Cumartesi , 18 Mayıs 2024
Son Dakika Haberler

Kendini merkez görme körlüğü

Kendini merkez görme körlüğü

Toplumsal hareketlerin, sivil toplum örgütlerinin,  partilerin,  devlet liderleri ve yöneticilerinin  içine düştüğü en büyük çıkmaz kendini merkez görme körlüğüdür.

Bir toplum, parti ve onları yöneten idareciler kendilerini o ülkenin, o coğrafyanın, o dünyanın merkezi kabul eder ve farklıları yok sayarsa insanların nazarında ve cemiyet meydanında tek başlarına marjinal olarak kalmaya mahkumdur.Bu durum dağlardan kopup gelen suların çağlayarak, dere tepe aşıp sonra bir çölün ortasında kaybolup denize ulaşamamasına benzer.

Ego putu ve bu puta tapıcılık bütün dinlere ve kutsallara karşı insanın kendisi için kendisinin, kendisine özgü icat ettiği bir inkar geleneğidir. Bu gelenek zamanla onun kutsalı, hayat tarzı ve yaşam felsefesi olur.

İslam; kendi akidesinde, düşüncesinde, felsefesinde ve inanç sisteminde olgunlaşmayı insanın kendisinden başlatır.Sonra onu bir hayat tarzı ve mücadelesi haline getirir. Bu mücadele, insanın kendisine rağmen kendisine karşı verdiği bir mücadeledir. Sade bir vatandaş olsa da, devlet ve ordu başkanı olsa da bu böyledir, farketmez.

Kim kendi iç dünyasında bu mücadeleyi vermez ve kazanamazse, kendi dış dünyasının küçük ve sığ sularında oyalanır durur.  Velev ki o kişi, bütün denizlerin ve okyanusların kaptanı deryası olsun. Velevki o kişi, en güçlü orduların kumandanı, en büyük devletlerin başkanı olsun.

İnsan önce kendi sularında yüzmesini bilecek, daha sonra başka sularda nasıl yüzüleceğini öğrenecek ve gerekirse de çevresine ve dünyaya onu öğretecek.

Kendi iç dünyasını kontrol ve denetim altına alamayan bir aile reisi veya lider eşini ve işini de istediği gibi kontrol  ve denetim altına almakta zorlanır. Kendi iç dünyası ile  barışık olmayan kişi, lider ve toplumlar iç ve dış muhataplarına, karşıtlarına, muhalefet ve düşmanlarına karşı olan mücadeleyi de kazanamaz.

Zafer; kişi ve toplumların içindeki meydan savaşında kazanılır cephelerde ve savaş meydanlarında değil. Savaş meydanlarında kazanılan zaferler aslında iç dünyamızda kazandığımız başarılarımızın hayattaki pratik yansımasıdır.

İslami cemiyet, cemaat, toplum, hareket ve partilerin başarısı da, başarısızlıkları da kendi içimizde kazandığımız veya kaybettiğimiz o büyük savaşın dışarıdaki yansıması olduğunu asla unutmayalım.

Bu gerçeği unutan toplumlar kendi içlerinde verdiği savaşı bir türlü bitiremez ve kısır bir döngü etrafında  dolanıp dururlar. Büyük bir deniz savaşı verdiklerini sanmanın hazzıyla kendi sığ sularının balçıklarında can çekişirler.

Kişi, cemiyet, teşkilat, ve hareketler kendi iç olgunlaşmasını tamamlamadan dışarıdaki savaşları kazanamaz. Herşeyin olduğu gibi zamanın da üzerimizde hakkı vardır. Yıllardır kısır bir döngü etrafında dönüp duran islami kuruluşlar şunu bilmeliler ki, bu tarz bir hareket islami bir hareket, bu tarz bir mücadele islami bir mücadele değildir.

Peki ne yapacağız?

Ya kısır bir dögü içinde yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşayan bir meyyiti müteharrik (hareketli ölü) olacak etliye sütlüye karışmayacaksın veya ‘’Emrolunduğun gibi dostdoğru…’’  olup adam gibi bir müslüman olacak; sorumluluğunu yerine getirecek, hak ve hakikat adına yola çıkacak veya yüreğinle birlikte o yolda iyi günde de kötü günde de dava adamı olarak mücadeleye devam edeceksin!

Ben değil, ‘’Biz,  bir millet ve ümmetiz’’ diyeceksin, ‘’Biz bir millet ve ümmetiz.’’ O  zaman; benlik çukuruna düşmez, benlik sularında boğulmaz milletinle birlikte karanlığa karşı bir mum yakmış, emperyalizme karşı bir kurşun atmış olursun.

Fakat; unutma! Kalbindeki şeytanı taşlamalısın önce, kalbindeki şeytanı.

Arif Altunbaş – Haber 7

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Kardeşlik manifestosu

Arif Altunbaş Gurur, kibir ve her hususta aşırıya gitme! Hepimiz Âdem ve Havva’nın çocukları olan …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir