Cumartesi , 25 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

Müttefik düşmanlarımız ve müttefik dostlarımız

Müttefik düşmanlarımız ve müttefik dostlarımız

İdeolojilerin yorgun düştüğü ve gitgide cazibesini kaybettiği bir dünyada  artık çıkar ve menfaat odaklı bir anlayış bütün kutsalları ve hukuku esir almış durumda. Uluslararası hukuk yaptırım gücü olmayan yazılımetinlerden öte bir anlam ifade etmiyor. Hukuksuzluğun sınırlarını, çıkar ve menfaatlerini belirleyen IMF, BM, NATO gibi güçlülerin sömürü amaçlı kurup yönettikleri kurum ve kuruluşlarla dünyaya nizam verilmek isteniyor. ‘’Güçlü olan haksız da olsa her zaman haklı, güçsüz olan haklı da olsa her zaman haksız’’ olarak Firavun düzeninin küresel mahkemelerinde sorgusuz ve yargısız infazlara uğruyor. Viyetnam, Kamboçya, Afganistan, Irak, Somali, Sudan, Libya, Suriye, Keşmir Kıbrıs, Karabağ, Doğu Türkistan ve daha niceleri hukuk tanımaz barbar batı medeniyetinin gazabına uğradı.

Birçok şeyin değiştiği dünyada dostluk ve düşmanlık anlayışı, yaklaşımı ve kriterleri de değişti. Amerika, Rusya, Çin ve AB gibi ekonomik olarak gelişmiş ülkelerin dünyayı istedikleri gibi sömürme hırsı insanlığın başındaki en büyük felaketlerin başını çekiyor.

Soğuk savaş döneminde iki blok arasına demir perdeler çekilerek dünya parsellendi. Her ikisi de birbirinin can ve kan düşmanı oldu.  On yıllarca birbirine diş gösterip hırlaşıp durdular. Dev fillerin tepişmesi sırasında zayıf ve güçsüz ülkeler bir tarafta; NATO şemsiyesi altında Amerika’nın, diğer tarafta; Varşova Paktı ekseninde Rusya’nın eteğine sığındılar. Kazananlar Kapitalist bloku temsilen başta ABD ve yandaşları gelişmiş ülkeler, Kominist Bloku temsilen ise başta Sovyetler, yani Rusya oldu. Kaybedenler ise; doğu ve batı blokundaki tüm insanlıktı. Güç ve sermaye Firavun soyluların eline geçti. İnsanlık ise; Ben-i İsrailleşti. Dünya bugün maddi ve manevi anlamda, ahlaki ve kültürel alanda bu yozlaşma ve soysuzlaşmanın ağır faturasını ödüyor.

Sovyetlerin yıkıldı ama yayılmacı, işgal ve istilacı kominist geleneği bugün Rusya’nın yeni çarları tarafından sürdürülüyor. Gürcistan, Abhaza, Kırım, Ukrayna, Suriye, Doğu  Akdeniz ve Libya’da, Karadeniz’de, Baltık kıyılarında Rus güçlerinin Avrupa’yı, Ortadoğu ve Afrika’yı apaçık tehdit eder hale gelmesi Moskova faşizminin bugün de devam ettiğini gösteriyor.  Yine dünya ağzından iğrenç salyalar akıtan vahşi bir Rus ayısının tehdidiyle karşı karşıya…

Özellikle; Türkiye’nin ülke içinde, Suriye’de ve Irakta teröre ve teröristlere karşı verdiği başarılı mücadele, terör odaklarının arkasındaki Amerika, Fransa, İngiltere, Rusya, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail gibi hegemnonyal idealler peşinde koşan güçleri olağanüstü rahatsız ediyor. Azerbaycan’ın Karabağ’da Rus ve Fransız destekli Ermeni güçlerini hezimete uğratmasında Türkiye’nin oynadığı kritik ve etkin rol hem batı cephesindeki ABD ve Fransa’yı, hem de doğu cephesindeki Rusya’yı ve müttefiklerini huzursuz ediyor.

Türkiye’nin Kıbrıs’ta, Suriye’de, Irakta, Katarda, Afganistan’da, Somali’de, Libya’da, Azerbaycan’da ve dünyanın birçok ülkesinde var olan sarsılmaz tarihi, kültürel ve ekonomik bağları, güven sağlayan askeri gücü ve devlet olarak saygınlığı başta müttefik düşmanlarımız( ABD, Fransa, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi, İsrail ) olmak üzere, beri tarafta Rusya ve İran da küresel ve bölgesel anlamda Türkiye’ye karşı pozisyon almaya zorluyor.

Türkiye’nin son yirmi yılda attığı jeopolitik, jeostratejik, ekonomik, teknik ve siyasi adımlar gerçek dost ve kardeşlerimize güven ve mutluluk, dost görünen ve sanılan müttefik düşmanlarımıza ve çifte standartlı komşularımıza kaygı veriyor. Artık, herkes biliyor ve görüyor ki, batının her dediğine baş eğen, Rusya’nın her tehtidinden korkmayan, faşist İsrail’in saldırı ve yayılmacı politikalarından çekinmeyen ve sahada oyun kuran bir Türkiye var. Bilakis bölgeyi dizayn etmek ve orada huzur ve refahı sağlamaya çalışan her yönden güçlü, güvenilir muhataplarına  birlikte kazanıp paylaşmayı öneren bir devlet ve millet var. Ve bu irade Türkiye’yi yönetiyor..

Bürükseldeki NATO toplantısında ABD Başkanı Biden ve diğer ülke liderleriyle Başkan Erdoğan’ın yaptığı tüm görüşmeler dünya basınında 1. Derecede manşet olması tesadüfi değil. Bu başarı bizdeki batı taşeronu muhalefetin panikataklarından, asık suratlarından ‘’ama’’ ’’fakat’’, ‘’lakin’’ diyerek bu önemli buluşma ve gelişmeleri küçümseme seviyesizliklerinden  belli oluyor.

Başkan Erdoğan’ın Brüksel’den Azerbaycan’a yaptığı anlamlı ziyaret ve Şuşa anlaşması da, İslam ve Türk dünyasında büyük bir ilgi ve heyecanla izlendi. Şuşa anlaşması bir bakıma iki devlet bir millet söyleminin ‘’iki devlet= bir devlet’’ anlaşmasına dönüşmesinin ilk adımının temel taşlarını oluşturuyor. Bundan sonraki adım; inşallah Türkiye ve Azerbaycan kardeşliğinin sarsılmaz temelleri üzerinde yükselecek. Altı devlet bir millet veya Altı devlet=bir devlet anlayışı gelecek baharları bekliyor. Umut ve isteğimiz bunun, ‘’Büyük Türk İslam Federasyonu’’ haline dönüşmesidir. Bu federasyon adının ne olacağı ve olması gerektiği çokta önemli değil… Umulur ki bu birlikteliğe  Pakistan, Malezya, Endenezya, Mısır, Sudan, Katar, Somali,  Libya, Cezayir, İran vs. tüm İslam ülkeleri katılır. O zaman; Kafir, Münafık ve Müslüman kim belli olur ve meydan ortaya çıkar.

Rabbimiz kardeşliğimize, birlik, dirlik ve beraberliğimize güç ve kuvvet versin! Kalp ve gönüllerimizi ALLAHU EKBER ekseninde birleştirsin!

‘’ Sen çağırmasını bilirsen onlar mezarlarında da olsa toprağı yarıp gelirler.’’

‘’ Sen gel dersen onlar iki eli kanda da olsa çağrına ‘’Lebbeyk’’ diye gelirler.’’

Sen yeter ki, sen olmana ve samimiyetle çalışmana ve yürümene bak! Olmaz, olamaz deme ! Neden olmasın? Allah cc, dilerse her şey olur…

”KÜN FEYEKÜN!…”

Arif Altunbaş, Haber7

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Emperyalizme karşı

Arif Altunbaş Tüm insanlık kendi durum ve konumuna göre ailevi ve toplumsal, iç ve dış …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir