Pazar , 26 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

Arkandayım Aslı Abla Koş!…

Sulu gözlü biri değilim.

Her kesin ağladığı şeylerin haricinde olur-olmaz şeylere pek ağlamam.

Yardım maksadıyla gittiğimiz geri bıraktırılmış ülkelerde ağlanacak çok manzara gördük.

Kendimizi tutar gözyaşlarımızı içimize akıtırdık.

Savaş bölgelerinde de öyle…

Çünkü biz ağlarsak teselli etmeye gittiğimiz insanların morali bozulur, yapılan maddi manevi desteğin kıymeti olmazdı.

Ama bazı anlar var ki gözyaşlarıma mani olamam, kendimi bırakırım.

Bazen ağladığım yerler, herkesin sevindiği, çığlık attığı hoplayıp zıpladığı yerler olabiliyor.

Düğün günü kırmızı kuşak

İnanmayacaksınız ama düğünlerde ağlarım.

Hani gelin evi terk ederken baba ile kızın arasında cereyan eden o merasim var ya…

Kızın evden tertemiz ayrıldığını anlatan merasim:

Babanın elinde kırmızı kuşak döne döne gelinliğin üzerine bağlanırken ve kızın babasının kolunda kapıdan uğurlanırken…

Davetli bulunduğum o düğünlerde boğazıma bir şey oturur gözyaşlarımı saklamaya çalışırım.

Olimpiyatlar

Olimpiyat oyunlarında da öyle.

Bazı müsabakaları kaçırmam.

Atletizmin bilhassa finiş dakikaları beni çok heyecanlandırır.

Ama bazı finiş sahneleri var ki, kendimi tutmaz ağlarım.

Afrika veya diğer geri bıraktırılmış yoksul ülkelerden gelen kupkuru atletlerin finişe doğru giderken…

Birden,

seyirciler arasında bulunan aynı ülke insanlarından bir veya bir-kaç kişi koynundan ülke bayrağını çıkarıp, atlete eşlik ederek bağıra çağıra finişe doğru uçarcasına koşmaları var ya… Dayanamam ağlarım.

Çünkü,

O atlet ipi göğüslemeye doğru giderken sırtında birincilikten çok daha büyük manalar taşıyarak kürsüye çıkar.

Atlet ve ona bayrakla eşlik edenlerin hangi şartlarla oraya geldiklerini… Bayrak açmanın, sadece birincilik manası taşımadığını, onun ötesinde, ülkelerini sömürenlere karşı özgürlük sembolünü kürsüyü çıkarmanın bir ifadesi olduğunu düşünür,

gözyaşlarıma mani olamam.

Arkandayım Aslı Abla Koş!.

Bu sefer kendi ülkem adına heyecanlanıp aynı duyguya kapıldım.

Londra olimpiyatları 1.500 metrede yarışan atletlerimizden Gamze, son 300 metreye yaklaşırken olimpiyat stadında yükselen o çığlığı beni duygulandırır.

Yıllardır zafere hasret bir millet olarak atletimiz Aslı birinciliğe, Gamze ikiciliğe doğru koşmasının sevincini yaşarken,

Gamze’nin

‘’Arkandayım Aslı abla koşş!..

Çığlığı, gözlerimin dolmasına yetiyor.

Bayrak

Yıllarca yurtdışında ülke yöneticilerimiz tarafından ihmal edilmiş, bulunduğu ülkede zulüm görmüş ve artık her şeyini o ülkeye bırakarak, göç etmek mecburiyetinde kalan muhacir kardeşlerimizin, Anavatana geldiklerinde sakladıkları bayrağımızı çıkarıp sallamaları…

Her şeyi geldikleri ülkede bırakmalarına rağmen,o bayrağın dalgalandığı Anavatanlarında şükür secdesine eğilip, vatan topraklarını öptükleri an, duygulanır gözyaşlarıma mani olamam.

Muhacir

Yine bu muhacir kardeşlerimizin vatanlarını terkederken yaşadıkları dram beni etkiler hüzünle dinlerim.

Kemal Karpat’ın Romanya’yı terkederken anlattıkları, Şevket süreyya Aydemir’in Edirne’ye gelen muhacirlerin halini anlatırken ve bu perişanlığı İmparatorluğun dağılımasına bağdaştırırken gözyaşlarım satırları ıslatır.

Binlerce belki milyonlarca parçalanmış aile dramı gözlerimin önünden akar gider.

Her bir aile kendi köyünde kasabasında bey, ağa iken ve çift çubuk konak vs.ye malik iken; şimdi tası tarağı toplayıp meçhule giden bir yolculuğa çıkmak…

Kemal Karpat ‘’yenildik’’ diyor. ‘’O yüzden bizi uğurlamaya gelen Romen vatandaşlarına, köyün çıkışına gelince durduk. Köyümüze ve köylülere doğru dönerek şapkalarımızı çıkarıp selamladık.

Şapka çıkarıp selamlamak –Evet! Biz size yenildik. Ve şimdi bırakıp gidiyoruz- manasına geliyormuş.’’

Köpeklerimiz bile bize eşlik etti diyor Karpat. Havlama ve ulumaları bile değişmişti.

‘’Köyün mezarlığına gelince kafile komut verilmiş gibi durdu.

Fatihalar okuduk ve yolumuza devam ettik. Biz gidiyorduk ama ölülerimiz burada kalıyor’’

Elvedâ…

Bu dram Balkanların her noktasında fazlasıyla yaşandı.

Dugulanmamak mümkün mü?…

Ayasofya

İstanbul’un Fethi anlatılırken şehit ve gazilerin surlara tırmanmak için gösterdikleri fedakârlıklardan tüylerim diken diken olur.

Ancak,

Surların Ayasofya istikametine gelen kısmı toplarla yıkılıp Ayasofya’nın kubbesi görününce, Peygamber efendimizin (SAV) İstanbul’un fethi ile ilgili hadisinin mücizesini gören askerin büyük bir aşkla İstanbul’a akması…

Mohaç-Yahya KemalDünyâya vedâ ettik, atıldık dolu dizgin;En son koşumuzdur bu! Asırlarca bilinsin!

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik

Bir gün yine doludizgin atlarımızla

Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla

Yahya Kemal’in Mohaç Türküsü ve Akıncılar adlı şiirlerinde şehadeti anlatan mısraları.

Asker uğurlamaları.

Çanakkale 57. Alay

Conkbayırı

Sarıkamış

Mitingler

Evet mitingler

O çok zayıf iken.

Kimsenin bizi dikkate almadığı günlerde %3-5 civarında oldğumuz günlerde yani.

Meydanlardaki o coşku…

Bilhassa hanımların, hiçbir beklentisi olmadan liderinin arkasından fedakar çalışmalarda bulunan hanım kardeşlerimiz…

Ve daha aklıma gelmeyen bir çok olay beni duygulandırır.

Mecliste İlk Başörtülü Vekil

En son bu duyguyu vekillerimizin başörtüsüyle meclise girdiği gün yaşadım.

İlk başörtülü vekillerimiz TBMM ye girip yerlerini alınca içimizde büyük bir sıkıntı vardı.

Zamanında siyasetin en ince, en nazik adamı bilinen Ecevit, başörtülü vekilimiz Merve Kavakçı hanımefendiye öyle bir saldırıya geçti ki, kimse bu kadar kaba, küstah bir davranış beklemiyordu.

Şimdi ise Ecevit’e rahmet okutacak hal ve davranışlarıyla Ecevit’in nezaketiyle kıyaslanmayacak bir sürü milletvekili mecliste yer alıyordu.

Bu endişeyle başörtülü milletvekillerimizin katılacağı oturumu takip etmek için TV lerin başına koşmuştuk.

Bir kaza meydana gelmeden iş hallolunca, Mardin milletvekilimiz Gönül Şahkulubey hanımefendiyi arayıp tebrik etmek istedim.

Ama konuşmak ne mümkün kelimeler boğazımda düğümleniyor, bir türlü sonunu getiremiyorum.

Ağlamaktan beter olmuşum.

Bugünleri gösteren yüce Rabbime şükürler olsun

derken,

Biz bunu için duygulanıp ağlarken,

Başörtülü kardeşlerimizin yıllarca üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görürken,

Bu uzun hasret bitip sevinç gözyaşları dökecekken…

Hayatımızın en büyük şokunu yaşadık.

Bir kısım başörtülü kardeşimiz kendilerine bu esareti bu işkenceyi çektiren bir siyasi parti için kapı kapı dolaşıp oy istemesin mi!..

Güleyim mi

Ağlıyayım mı

Kızayım mı

Karar veremedim.

Aklıma gelmiyor da değil.

Acaba bu cemaat kullanılarak, uluslar arası sosyo-psikolojik bir deney mi yapılıyor

Olamaz mı?…

 

Emin Batur, Başakşehir/İstanbul

 

Emin Batur *

Tüm Yazıları →
Emin Batur

Ayrıca Bakınız

CAFE – MARKET DENETİM VE PAHALILIK

Emin Batur Bana göre Cafe ve restoranlar kesinlikle fiyat olarak denetlenmemeli. Sadece sağlık ve hijyen …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir