağmen o dayak sahnesinin tüm ayrıntılarını hatırlıyorum.

“KÂĞIT” DİYEMEDİ

KÜRTÇÜ OLDU

Bu sefer ismini hatırlayamadığım bir Türkçe hocamız vardı.

Çocukları kaldırır

“Kâğıt” dedirtmeye çalışırdı.

Sınıfımızın önemli bir kısmı Mardin köylerinden gelmiş Kürt çocukları olduğu için,

“Kâğıt” demeye ne onların ne de bizim dilimiz dönmüyor bunun için de dayak yerdik.

Türkçe hocası bir gün köyden gelmiş bir arkadaşımızı kaldırıp “kâğıt” dedirtmeye çalıştı. Diyemedi… Hoca tokatlamaya başladı.

Bu arada şunu arz edeyim;

Köyden gelen arkadaşların bir kısmı okula geç başlamış oluyordu ve bizden 2-3 yaş büyük olurlardı.

Hatta Liseye gittiğimizde (Sanat Okulu.. sonradan Endüstri Meslek Lisesi) evli çoluk-çocuk sahibi olan arkadaşlarımız vardı.

Türkçe hocasının tokatladığı bu öğrenci de bizden daha iri yaşça da büyük idi.

Sertçe,

– Hocam dilim dönmüyor!

Dedi.

İşin kötüye gideceğini anlayan hoca bırakıp gitmişti.

Yıllar sonra

O arkadaşımızın öğretmen olduğunu.. sonra bir okula müdür olduğunu

Ve aşırı Kürtçü olduğunu duydum.

“Acaba” diyorum;

Kürtçü olmasında o gün yediği o tokatların etkisi oldu mu?

09.02.2022

Emin Batur

NOT: Nasip olursa gelecek yazıda

Lisede dayak.. çarşı pazarda dayak.. karakolda dayak,

Kaçak tütün içenlerin Kolcu’lardan yediği dayak

Askeriyede dayak

Üniversitelerde dayak

12 Eylül cuntacılarının attığı dayak vs. den bah

Emin Batur *

Tüm Yazıları →
Emin Batur

Ayrıca Bakınız

CAFE – MARKET DENETİM VE PAHALILIK

Emin Batur Bana göre Cafe ve restoranlar kesinlikle fiyat olarak denetlenmemeli. Sadece sağlık ve hijyen …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir