Cumartesi , 25 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

BİTMEYEN OYUN

 

Kritik dönemlerde hemen hemen hep aynı oyunu seyrederiz.

Oyun özet olarak şöyle:

Halk önce yardımcı oyuncular tarafından cendereye konarak iyice sıkıştırılır.

Arkasından asıl oyuncular gelir ve milletin tepesine biner.

 

FETÖ

Dikkat edilirse FETÖ içimize bu yöntemle sızdı. Halk önce 28 Şubat süreciyle iyice bunaltıldı.

Halkın temsilcisi siyasiler de:

‘’Bunlar bize 28 Şubatçılardan daha fazla zulmedecek değil ya…’’ deyip Fetöcülerin önünü açtı.

Millete yapılan büyük kumpas

Bundan dolayı fark edilemedi.

 

FİNAL

Defalarca tekrarlanan oyun 15 Temmuz’da bu sefer  ‘Final’ oynamak için sahneye kondu.

Artık onlara göre bu işin sonuna gelinmiş ülke işgal edilebilir kıvama gelmişti.

Peki

15 Temmuz’a gelene kadar, buna benzer kaç oyun sahnelendi?

Şimdi ona bakalım.

 

BU ÜLKEDE

OYUNLAR BİTMEZ

HAİNLER BİTMEZ

KAHRAMANLAR DA BİTMEZ

Çünkü stratejik bir bölgedeyiz… Lider ülke olma yolunda hızla ilerliyoruz

Ve

Bir sürü alacağımız var.

Yani hesap henüz kapanmış değil.

 

Bundan dolayı ülkemiz

Benzer süreci defalarca yaşadı.

Ancak ben en önemli 4 tanesinden bahsedeceğim.

Küçük olanları çoktur.

Küçük oyunlardan bir iki örnek verirsem yeterli olur sanırım.

 

DEMİREL VE ‘EHVENİ ŞER’

Demirel’in AP (Adalet Partisi) nin başında bulunduğu yıllarda en büyük rakibimiz ‘Ehveni şer’ di.

Yıllarca siyasetin içinde bulundum.

O tarihlerde Erbakan Hocanın partilerinde görev yapmıştım.

İşte o yıllarda

Seçim çalışmalarında karşımıza çıkan en büyük sorun bu ‘Ehveni şer’ meselesiydi.

Bir türlü

Mütedeyyin muhafazakâr aileleri Erbakan Hocaya oy vermeye ikna edemezdik.

 

Sebebi:

‘’Erbakan’a oy verirsek Demirel’in oyları bölünür. Binaenaleyh Ecevit iktidara gelir. Ecevit demek CHP demek… CHP demek tek parti diktatoryası, baskı, zulüm, kıtlık demek.

Biz Demirel’in ne olduğunu biliyoruz ama en azından namazımıza, Kur’an Kursumuza vs. karışmıyor… Durup dururken başımıza iş açmayalım…’’ der, bir türlü muhafazakâr kesimin oylarını alamazdık.

Bu oynanan küçük oyunlardan biriydi.

Tabir caizse asıl ‘turpun büyüğü’ ilerdeydi de haberimiz yokmuş.

 

Hâlbuki

Bana göre Ecevit Demirel’den daha ‘Milli’ydi.

Kıbrıs’a

Çıkarma yapma söz konusu olduğunda, eğer Ecevit yerine Demirel iktidar ortağı olsaydı, Erbakan Demirel’i Kıbrıs’a çıkarma konusunda mümkün değil ikna edemezdi.

Nitekim

Gerek İsmet İnönü gerekse Demirel zamanında Rumlar Kıbrıs’ta Türkleri defalarca katliama tabi tuttukları halde, hiç bir şey yapamadıkları gibi askerimizin de moralinin bozulmasına sebep olmuşlardı.

Şöyle ki:

Rumlar Kıbrıs’ta katliam yapınca asker hareketleniyor… Demirel veya İnönü ‘Tamam’ diyerek askeri kuvvetlerimize çıkarma için onay veriyor.

Ancak

Amerika’dan zılgıtı yiyince daha gemilerimiz yoldayken rotalarını Kıbrıs yerine İzmir’e çevriliyordu.

Bu böyle 2-3 sefer tekrarlanınca askerimizin morali haliyle bozuluyordu.

Nitekim

Erbakan Hoca

Kıbrıs’a çıkarma emrini Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar’a verdiğinde.. Gn. Kur. Başkanı bu endişesini dile getirmişti.

Yani

Çıkarma Kıbrıs yerine İzmir’e yapılırsa askerin morali bozulur bir daha onları yerinden kıpırdatmada müşkülat çekeriz.

‘’Hayır!’’ Demişti Rahmetli Hoca. ‘’Bir daha böyle bir şey yaşanmayacak. İstikamet KIBRIS Haydi Bismillah…’’ diyerek harekatı başlatmıştı.

(Ecevit o sırada İngiltere’de idi. Başbakanlığa Erbakan Hoca vekalet ediyordu)

 

Yine

Rus uçağını düşürme işi küçük oyunlardan biridir.

Eğer uçak krizi devam edip Rusya ile çatışma durumuna gelseydik 15 Temmuz ihanet kalkışması olmazdı.

 

Neyse

Tekrar konuya dönecek olursak 15 Temmuz’a kadar 4 tane büyük oyun sahnelendi.

Küçüklerine girmiyorum.

Küçük oyunlardan; Demirel-Ecevit-Ehveni şer ve Rus uçağının düşürülmesi şeklinde az önce bahsettim.

Şimdi o büyük oyunlara bakalım:

 

1- Sevr ile sıkıştırıp Lozan’a razı ettiler

2- Tek parti diktatoryasını gösterip 1950 de ülkeyi Amerika’nın önüne serdiler

3- 1970 ten itibaren tırmanan terörü gösterip, Evren’nin 12 Eylül Faşizmine razı ettiler.

4-  28 Şubat’ı gösterip FİNAL oynamak için FETÖ yü ülkenin başına bela ettiler.

 

TEK PARTİ FAŞİZMİ

1950 seçimlerinden sonra ülkenin ABD kulvarına girdiği doğrudur ama halk ne yapsındı?

Başka bir çaresi var mıydı?

Kaldı ki,

Tek parti diktatoryası hüküm sürerken, bu ülkede İngiliz kılık kıyafet ve sömürge ülkelerinde uyguladığı bürokrasisi hakimdi.

O günlerde bir memur Fötr şapka giymeden işine gidemezdi.

Bugün en hızlı bir CHP liye ‘’Fötr şapka giymeden işe gidemezsin…’’ deseniz, isyan eder.

Haksız vergiler, sürgünler, ayrımcılık, sansür, yağcılık, ayakta çarık.. fakirlik diz boyu. Bir avuç insan hariç her kes yokluk çekiyor.

Savaşa girmediği halde ekmeğin karneyle satıldığı tek ülke.

 

Tek parti diktatoryası işte! Fazla söze gerek yok.

Halkın mecali kalmamıştı.

İngiliz gitti Amerika geldi.

Halkın bunu o günkü şartlarda tartacak mecali yoktu. Tek parti diktatoryası insanları canından öyle bir bezdirmişti ki, ‘kim gelirse gelsin mevcut olandan iyidir…’ kanaati vardı.

 

KARAR

İsmet Özel’in Harika tespitiyle,

Halk kimi seçeceğine değil.. kimi seçmeyeceğine karar vermek zorunda kalmıştı.

14 Mayıs 1950 seçim neticesi böyle ortaya çıktı.

Bu şekilde

Ülke Amerika’nın önüne serildi ama dediğim gibi serilmesine sebep olan kim?

Medyanın İngiliz parfümü koktuğu…

Ve

Halkın %66 sının okuma yazma bilmediği bir zamandan bahsediyoruz.

 

Hani harf inkılabıyla çok övünüyorlar ya. 22 yılda nüfusun ancak %34 ü okuma-yazma öğrenmiş. O da sadece okuma yazma… O kadar.

Bu %34 ün yüzde kaçı Lise Üniversite mezunu olacak da ülkenin Amerikan hegomonyasına girdiğini fark edecek.

Millet:

‘’Sırtımdan Jandarma dipçiği eksik olsun da…’’  başka bir şey istemem moduna getirilmiş. Amerika’yı Rusya’yı değerlendirecek hali yok yani.

Oyun iyi kurgulanmış

Ve

Netice alınmıştı.

 

 

SEVR’LE SIKIŞTIRIP LOZAN’A RAZI ETMEK

Sevr’de ülkemizi parçaladılar… Lozan’da kimliğimizi, ruhumuzu, köklerimizi, ideallerimizi hayallerimizi parçaladılar.

Ayrıca

Lozan’da da Ülkemiz de parçalandı.

Batı Trakya’nın %100 Türk’tü,

Musul Kerkük Batum Nahcivan ha keza… Halep’in yarısından çoğu Türk’tü.

Bunlar da gitti sahip çıkılmadı.

 

Hâlbuki Erzurum’da Sivas Kongrelerinde alınan kararlar böyle değildi.

‘Gücümüz yoktu’ denebilir. Peki, düşmanın gücü var mıydı? Önüne katmış süpürmüş denize dökmüşsün.. Çanakkale’den düşmanı gerisin geriye göndermişsin, Kut-ul Amare’de İngilizleri ezmiş perişan etmişsin. Doğu cephesinde Kazım Karabekir’le destanlar yazmışsın…

Ondan sonra

Bütün bu kartlarla masaya oturup bir avuç toprağa razı olmuşsun… Buna da ‘Zafer’ diyorsun.

 

KOD-GÜÇ

Yetmemiş

Bu ülke insanının kodları ile oynanmasına razı gelip imzayı basmışsın… Bütün bunlar 6 ay gibi kısa sürede yapılıyor.

Koskoca imparatorluk 6 ayda tasfiye ediliyor yani…

Kemal Tahir

Bu rezalet için ‘Bakkal dükkânı bile 6 ay gibi kısa sürede tasfiye olmaz’ der.

Sonra da kalkmış ‘Gücümüz yetmedi..’ diyorlar.

Peki,

Her yerde hezimete uğramış düşmanın gücü kalmış mıydı?

 

Neticede o gün büyük bir oyun tezgâhlandı.

Halka

Sevr propagandası yapılıp

Lozan’a razı ettiler.

Ki, o propaganda hala devam ediyor.

 

12 EYLÜL

12 Eylül’e giden süreç tam bir faciaydı.

İnsanlar terörden yaka silker hale gelmişti.

Aynen 1950 öncesi oyun tezgâhlandı.

Halk

‘Kim gelirse gelsin.. yeter ki, bu terör belası bitsin’ noktasına getirilmişti.

Nereden bilsin

Sabah solcu vurup, akşam onun intikamını almak için sağcı vuranların aynı kişi hatta aynı silah olduğunu…

 

Bunun böyle olduğu

Yıllar sonra ortaya çıktı ama ne fayda.. 12 Eylül sürecinde 600.000 kişi okkanın altına girmekten kurtulamadı.

Nitekim

Darbeci generallerden biri ‘Ortamın uygun hale gelmesi için bekledik. Aksi halde 1 yıl önce darbeyi planlamıştık’ diye ağzından kaçıracaktı.

 

Olan

Hapislerde çürüyen, toprağın altına giden gençlere oldu.

Bir nesil

Terör-darbe-işkence travmasıyla heder oldu gitti.

Çünkü

Oyunu sahneye koyanlar böyle istemişti.

Türk halkı

Birbiriyle didişsin, önünü görmesi, diğer milletlerle yarışmaya girmesin istiyordu.

Ve

Uzun süre buna muvaffak oldular.

 

1980 öncesi yıllarını, terör-zam-zulüm yıllarına çevirmeyi başardılar.

Bu yıllar;

Dünya milletleri ile olan yarıştan artık iyice koptuğumuz yıllardı.

Emperyalistler bir daha bu işi başarmışlardı.

 

 

28 ŞUBAT’I GÖSTERİP

FETÖ’YE RAZI ETMEK

28 Şubat’ta bu ülke tekrar cendereye sokuldu.

Ekonomiden sanayiye, dış borçtan turizme, tarımdan dış ticarete ve denk bütçeye kadar her şeyin iyi değil, çok çok iyi gittiği bir dönemde,

Ülkemizin ‘Ya Hayy!’ deyip

Adeta bir küheylan gibi ileri atıldığı bir zamanda birileri tekrar devreye girip ‘Stop’ dedi.

 

DEMİREL

Demirel bu iş için biçilmiş kaftandı.. fırsatı kaçırmadı.

Türlü siyasi ayak oyunlarıyla meşru seçimle iktidara gelmiş Erbakan Hocayı nahak yere istifaya zorlandı. Yine bir sürü entrikalar çevirerek görevi teamüllere aykırı olarak Mesut Yılmaz’a verdi.

Ve

Olan ondan sonra oldu.

Ülke birbiriyle tekrar didişmeye başladı.

Parti kapatmalar

‘Kamusal alan’ rezaleti ile öğrencilerin başörtüsüne el uzatmalar vs. sürdü gitti.

Meğerse başka şeyler tezgâhlanıyormuş.

 

Bir gün bir de baktık ki,

Ağlama sesleri arşa yükseliyor.

Meğerse

Haydutlar bankaların içini hortumlayarak sırra kadem basmışlar.

Bunlardan biri de Demirel’in yeğeni…

İnsanlar

Bankaların önünde TV kameralarına ağlayan yalvaran gözlerle bakıyorlar ama muhatap bulamıyorlardı.

İntihar eden, hasta yatağına düşen vatandaşların haddi hesabı yoktu.

O hortumlanan paralar yıllar sonra geçtiği halde gelen hükumetlerin sırtında kambur olarak kaldı.

Yerlerde sürüklenen itibarımız da cabası…

 

Derken

Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında Anayasa kitapçığını fırlatma hadisesi meydana geldi.

Dolar birden ikiye üçe katladı.

Esnaf kepenk kapattı.

Borçlular borçlarını ödeyemez hale geldi.

Hele dolarla borçlananlar.. bir sürü niza’ ihtilaflar çıktı.

Mahkemeler hapishaneler doldu taştı.

 

Böylece oyun başarıyla icra edilmiş,

Türkiye bir daha durdurulmuş,

Titrek, ayakta duramayacak bir hale gelmişti.

Bunun mücessem şekli de,

Başbakan Ecevit’in Clinton’un önündeki duruşudur.

Merve Kavakçı’ya TBMM de esip gürleyen Ecevit, Clinton önünde ezim ezim eziliyordu.

O fotoğraf karesi Ülkemiz için tam bir rezaletti.

 

FETÖ ve 15 TEMMUZ SÜRECİ

Ülkenin kıvama geldiğini gören Pensilvanyalı FETÖ

FİNAL oynamak üzere harekete geçti.

Aynen

1950 öncesi oyun tekrarlandı.

Diyeceksiniz ki;

‘’İyi ama CHP iktidarda değil ki.. ne suçu var bu işte?’’

İşte meselenin en ince ayrıntısı burada…

 

Bu ülkede kim iktidar olursa olsun bürokrasi CHP nin elindedir.

1961 Anayasası değişmedikçe bu böyle…

1961 Anayasasını CHP liler yaptı.

Onun içine öyle Anayasal kurumlar koydular ki, o kurumlar yakın tarihe kadar CHP nin arka bahçesiydi.

Siz

Ak Partiyi kim kapatmaya kalktı zannediyorsunuz?

Özal

Uzun mücadeleler sonunda ve o kadar zaman iktidarda kalmasına rağmen Anayasa mahkemesine ancak 2 üye sokabilmişti.

 

Bu bürokrasi

60 tan önce de vardı ama 61 Anayasası ile iyice şedit hale getirildi.

Menderes’e

Özal’a

Erbakan Hocaya takoz olan yapı bu yapıdır.

Ve

Bugün hala takoz olmaya devam ediyor.

 

İşte FETÖ

Başta anayasal kurumlar olmak üzere ülkenin tüm sinir uçlarına sızdı.

Üst üste yapılan operasyonlarla yani küçük oyunlarla netice alamayacaklarına kanaat getirince,

Final oynamak için 15 Temmuz adlı büyük oyunu sahneye koydular.

 

Şükürler olsun

Bu badire de atlatıldı.

Artık bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… Olmamalı.

15 Temmuz bir milattır.

İlk iş yeni bir Anayasa…

Dün yeni bir Anayasa için işaret verildi.

Emin Batur *

Tüm Yazıları →
Emin Batur

Ayrıca Bakınız

CAFE – MARKET DENETİM VE PAHALILIK

Emin Batur Bana göre Cafe ve restoranlar kesinlikle fiyat olarak denetlenmemeli. Sadece sağlık ve hijyen …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir