Pazar , 26 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

BEN OYUMU ÜMMETE VERİYORUM!

Türkiye siyasal tarihinin en önemli seçimlerinden birini yaşıyor ve bu süreçte son iki güne girildi. Bu seçim belki de 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminden de önemli bir mahiyet arzetmektedir. Dünyanın gözü Türkiye üzerinde ve seçimlerindedir. Haçlı zihniyetli batı dünyası bu seçimde Ak Parti’nin tek başına iktidar olmaması için devşirmeleri ve taşeronlarıyla birlikte var güçleriyle çalışmaktadır. Onların derdi ne Ak Parti’dir, ne de Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’dur. Onların tek hedefi ümmeti heyecanlandıran, kıpırdamalarını ve uyanmalarını sağlayan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.  Zira ahmak Müslümanların desteği ile Abdülhamit’i bertaraf ederek Ortadoğu’daki at oynatmalarının ömrünü yüz yıl uzatmışlardı. Bir Anadolu çocuğu bu oyunu bozmaya başlayınca hedef tahtasına oturtulması kaçınılmaz oldu. Bizim bazı ahmaklar da bu oyuna gelerek onlarla birlikte iş tutmaya başladı. Bunun içindir ki Çanakkale’den daha zor bur durumdayız. Zira Çanakkale savaşları sırasında düşmanlarımız bugünkülerle aynıydı; fakat bu kadar hainimiz yoktu. Dincisiyle, dinlisiyle dinsiziyle, milliyetçisiyle, ulusalcısıyla, medyasıyla, bürokrasisiyle bunca hain dünyanın hiçbir yerinde bir araya gelmemiştir. Bunca hain ne için bir araya gelmiş ve kime karşı mücadele ediyorlar? Bunlara ve hedeflerine baktığımızda durmamız gereken yeri iyi görmemiz gerekmektedir.

Geçmişteki dört genel seçimi birinci ve üç seçimi tek başına iktidar olarak tamamlayan Ak Parti, beşinci seçimde yeniden tek başına iktidara gelmenin çabası içerisindedir. Bir önceki seçime göre partililer işi biraz daha sıkı tutmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki tek başına iktidarın ayak sesleri duyuluyor.

 

Dünyanın gözünün Türkiye’nin üzerinde olduğunu söylemiştik. Evet, düşmanlarımızın gözü bu seçimler dolayısıyla üzerimizdedir; fakat dostlarımızın gözü de Türkiye üzerindedir. Birileri kin ve nefretlerini kusarken ümmet ailemizin evlatları olan kardeşlerimiz, yürekten gelen dualarıyla ülkemizle, bizimle beraberdir. Yüreklerinden gelen derin esintileri yüreklerimizde hissedebiliyoruz. Onlar, Türkiyeli kardeşlerinin durumunu ve ne yapacaklarını çok merak etmektedirler. Osmanlıyı ümmetin gözbebeği olarak, anası olarak gören ümmet, Osmanlının bakiyesi olan Türkiye’yi yine aynı şekilde bir ışık, bir ocak, bir ana olarak görmektedir. Ümmet için ümidin, geleceğin, aydınlığın adı Türkiye’dir ve aklı başında hiç kimsenin havadan sudan ve eften püften sebeplerle bu beklentiyi boşa çıkartmaya, beslenen ümitleri kırmaya hakkı yoktur. 7 Haziran’da yaşananlar bizden ümidi olanların tamamını hayal kırıklığına uğratmış ve ağlatmıştır. Ağlayanların başında da yüz yıldır bir gün olsun yüzü gülmeyen Filistinliler adına Halid Meşal’dir. Buna hakkımız yoktur. Kardeşlerimizi ağlatanlar, buna sebep olanlar vebal altındadırlar.

İçerden ve dışarıdan bil umum din düşmanlarının, bizi bertaraf etmek istedikleri bir zaman diliminde aklımızı başımıza devşirmemiz, anın maslahatını öncelememiz gerekmektedir. Dünyanın dört bir yanındaki ümmet ailemizin evlatları, kendilerine misafir olarak gidildiğinde, Osmanlı bakiyesi Türkiyeli Müslümanları “Hoş geldiniz. Hoş geldiniz de şimdiye kadar neredeydiniz? Biraz geç kalmadınız mı? Bu ayrılık bu kadar uzun sürecek miydi? Neyse, unutmadınız ya bu da bize yeter.” Diyerek biraz sitemle biraz da hüzünle karşılamaktadırlar. Bütün bunları, onların ağlamalarını ağlayarak bize anlatanlar, o insanları ağlatmaya, o insanların ümitlerini boşa çıkartmaya razı olamazlar. O insanların gözyaşlarını neyle durduracağız, nasıl dindireceğiz? Götürdüğümüz gıda yardımlarıyla, kestiğimiz kurbanlarla onların gözyaşlarını dindiremeyeceğimizi hepimiz biliyoruz. Akşam yemek yediğimizde sabah acıkmıyor muyuz? Yediğimizde de yine doyuyoruz. Fakat umudun açlığını yaşamış insanlar olarak yemek yediğimizde umut açlığımızı giderebiliyor muyuz? İş mide ile bitmiyor? Daha dün kadar yakın dediğimiz bir zaman diliminde umutlarımızın kırıldığı, hayal bile kuramadığımız karanlık günleri unutmayalım.

Ümmetin ahvalini anlamak ve hissetmek için o coğrafyalara bir kez olsun uğrama imkânı bulanlar aslında her şeyi bizden çok daha iyi biliyorlar. Ve o insanların sevinçten ağladıklarına sizler de şahit oldunuz. Bize anlatırken ağladığınıza bizler şahit olduk. Götürdüklerinize mi seviniyorlar, onun için mi gözyaşı döküyorlar; yoksa bu coğrafyanın insanı olarak, Osmanlının bakiyesi olarak oralara gitmenize mi seviniyorlar? Bunu siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz. Bütün bunları gördüğünüz ve bildiğiniz halde sizin sesinizin daha gür çıkması gerekmiyor mu? Kime, neye, niçin hatır ediyorsunuz? Ortalığa çıkın ve haykırın: “Ben oyumu ümmete veriyorum.” diye. Aksini yapamam, aksine davranamam, bizim birliğimizi ve dirliğimizi dağıtmak ve parçalamak için dedemiz Abdülhamit’i tahtından indirenlerin torunlarını bir kez daha sevindiremem, Abdülhamit tahtından indirildi diye Hayfa’da fener alayı düzenleyenlerin tekraren yeniden fener alayları düzenlemelerine sebep olamam, oyuna gelemem. Bunu görmek için çok şey bilmeye gerek yoktur. Kimlerin, kime ve ne diye saldırdığına baktığımızda doğruyu görmüş olacağız. Lütfen uyanalım. Hâlâ duygularımıza kapılarak mı hareket edeceğiz? Böyle yaparsak bilelim ki sadece ümmetin Türkiye dışındaki evlatlarının umutlarını kırmakla kaymayacak, bu coğrafyanın insanlarının da umutlarını kırmış olacağız. Kırdığımız kadar kırılırız, bunu da unutmayalım. Ümmeti yalnız bırakanlar yalnız kalmaya mahkûmdurlar. Ağlatanlar, onların gözyaşlarında boğulmaya mahkumdurlar.

 

Ömer Naci YILMAZ

 

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir