Perşembe , 10 Eylül 2026
Son Dakika Haberler
KENDİNİ TANI

KENDİNİ TANI

Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde yürüyenlerin en iyi bildiği hakikat şudur: Kim iyilik yaparsa kendi iyiliği için yapar; kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur. İslam aynasında kendisini tanımayan kişi, başka aynaların gösterdiği sahte görüntüler arasında kaybolur. Kendine dönemeyen insan ise sorumluluklarını gereği gibi kavrayamaz.

Müminler, hatalarına mazeret aramak yerine tövbe etmeyi ve yanlışlarını düzeltmeyi tercih ederler. Yüce Allah şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz sürece sapıtanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman yapmakta olduğunuz her şeyi size haber verecektir.” (Mâide, 5/105)

İnsanın zayıf yönleri, onun zaaflarıdır. Zaaflarının farkında olan kimse, düşebileceği yanlışlardan korunmanın yollarını arar. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Allah yükünüzü hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisâ, 4/28)

Allah’ın bildirmesi sayesinde kendi durumunu tanıyan insan, vahyin rehberliğinde kendisini korumayı da öğrenir.

İnsanın verdiği her karar, hayatının sonucunu şekillendirir. Bu sebeple iman edip hayatını vahyin ölçülerine göre düzenleyen kimselerden, kendilerini sürekli muhasebe etmeleri ve yaptıkları her işi doğru şekilde değerlendirmeleri istenir.

Kendini tanımak; en sevdiğin rengi, yemeği ya da müzik türünü bilmek değildir. Kendini tanımak, bundan çok daha derin bir dürüstlük ve farkındalık yolculuğudur. İnsan, ancak iç dünyasının haritasını çıkarabildiği ölçüde kendisini tanıyabilir. Bunun için de ayetlere su kadar, hava kadar ihtiyaç vardır. Vahyin gönderiliş amacının insana doğru yaşamanın yolunu göstermek olduğunu bilenlerin gerçek yol haritası Kur’an-ı Kerim’dir.

İmanın karşıtı inkârdır. İnkâr ise gerçeğin üzerini örtmektir. Oysa hakikat her zaman kalıcıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kendileri de bunların hak olduğunu kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zulümlerinden ve büyüklük taslamalarından dolayı onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” (Neml, 27/14)

Bir ağacın meyve vermesi emek ister. İnsanın hayatı da Allah’a itaat üzerine kurulmalı; yükümlülüklerini yerine getirmeyi, iyiliği yaymayı ve kötülüğü ortadan kaldırmayı hedeflemelidir. Böyle yaşayan kimse hak ve takva yolundadır. Bu yolda olanlar, bilerek ya da bilmeyerek kendilerini saptırmak isteyenlerin tuzaklarından Allah’ın izniyle korunurlar.

Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde yürüyenlerin, hayatın her alanındaki tavırları da imanın bir parçasıdır. Günah ortamlarından uzak durmak, cahillere hakikati itibarsızlaştırma fırsatı vermemek ve günaha düşen kimseyi yalnızlığa terk etmeden ona doğruları hatırlatmak da bunun gereğidir.

Bir adam, meyhaneden çıktıktan sonra sokakta yere yığılmış hâlde yatıyordu. Sabah namazından dönen bir başka adam onu görünce, “İnsan kendisini bu hâle nasıl düşürür?” diye düşündü. Ancak onu yargılamak yerine yanına gitti. Sarhoşun anlaşılmaz sözlerine aldırmadan yardım etti, yakındaki bir yerde ona çorba ve kahve ikram ederek kendine gelmesini sağladı. Kendine gelen adam şaşkınlıkla, “Biz tanışıyor muyuz?” diye sordu. Yardım eden kişi ise sakin bir şekilde, “İnsanız. Birbirimizi düştüğümüz yerden kaldırmak zorundayız.” dedi.

İnsanları birbirine düşüren, birbirinin kuyusunu kazan anlayışın da kurtuluşu İslam’dadır. Aile içinde ve toplum hayatında kendimizi doğru tanımladığımızda, cennete yakışan ameller üretme gayesi taşımalıyız. Sevdası İslam olmayanın dostu Allah ve Allah’ın dostları olamaz.

Şikâyet etmek, tek başına hiçbir problemi çözmez. Nasıl ki ciğerlerimizin nefes alabilmesi için gerekli tedbirleri alıyorsak, hidayetimizin korunması ve güzel bir akıbet için de üzerimize düşeni yapmak zorundayız.

İnsanı uçuruma götüren yolu bırakıp selamet yoluna yönelmeden, yalnızca iyi niyet taşımak veya başkalarının yanlışlarına güvenmek kişiyi felaketten kurtaramaz. Dünyanın en basit işleri için bile tedbir alınırken, iman yolculuğu için gerekli tedbirlerin çok daha büyük önem taşıdığı unutulmamalıdır.

İnsan, öncelikle kendi nefsinin gözetleyicisi olmalıdır. Nasıl aynaya bakıp saçını düzeltiyorsa, iman aynasında da amellerini değerlendirmelidir. Din, yalnızca bireysel yaşanan bir hayat biçimi değildir; sosyal hayatın bütün yönlerini kuşatan ilahî bir düzendir. Suyu kesilen ağacın kökü kurur. Kökü kuruyan ağacın ne meyvesi olur ne de gölgesi. İnsan da vahyin suyuna muhtaçtır. Vahiyden uzak kalan kimsenin geriye sadece şekli kalır.

Aile hayatımıza dönüp bazı gerçekleri hatırlayalım. Günümüz insanı, zamanın şartlarını günahlarına mazeret yapmayı alışkanlık hâline getirmiştir. Öyle ki çocuklarının imanını kaybetmesini, ceplerinden para kaybetmeleri kadar bile önemsemeyen anne babalar bulunmaktadır. Tesettürü terk edip çıplaklığı benimseyen çocukları için bazı ebeveynler, “Ne yapalım, arkadaşlarına özeniyorlar.” diyerek mazeret üretmektedir. Oysa Allah’ın emanet ettiği nesilleri yetiştirirken hidayeti tercih etmeyenler, suçu başkalarına yükleyemezler. Allah, “Siz doğru yolda olduğunuz sürece sapıtanlar size zarar veremez.” buyurduğu hâlde, insanlar yanlışları meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Bugün birçok Müslümanın evi, kıblesini kaybetmiş, secdesiz mekânlara dönüşmüştür. Alınlar secdesiz, diller besmelesiz, kalpler hamdsiz kalmıştır. Bu durum, Allah’ın “Kendinize dikkat edin.” emrine uymak yerine batıla hayran olanların düştüğü acı tablodur.

Müslüman toplumu oluşturan bireylerin çoğu hidayetin safında yer almadan batılın zincirleri kırılmaz. Kendini tanımak ve hidayete uymak, mümini saptırmak isteyenlerin kötülüğünden koruyan en temel ilkedir. Çünkü Allah şöyle buyurur:

“Rabbim ne şaşırır ne de unutur.” (Tâhâ, 20/52)

Hidayete aykırı davranışları doğru tanımlamadan onların sonuçlarını da doğru değerlendirmek mümkün değildir. Dumanı görmek yangını söndürmez. Asıl yapılması gereken, ateşin kaynağını bulup onu ortadan kaldırmaktır. Eğer yangın tamamen söndürülemiyorsa, en azından başka yerlerin yanması engellenmelidir.

Çocukların yanlış yollara sapmasında aile içindeki ihmaller belirlenmeden sürekli başkalarını suçlamak çözüm değildir. Kişinin hidayet yolculuğunda yol arkadaşı Kur’an-ı Kerim olmazsa, karşısına çıkan herkesi dost zannedebilir. Oysa hidayetin dışındaki yollar ve o yolların yolcuları, iyi niyetlerini her zaman koruyamayabilir. Dünyanın güneşe bakmayan yüzü nasıl karanlıkta kalıyorsa, insanın vahye dönmeyen yönü de karanlıkta kalacaktır.

İlk müminler gibi bugünün müminleri de hidayet yolunda yürüdüklerinde güzel yol arkadaşları edinirler. Bütün zamanların en kıymetli iman önderleri olan peygamberleri örnek alırlar. Kendisini ve çevresini ıslah eden örnek şahsiyetlerle tanışırlar. Allah rızası için birbirine değer katan samimi dostluklar kurarlar. “Oku!” emrine uyarak öğrenir, gelişir ve bütün yolculuk boyunca vahyin toprağında güçlenen vicdanlarını pusula edinirler.

Hidayet yolu, Allah’ın kullarına en büyük hediyelerinden biridir. Bu yolda yürüyenler için kaybedilen dünyevî heveslerin hiçbir değeri yoktur. Hidayet yolunda yürümek, büyük yürekli bir iman eri olabilmektir. Böyle insanların bereketinden yalnızca kendileri değil, yaşadıkları toplum da faydalanır. Nasıl ki büyük bir çınarın gölgesinden sadece onu diken kişi değil, herkes yararlanırsa iman ağacını kötülüğün baltasından koruyan müminlerin de topluma büyük katkıları olur.

Toplumun çeşitli kademelerinde Müslüman görüntüsü verip güzel sözlerle insanları aldatan, yeminlerini bile yalanlarına araç yapan kimselerin tuzaklarına düşmeden yürüyenlerin emekleri, kendilerine cennet olarak dönecektir.

Müminler, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirdiklerinde, bozgunculuğu kazanç zannedenlerin sözlerine aldırmazlar. Çünkü Allah şöyle buyurmaktadır:

“Onlara, ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz.’ derler. Bilin ki asıl bozguncular onların kendileridir; fakat bunun farkında değildirler.” (Bakara, 2/11-12)

Yorum yap

Mustafa Kolcu *

Tüm Yazıları →
Mustafa Kolcu

Ayrıca Bakınız

SAHİLE VURAN GÖZYAŞI

SAHİLE VURAN GÖZYAŞI

Yaşadığımız çağın azgınları yüzünden insanlığın mazlumları bitmiyor. Sırtlan desem hayvanlara ayıp olur. Hayvanlardan da aşağı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir