Salı , 18 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

Bir Medeniyet Savaşçısı Olarak Sezai Karakoç

Üstat Sezai Karakoç’un izini izleyenlere geride bıraktığı mirasına sahip çıkmak, diriliş ocağını tüttürmek, diriliş meşalesini yanık tutmak, onun fikir ve düşüncelerini yaygınlaştırmak gibi bir sorumluluk düşüyor.

Arif ALTUNBAŞ

Çizgi: Hasan Aycın

 “Senin kalbinden sürgün oldum ilkin 

Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği 

Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında 

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim 

Af dilemeye geldim affa layık olmasam da

Uzatma dünya sürgünümü benim’’

diyerek Üstat Sezai Karakoç, sürgünler ülkesinden başkentler başkentinden ebedi vatanına göçtü. İstikamet üzere olan diriliş yürüyüşü, hicreti ve Şeb-i Aruz’u kutlu olsun. “En sevgilisi” onu, en sevdiği makamlara kavuştursun.

Müslüman, mukaddesatçı, milliyetçi, vatansever, yerli ve milli kuşakların zihin ve düşünce dünyasında silinmez izler bırakan örnek bir medeniyet savaşçısıydı o. Batı emperyalistlerinin ve yerli münafıkların istila ve hükmetmeye çalıştığı kalp ve gönül dünyamızın, düş ve düşünce coğrafyamızın engin ve derin sularında, şiirleri ve yazıları ile bir “diriliş’’ meşalesi yaktı. Gecelerin zifiri karanlığında yol arayan insanlara yön ve istikamet gösteren bir çoban yıldızı gibi ufkumuzda parıldadı durdu.

Bengisu bengisu kaynayan ve diriliş diriliş çağlayan medeniyet pınarlarımızın meyvelerini insanımıza ölümsüz eserleriyle bir muştusu olarak sundu. Ve bunun için bir ömür savaşarak bir diriliş ve varoluş destanı yazdı.

O, çağlar ötesinden gürleye gürleye gelen peygamber izinin yolcuları; Yunus’un, Mevlana’nın, Hacı Bektaş’ın, Şeyh Galib’in, Horasan erlerinin ve erenlerinin gönül dünyasının zamanımıza kadar uzanan diriliş sesiydi.

Zulmün, inkârın ve tuğyanın kara bayrağı altında toplanan kabil soylulara karşı diriliş bayrağını açan, İslâm medeniyet ve kültürünün fedaisi bir medeniyet savaşçısı olarak gelecek nesillere kelâm ve kalem ile vahyi bir duruş ile savaş ritimleri öğretti. Tüm hayatı boyunca öğrenen, öğreten, yaşayan ve duruşuyla bunu gösteren bir mücadele adamı idi.

Onun savaşı, tankla topla yakıp yıkmakla ölüm kusan çelik kanatlı makineler ve konvansiyonel silahlarla değil, ilimle irfanla edep ve ahlâkla kalem ve kelâmla insanlığı insanlığın merkezi olan diriliş medeniyetine çağırdı.

Bu savaş gücünü putlaştıran ve putlarına tapan sömürgeci Batı medeniyetinin temsilcileri çağdaş Nemrutlara ve Firavunlara karşı dimdik durma, onların sömürü boyundurukları altından kurtulmak için verilen bir kurtuluş savaşıydı. İnsanımızın, milletimizin, ümmetin ve insanlığın kurtuluş savaşı… Bu savaşın adı; diriliş mücadelesi, diriliş meşalesi, diriliş muştusu, diriliş manifestosu idi.

O, hayatı ve eserleriyle tek başına, tüm zorluklara ve zorbalıklara göğüs gererek diriliş mücadelesinin ölümsüz destanını yazdı. Aynı zamanda yazdığı destanın efsane kahramanı da bizzat kendisi idi. Bütün hayatını bu destanı yazmak, diriliş cephesine diriliş erleri yetiştirmek, diriliş medeniyetini ve kültürünü zamana ve mekâna hâkim kılmak için harcadı. O diriliş medeniyetinin hem işçisi, hem çırağı, hem ustası, hem mimarı, hem de efendisi ve  komutanı idi.

Diriliş ocağı tütsün, meşalesi sönmesin diye kendisini ve çizgisini sevenlere, izleyenlere ve izini sürdürmek isteyenlere geride eserlerini büyük bir hazine olarak bıraktı.

Bu kıymetli hazine, politikanın kirli arenasında çarçur edilmeden, kimilerinin ego değirmeninde öğütülüp yıpratılmadan, gündelik uçarı sevdalara kurban edilmeden ülkemizin ve coğrafyamızın her köşesinde yaygınlaştırılıp medeniyetimizin yeniden inşa ve ihyasında bir Selçuklu- Osmanlı harcı olarak güvenle, özenle kullanılmalıdır.

Milletimizi ve coğrafyamızı kuşatan ve kucaklayan engin, derin ve geniş bir düşünce mektebi olarak diriliş düşüncesi, bütün İslâmi, milli, yerli derneklere, vakıflara, politikalara, ave sivil inisiyatiflere, fikir, düşünce, strateji, taktik üreten kurum ve kuruluşlara yön ve yöntem gösterici olabilir. Diriliş mektebi bir grubun, ırkın, partinin, mezhebin, ülkenin, rengin ve toplumun arka bahçesi gibi değil, tüm milletimizi ve coğrafyamızı kuşatan sınırsız ve sınıfsız bir düş ve düşünce dünyasının ocağı olmalıdır.

Bugün milletimizin ve coğrafyamızın, Selçuklu’nun kuruluşunda büyük bir rol oynayan “Nizamiye Medreseleri” gibi diriliş mektebi de İslâm’ın engin ufuklarına açılmak, derin dünyasına dalmak, tarihi misyonunu kucaklamak ve yüklenmek isteyen kurum ve kuruluşların müracaat edeceği ilk adreslerden birisi olmalıdır.

Üstat Sezai Karakoç’un izini izleyenlere geride bıraktığı mirasına sahip çıkmak, diriliş ocağını tüttürmek, diriliş meşalesini yanık tutmak, onun fikir ve düşüncelerini yaygınlaştırmak gibi bir sorumluluk düşüyor.

Bu sorumluluğu, parti, dernek ve cemaat gibi suni sınırlar, kuruluş ve hudutlar içinde kuşaktan kuşağa ümmetin çocuklarına aktarmak sıkıştırılmamalıdır. Çünkü, dirilişin düş ve düşüncesinin sınırlarını yalnız Allah belirler. O, sınırsız ve sınıfsız bir dünyanın düşüncesidir. Statüko ve statükonun belirlediği sınırlar ve ölçüler, onun için biçtiği ve biçeceği elbiseler, diriliş mektebinin dünyasına dar gelir. Bizim dirilişten anladığımız; Firavuni hudut ve sınırları, kuşlar gibi özgürce çiğneyen, Allah’ın ölçü ve kurallarıyla kucaklaşan, vahyin ışığıyla aydınlanan, bütün insanlığı kardeş bilen, çağlar ötesi evrensel bir düş ve düşüncedir.

Bir medeniyet savaşçısı olarak Üstat Karakoç ve düşünceleri, yaşadığı zamanı etkilediği gibi gelecek zamanları ve kuşakları da etkileyecektir. İslâm medeniyet ve kültürünün, zihin ve düşünce dünyamızdaki inşası ve ihyasında, Karakoç’un düş ve düşünce ufkuna milletimizin ve İslâm ümmetinin ihtiyacı vardır.

Batı medeniyetinin yozlaştırdığı edebiyat, sanat, kültür ve medeniyet coğrafyasına, düş ve düşünce alemine, hayal ve gerçek dünyasına, “diriliş” kültür ve düşüncesinin en kolay, en kısa ve en basit yollardan ulaştırılması gerekmektedir. Bu görev, devlet ve milletimize düşen bir sorumluluk ve vebaldir.

Değerlerimize değer verdiğimiz ölçüde değerlenir, kaliteye, güzele ve en mükemmele sahip oluruz. Değerlerimizi değersizleştirdiğimiz ölçüde kendimize, mirasımıza ve geleceğimize ihanet eder, değersizleşiriz.

Üstat Karakoç’u en derin saygı, sevgi ve hürmetle anıyorum.  Allah (c.c) rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Özeleştirinin ilk muhatabı kim

Arif Altunbaş Sızlayan duvarlardan gelen iniltiler dalga dalga çoğalıp, bir yas ve ağıta havasına dönüşür …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir