Salı , 18 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

Akıncılar Teşkilatı ile ilgili Reportaj/ I. Bölüm. Devam edecek…

Türk Akıncıları | Tarihi Olaylar

Sorular; Turgay Taşçı, Doktora öğrencisi

Cevaplayan; Arif Altunbaş, Akıncılar Teşkilatı son Genel Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi

***

Sorular; Turgay Taşçı, Doktora öğrencisi

Cevaplayan; Arif Altunbaş, Akıncılar Teşkilatı son Genel Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi

***

SORULAR ve CEVAPLAR

1-Kendinizi tanıtır mısınız? islami şuura nasıl sahip oldunuz?

-Arif Altunbaş, 14.12.1954 Manisanın Ahmetli Kazası, Tatarocağı köyünde doğdum. İlk okulu Köyümde, Orta ve Liseyi Uşak İmam Hatip Okulunda bitirdim. 1978 Ankara Gazi Üniversitesi Gençlik, Spor ve Yönetim Bilimleri Bölümünde, ( 19 Mayıs Gençlik ve Spor Akademisinde) okudum. Almanya Köln Üniversitesi Spor Bilimlerinde Yüksek Lisan çalışması, Viyana Üniversitesinde Sosyaoloji, Arapça, Farsça ve Özbekçe üzerine 2 yıl dersleri takip ettim Viyana Pedoğoji Akademisinde Pedoğoji formasyanu aldım.

-İslami Şuura İmam Hatip Liseinde öğrenci iken, başta bize Edebiyat öğretmenliği yapan Mehmet Akif İnan hocamız olmak üzere diğer hocalarımızın eylem ve söylemlerini gözlemleyerek sahip oldum. Daha sonra; Necip Fazıl Kısakürek, Sezai karakoç, Cemil Meriç, Mehmet Akif Ersoy, Süleyman Nazif, gibi yazarlarımızın kitaplarını okudum. Türkiye dışından Ebul Ala El Mevdudinin, Seyyit Kutub’un, Abdul Kadir Udeh’in ve diğer İslamcı yazar ve düşünürlerin kitaplarını, Hayat ve Mücadelelerini okuyarak İslami bilincimi geliştirdim.

2-Akıncılar teşkilatı ile beraberliğiniz nasıl ne zaman başladı?

-Akıncılar Teşkilatıyla beraberliğim Ankarada Üniversite öğrencisi iken başladı.

3-Akıncılar teşkilatındaki konumunuz ne idi?

-Gönül ve ideal birliği, üyelik ve mücadele içine bizzat katılma, daha sonra Akıncılar Eğitim, Kültür, Basın Yayın ve Gençlik Spor çalışmalarıyla sorumlu Genel Başkan yardımcılığı görevlerinde bulundum.

4-Akıncılar teşkilatının misyon ve vizyonu nedir?

-Akıncılar Teşkilatı, Tanzimatla birlikte başlayan batılılaşma hareketiyle her alanda kaybettiği irtifa neticesinde başlayan kopuşa, yozlaşmaya ve kör bir batılılaşma ve batıllaşma hareketine karşı, Türk Milletini yeniden İslam Kültür ve Medeniyetiyle buluşturmak, barıştırmak ve İslam Medeniyet ve Kültürünü önce topraklarımızda sonra da tüm gönül coğrafyamızda ihya ve inşa etmektir.

1970- 1980 Arası

5-Akıncılar teşkilatının kuruluş amacının, MSP’nin oy potansiyelini arttırmak olduğu görüşü hakkında neler söylemek istersiniz.

– Teşkilatın ilk kuruluşunda bu amaç güdülmüş ve öne çıkmış olabilir. Daha sonraki dönemlerde Akıncılar; MSP’ ye oy veriyor, onu destekliyordu, ama; onun her dediğni harfiyyen yerine getiren, onun gençlik kolları gibi çalışan, onun kuklası bir organ olmadı. Teşkilat daha çok gençliği eğitmek, şuurlandırmak ve onları yarınlara hazırlamak için çalıştı ve çaba gösterdi. Bunun için Orta okul, Lise, Üniversite, Meslek kuruluşları, sporcular gibi birçok alanda örgütlendi. Akıncı memurlar, Akıncı sporcular, Akıncı çıraklar, Akıncı liseliler ve üniversiteliler gibi…

6-Akıncılar teşkilatının parti ile ilişkisi nasıldı?

– Akıncılar teşkilatının MSP ile olan işilişkisi daha çok gönül bağı, ideal köprüleri, Hak ve hakikat yolu bağlamında olmuş, zaman zaman da aynı amaç ve hedefler doğrultusunda birlikt çalışma ve organizeler olmuştur.

7-Erbakan Hocanın Akıncılar ile ilişkileri nasıldı? Necmettin Erbakan’ı Akıncılar bir lider olarak görürler miydi?

– Erbakan Hoca MSP’ nin başkanı ve lideri idi. Aynı zamanda İslamcı derneklerin, vakıfların, sendika ve kuruluşların, cemaat ve toplulukların da siyasi lideri konumunda idi.Akıncılar da onu siyasi liderleri olarak görüyorlardı.

8-Akıncılar teşkilatı ne gibi faaliyetler yapardı?

-Gençlik ve Spor Kampları, Okuma kulüpleri, Yabancı dil öğrenme ve öğretme faaliyetleri, Okul derslerine yardımcı ve destek kursları, Mesleki kurslar ve ğitim çalışmaları, ahlaki ve manevi yönden gençlerin gelişimini ligilendiren seminer, konferans ve diğer çalışmalar olarak özetlenebilir.

9-Düzenli bir eğitim programı var mıydı?

-Akıncıların şablon halinde hazırlanmış, tek tip insan yetiştirmek için teşkilatlara dayatılmış belli başlı bir eğitim proğramı yoktu. Her bölge kendi şartları ve kapasitesine göre Kur’an ve Sünneti referans alan dini, kültürel ve sportif çalışmalar yapıyorlardı. Mutlaka şu kitap, şu yazar okunacak diye bir dayatma sözkonusu değildi.

10-Belli başlı okutulan kitaplar nelerdir?

-Tabiidir ki, önce referans aldığımız Kur’an ve Sünnetle ilgili Ehli Sünnet çizgsindeki istikameti düzgün yazarların kitapları okunuyor ve okutuluyordu. Daha sonra; Türkiyeden ve islam aleminden bu çizgide olduğuna inandığımız alimlerin ve yazarların kitapları okunuyor ve okutuluyordu. Daha sonra ise;dünyadaca meşhur yazar ve düşünürlerin eserlerine sıra geliyordu.

11-İran devriminin ardından Akıncılarda ne gibi değişiklikler meydana geldi?

-İran devrimi Akıncıların zihin dünyasında da büyük gelişme ve hareketlenmelere sebep oldu. Mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun İslam; tüm müslümanlar olarak hepimizin ortak dini, islam coğrafyası; hepimizin ortak ilgi alanı, İslam medeniyeti; hepimizin ortak mirası idi. Onu ayağa kaldırmak ve insanlığın önünde bir anıt gibi yükseltmek ortak idealimiz ve rüyamızdı. Biz böyle düşünüyor ve buna inanıyorduk. İranda İslami bir devrimin gerçekleşmesi elbette bizleri sevindirdi, yüreklendirdi, umutlarımızı hareketlendirdi. Bir islam Birliği oluşturma hayalimizi gerçekleştirebileceğimiz umudu bir hayalden olaktan öte, yakın bir gelecek oldu.

12-İran devriminin ardından parti ile ilişkilerde bir değişiklik meydana geldi mi?

– İran devriminden kısa bir zaman sonra Türkiyede senaryosunu Amerikanın yazdığı, figüranlarını Türk Ordusu içindeki bazı darbeci generallerin yaptığı bir askeri darbe (12 Eylül 1980) gerçekleşti. Bu darbe bizim öteden beri parti üstdüzey yetkilileriye aramızda olan fikir ve düşünce ayrılıklarını açıkça ortaya çıkardı. Parti liderliği gençliği hep parti afişleri ve flamaları asan, mitingleri organize den, gerektiğinde hazır kuvvet gönüllü birlikler olarak görmeleri bizi hep rahatsız ediyordu. Parti ile aramızdaki görünmeyen kavga, gerilim ve kırgınlığın 1. sebebi de buydu. Diğer sebeplerden biri de; sistemin emrinde ve kontrolünde kurulan ve çalışmak zorunda olan bir parti ile yalnış ve yanlı,ve milletimizin bünyesine yabancı ithal bir sistemi nasıl değiştirip değiştiremeyeceğimiz konusu ve tartışması idi. Özellikle, bu iki konu halen birçok müslümanların hayatında, zihin dünyasında, pratiğinde ve teorisinde netletleşmeyi bekliyor.

13-Akıncılardan ayrılan İBDA-C hakkında görüşleriniz nelerdir?

– Bu arkadaşların çoğu içimizden çıkan ve aradığını Akıncılar Teşkilatı bünyesinde bulamayan, farklı usul ve yöntemlerle kendi mücadele anlayışları ve kavrayışları doğrultusunda hareket etmek için bizden ayrılan arkadaşlarımızdır. Usul, uslüp, yöntem anlayışı ve meselesidir aramızdaki çizgi. Onlar bizden biz onlardan bir parça idik.

14-Akıncı dergisinin yayına başlamasındaki amaç hakkında bilgi verir misiniz?

– Akıncılar Dergisi Genel Merkez yönetim kurulunun aldığı ortak bir kararla yayına başladı. Teşkilat tabanıyla tavanı arasındaki siyasi, kültürel ve uluslararası konularda bilgi akışını sağlamak, ortak bir akıl ve anlayış ortaya koymak, teşkilat içi iletişim ve haberleşme amacıyla çıkarıldı.

15-İran devrimin ardından Akıncılardan ayrılan kimseler “tekfirci” bir anlayışları var mıydı?

-Tekfirci anlayış daha çok selefi damarı benimsemiş veya oradan beslenen insanlarda görülen bir duruştur. Akıncılar her kitabı okudukları gibi selefilerin kitaplarını da okurlar. Ama tekfirci bir çizgi ve anlayışları yoktur.  Bize göre; ‘’Ehli kıble tekfir edilmez.’’

Akıncılar; islami bir fikir, düşünce ve kültür hareketidir. Ne illegal silahlı bir hareket, ne debir fıkıh ve kelam hareketi değil. Genellikle ehli Sünnettirler. O çizgiyi izlerler.

16-Akıncıların Devrim düşüncesi var mıydı?

– Osmanlıda başlayan batılılaşma hareketi dinimizi, dilimiz, kültür ve medeniyetimizi değiştirmeye ve bizi Kur’an ve Sünnetten koparmaya dönük dışa bağımlı yabancı bir kültür istialsı hareketiydi. Biz, bu yabancı din, kültür istila ve işgal ve yabancılaşma hareketine karşıydık ve her alanda da bu konuda taviz vermedik, hep ona karşı mücadele ettik.

Batılılaşma hareketi bizim dinimiz, dilimiz ve kültürümüzdeki tüm kavramlarımızı da değiştirmek istedi. Devrimler, Hakka ve halka rağmen tepeden inme hareketlerdir. Biz de devrim yok, Diriliş vardır. Yani; kendi milli ve yerli değerlerimize, dini ve kültürel özümüze dönüş hareketi. Devrimler; devirmek içindir. Bizim hareket mantığımızda da uyanmak, ayağa kalkmak, kendi benliğimiz ve özümüze dönmek vardır. Devrim yok, diriliş var… Bizim anlayışımızda toplumsal değişim, tabandan tavana doğru bir olma ve oldurma hereketidir. Devrimler ise, tepeden inme zorlama ve zorbalıkları içeren baskıcı bir değişim denemesidir.

17-Eğer Devrim düşüncesi var ise, bunu nasıl başarmayı düşünüyorlardı?

-Akıncıların hareket fıkhında tabandan tavana doğru bir şuurlanma ve bilinçlenme mantığı hakimdir. Bu hareket; bir sevgi, saygı ve gönüllülük üzerine bina edilmiş bir inanç ve iman hareketidir.Akıncılar; zorla ve zorbalıkla, terörle ve basakı ile yapılacak her darbe ve darbeci harekete karşıdır. Bizim değişim ve dönüşüm hareket tarzımız kalpten kalbe uzanan ve gönüllerde halka halka düğümlenen; önce kendi nefsimizde, sonra kendi çevremizde, sonra ülkemizde, daha sonra da coğrafyamızda yeşerecek ve hayat bulacak toplumsal bir değişim ve dönüşüm hareketidir.

18-O dönemde özellikle solcular ve ülkücüler arasında gerçekleşen çatışmalar gibi, silahlı eylem veya çatışmalarda akıncılar yer aldı mı?

– Akıncılar silahı ve silaha baş vurmayı; dinini, vatanını, bayrağını (özgürlüğünü), canını, namusunu ve şerefini korumak ve müdafaa etmek için kullanır. Biz, bir fikir ve düşünce hareketiyiz darbe ve darbecilere umut bağlayan devrimci, silahlı bir eşkiya, mafya ve çapulcular hareketi değil… Onun için hiçbir ideolojik grup ve harekete karşı, rejim ve sisteme karşı silahlı eylem ve çatışmalara girmedik. İslami hareket fıkhı Marksist ve beşeri düzen ve sistemlerden çok farklı bir yol izler.

Anarşi ve kaos dönemlerinde silahlı çatışmalara ve anarşik olaylara katılmadığımız için bize; ‘’Yeşil Koministler’’ veya ‘’Sosyal Faşistler’’ diyen sağcılar ve solcular 12 Eylül darbesiyle hapishanelerde aynı koğuşlarda kaldıklarında rejimin oyununa geldiklerin farkettiler. Ve nihayet (geç kaldılar ama) bizi anlayanlar anladı. Anlayanlara da, anlamayanlara da selam olsun! Tarih; kimin sistemin oyununa geldiğinin veya gelmediğinin şahididir.

19-Akıncılar şiddete bulaştı mı?

– Hayır. Şiddetle, şiddete bulaşmaya karşıyız. Çünkü, her şiddet karşı şiddeti doğrur ve onun da bir türlü sonu gelmez. O felakete giden, sonu karanlık bir yoldur. Biz ise; her zaman ve makanda karanlığa karşı aydınlığın savaşçılarıyız.

20-Akıncıların yürüttüğü eylemler hakkında bilgi verir misiniz

– Akıncılar şiddete, baskıya, zorbalığa karşıdır.Gayri meşru sınırları zorlamadan kendi fikir ve düşüncelerini zamana ve mekana hakim kılmaya çalışan bir gönül ve yürek hareketidir.İnsanımızı; dinimiz, milletimiz ve ümmet ile bir araya getirecek ve emperyalizmin her türlüsüne karşı onları uyaracak, uyandıracak ve bir bayrak altında derleyip toplayacak her alan ve konu onun faaliyet alanıdır. O, sınırsız ve sınıfsız bir kardeşlik ve dostluk dünyasının mücadelesini verir.

21-1980 darbesinin Akıncılara ne gibi etkileri oldu? Tutuklananlar, yargılanan ve ceza alanlar hakkında bilgi verir misiniz.

– 1980 darbesinden sonra biz anarşi ve teröre karışmaktan, adam öldürmek ve eşkiyalık yapmaktan değil, inandığımız Allah’a, peygamberden, islam ve Kur’anın emirlerine uymak ve onları hayatımızda yaşamak istemekten yargılandık. Hiçbirimiz anarşi ve terörden, insan öldürmek, şehir ve dağ eşkiyalığı yapmaktan, insanımızın malına, canına, namus ve şerefinei, vatanımızın askerine ve polisine karşı mücadekle vermekten yargılanmadık.   Bizimle birlikte İslami düşüncemiz, anlayışımız, dünya görüşümüz,  hayata bakışımız, hareket mantığımız ve stratejimiz yargılandı. Darbecilerin islam düşmanlığı üzerine bina edilmiş ispattan yoksun suçlamalarıyla, yalan ve iftira ile, gözü dönmüş kin ve düşmanlıklarla muhatap olduk, yargılandık ve hapishanelerde yattık, işkence odalarında zulüm ve baskı gördük, mahkemelerde pisikolojik baskı ve zorbalıkların tezgahlarında dövüldük, sövüldük, işkenceler gördük. Anamızdan babamızdan kardeşlerimizden, vatanımızdan ve milletimizden ayrı düşerek yurt içinde ve yurt dışında sürgünlerde yaşadık…

Kısaca; Müslüman olmak, müslüman kalmak, islamın emir ve yasaklarına uymak, onları hayatımızda yaşamaktan başka hiçbir suçumuz yoktu. Düşüncelerimize kelepçe vurdular, düşlerimizi katletletmek istediler. Ve işte biz milli ve yerli değerlerimiz için yabancılar tarafından yönetilen faşit generallerin yönetiminde yargılandık, cezalandık ve darbeci hainlerin bize kestikleri faturaları defaten peşin peşin ödedik…

22-Fatih akıncılarından bazı kimselerin esnafları gezerek düzenli olarak bağış topladıkları söyleniyor bu genel bir uygulama mıydı? Akıncıların iktisadi ayağını neler teşkil etmektedir?

– Akıncılar müslüman milletimizin evlatlarından oluşan bir gençlik hareketidir. Onların finansörleri; ne Amerika, ne İsrail, ne Rusya, ne de Avrupa Birliği idi. Elbette; kendi esnaf, sanatkar, tüccar, memur, işçi… vs kardeşlerimizin destek ve yardımlarını gördük. Çünkü, onlar bizi kendi evlatları gibi görüyor ve sahipleniyordu. Çünkü onlarla bizim rabbimiz, dinimiz, kıblemiz yolumuz bir idi. Biz hep birlikte et ve tırnak gibi bir millet ve  ümmet idik. Biz onların evlatları, onlar bizim anne ve babalarımız gibiydi. Onun için bizi hep bağırların bastılar, sahiplendiler. Evlatlarını gönül rahatlığı ile bizimle birlikte olmaya teşfik ettiler.

Tam olarak akıncı hareket kısaca nasıl ifade edilebilir?

Akıncılar tüm islam dışı yabancı düş ve düşüncelere, fikir ve yollara karşı kendi milli ve yerli İslami çizginin izini süren gençlik hareketiydi. Ve bu yüzden rejim tarafından kapatıldı. Bu yüzden kendi büyüklerimiz, ağabeylerimiz denilen siyasiler tarafından kapatılmasına göz yumuldu. Daha sonra da, Akıncılar ismi politikacılar tarafından kendilerinin arka bahçeleri olarak kullanılmaya çalışılsa da, Akıncılar gerçek akıncı fikir ve düşüncelere sahip gençlik tarafından sahiplenildi.

Akıncılar saf, yerli islami bir gençlik hareketi idi. Onu siyasi ikballeri ve çıkarları için kullanmak isteyenler oldu.  Arkadaşlarımızın bir kısmı politika rüzgarının tesirine kapılarak sömürge tipi demokrasinin çarklarında un ufak olup lime lime parçalandılar, kişilik ve kimlik değişimine uğradılar. Daha önce inkar ettikleri ve ona karşı mücadele ettikleri bozuk sistemin ve düzenin içinde fermante oldular.  iktidar koltuklarının lüks ve rahatlığı içinde eridiler. Sistemin kendilerine bahşettiği makam ve rütbelere kavuşunca; kendilerini Alaaddinin cam fanustan çıkan Dev sandılar.

İktidar olunca istediklere düzene ve sisteme kavuşacağı hep millete pompalandı durdu yıllarca. İktidar olduklarında anladılar ki, iktidar oldular ama muktedir değiller. İktidar olmak ve muktedir olmak farklı şeyler. İktidar olunca anladılar ki, düzenin içinde ayrı bir düzen daha var. Ülkeyi onlar yönetiyor. Demokratik parlementer bir ülke ama onları millet değil, derin devlet denilen ipi  emperyalist batılıların elinde olan bir güç tayin ediyor. Sömürge tipi bir demokrasi dememizin anlamı ve sebebi bu.

İslam ülkelerindeki demokrasi iddia ve denemelerinin tümü yularının ipi batının elinde olan birer Truva atı görevi yapmıştır. Bu Truva atını rejim ve sistem olarak kabul etmeyen bütün İslam halkları batılı emperyalistlerce askeri, ekonomik ve siyasi olarak birlinç hareketine uğratılmıştır.

Batı emperyalizminin Afganistan, İran, Irak, Somali, Sudan, Libya, Pakistan ve Türkiye gibi birçok Halkı Müslüman ülkede yaşadıklarımız ve yaşamakta olduğumuz baskılar baskınlar, darbeler darbeciler, işgaller istilalar, sömürgeleştirmeler ve köleleştirme hareketlerinin ”Demokratikleşme Hareketi” olarak yansıtıldığı gibi.

Bu batılılaşma ve batıllaşma hareketi Mekadonyalı İskenderin, Moğolların dünyayı işgal ve istila etmeleri gibi küresel bir bir emperyalizm ve sömürü imparatorluğu oluşturmuştur. Bu zulüm ve sömürü imparatorluğunun emir ve müsaadeleri altında çalışan herhangi bir sistem ve rejimin müsaade ettiği kurum ve kuruluşlarla özgür ve bağımsız bir millet ve devlet anlayışı ve gerçeği ortaya konulabileceğine inanmıyorum. Çünkü dizginler yabancıların elinde olunca hiçbir iş milletin istediği gibi yürümez.

Hiçbir  sistem kendisinden daha iyi ve mükemmel olan ve kendisini etkisiz bırakacak bir alternatife asla hayat hakkı tanımaz. Akıncılar; global emperyalsit sistemin uzantısı olan, onun kotlarına göre hareket eden bir rejim ve sistemle hiçbir ülkede, hiçbir parti veya kuruluşun rahat ve huzur içinde çalışacağına, istediği ve özlediği bir fikri, düşünceyi, nizam ve sistemi hayata geçirme konusunda  özgür bırakılacağına inanmaz.

Onun için İslam ülkelerindeki sömürge tipi demokrasi ve sözde cumhuriyet anlayışları cumhurun iradesi ve yönetimi altında değil, cumhuru kantrol etmek, yönetmek isteyen mutlu bir azınlığın elinde dir.  Adı konulan sistem, düzen ve nizam batılılarca sömürmek için dayatılan bir oyun ve oyuncaktan ibarettir. Eğer, bir parti ve hareket milletin özgür iradesiyle seçim kazanıp iktidara gelse bile, o ülkedeki uluslararası emperyalizmin uzantısı olan derin devlet ve onun konrolündeki kurumlar devreye girerek (Bunlar daha çok askerlerden, ekonomistlerden ve bürokratlardan oluşur)kendi anladıkları sömürge tipi demokrasiyi (!) tekrar geri getirmek için gerekirse; en barbar ve kanlı darbeler yaparak milletin iradesiyle iktidara gelen hükümeti veya yönetimi değiştirirler.

Demokrasi sadece milletin ağzına sürülen bir elma şekeridir. Demokrasiyle yönetilen ve demokrasinin beşiği denilendünyadaki bütün ülkeler bu faşist, darbeci diktatörlere tek bir kötü söz bile söylemezler. Hatta; onalara moral vermek ve destek çıkmak için onlarla birlikte olduklarını ima eederek, ”onlar bizim çocuklardır” derler. İslam ülkelerindeki batıya bağlı  sömürge tipi demokrasi anlayışları emperyalist batılıların milleti kandırdıkları birer elma şekeri, o ülkeyi içeriden teslim almak istedikleri Truva atıdır. Bunun için İslam ülkeleri istedikleri gibi hareket edememekte, gelişememekte,  özgürlük ve bağımmsızlıklarına kavuşamamaktadır. Ne zaman ayağa kalkmak isteseler batılı emperyalist dış güçler tarafından ya askeri, ya ekonomik, ya siyasi veya iç kargaşalıklar ve savaşlarla bastırılmaktadır.

İkinci dünya savaşından sonra islam ülkelerinde bu filmi defalarca tekrar tekrar izledik.

Birinci bölüm

Devam edecek…

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Özeleştirinin ilk muhatabı kim

Arif Altunbaş Sızlayan duvarlardan gelen iniltiler dalga dalga çoğalıp, bir yas ve ağıta havasına dönüşür …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir