Cumartesi , 15 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

Baltanın sapı, Nemrudun putu

Baltanın sapı,  Nemrudun putu

Kur’an ve sünnetin dünyasında iki taraf ve cephe vardır. Birisi; Hakkın ve hakikatin, inanan ve iman edenlerin, yani; ümmetin tarafı ve cephesi, diğeri ise; Allah düşmanları ve münafıkların, Nemrut Firavun ve Ebu cehil’ lerin cephesidir.

İlk insandan bu yana süregelen mücadele İslam tarihinde Hak ve batıl mücadelesi olarak anılır. Allah’ın dostlarının tarafı ve taraftarlarına Hakkın tarafı, küfrün ve inkarın tarafına ve taraftarlarına da batılın tarafı denilir. Bu iki cephe sürekli savaş halindedir. Bu iki cephenin dışında kalanlar; ‘’iman ile küfür arasında yol arayan…’’ kararsızların tarafı olup, Onlar da; küfrün cephesine yardım ve yataklık edenler olarak vasıflandırılır.

İslam’ın çıkarı, ümmetin maslahatı tarafında bir araya gelen inananların kahir ekseriyeti Müslümanlardan oluşur ve Müslümanların yönetim, denetim, hakimiyet ve kontrolündedir. Onlar; ( Hata işleyen ve günahkar da olsalar) Kur’an, İslam, cami, cemaat, Hak ve hakikat taraftarları olan Müslümanlar olarak bilinirler. Allah düşmanları tarafında olanlar ise; inançsızlar, kitapsızlar, ataistler, putperestler ve çağdaş cahiliyenin çöreklendiği zehirli kör yılanların tarafında olanlar olarak tanımlanır.

Hz. İbrahim’in Tevhid mücadelesi taraftarlarıyla Nemrut’un inkar ve küfür taraftarları olanlar asla bir araya gelerek ittifak edemezler. Çünkü; Hakimlerin hakimi hüküm koyan tek otorite Allah’tır. Mü’minler bir anlaşma, sözleşme ve ittifakı ancak Allah’ın adına, O’nun birliği, hakemliği ve hükümlerine iman, itaat ve teslimiyet şartıyla yapar. Bunun için; “Ümmetim asla dalalet( İslam dışı bir husus) üzerinde birleşmez. O halde cemaatin (ümmetin çoğunluğunu teşkil edenlerin) içinde kalmaya dikkat edin. Çünkü Allah’ın eli cemaatin üzerindedir.” (1) buyuran bizim peygamberimiz Hz Muhammet’tir.

Bu hadiste, (ümmetten hiç kimsenin dalalete düşmeyeceği hususu değil), ümmetin (özellikle fetva makamında olan âlimlerinin, Müslümanların lider ve önderlerinin) büyük bir çoğunluğunun dalalet üzerinde birleşmeyeceği hususu vurgulanmaktadır.

Bir yanda Müslümanların çoğunluğunun herhangi bir husus, amaç ve gaye için birlik içinde olduğu görüldüğü, bilindiği halde bazılarının ihtiras, öfke, kin, nefret, çıkar, nefisleri yüzünden geçmişleri ve bugünleri Allah düşmanlığı ile tescilli İslam düşmanı grupların liderliği altında bazı Müslümanların aynı cephede anlaşıp buluşması; ne İslami, ne ahlaki, ne diplomatik ve ne de stratejik olarak doğru bir karar, hareket ve seçim değildir. Bu edep, ahlak, maneviyat ve nezaket dışı davranış omurgasız ve onursuz bir duruştur.

Müslüman; şahsiyetli, haysiyetli, inançlı bir insandır İslam düşmanlarıyla birlikte aynı cephede olamaz. Kahir ekseriyeti Müslümanlardan ve onların liderlerinden oluşan taraf, cephe ve gruba karşı İslam düşmanlarının liderliği ve önderliği tarafında olmak; Allah düşmanlarının değirmenine su taşımak ve zulmüne ortak olmaktır.

İslam düşmanı bir grubun liderliği ve ittifakı altında toplan müslümanlar sağını solunu, yolunu, umudunu ve pusulasını şaşırmış şaşkınlar ve muhterislerdir. Müslümanın tarafı zalimlerin, kafirlerin, vatan, millet ve Müslüman düşmanlarının tarafı olamaz.

Hak ve batıl yolun dışında 3. bir yol aramak Hakka değil batıla hizmet etmektir. Az olsun benim olsun mantığıyla hareket etmek, Müslümanların izzet ve şerefine, kuvvet ve kudretine zafiyet getirmek gavura hizmet ve askerlik etmektir.

Allah düşmanı bir cephenin içinde bulunan Müslümanlar, Müslümanlara karşı yapılan saldırı, düşmanlık ve tahribatlara karşı nasıl, hangi mantık ve hakla seyirci kalabilir veya onlara ortak olabilirler?

İslam düşmanı olanlar güçlenince önce yok edecekleri hedefler onlara yardım eden gafiller ve işbirlikçiler olacaktır. Daha sonra da; etliye sütlüye karışmayan, kendi başlarına buyruk, tarafsızlık rolü ounayan Hak ve Batılı ayırt etme konusunda kör, sağır, ruhsuz olan ve davrananlardır.

İslam toplumları ve devletlerinin tarihini incelediğimizde karşımıza çıkan manzara hemen hemen aynıdır. Hepsinin de yıkılışı ve yok oluş nedeni;  düşmanına aşık olan ahmaklardır. Kafir ve münafığı dost ve yoldaş olarak gören, gösteren çıkar ve menfaatin sığ denizinde boğulanlardır. Kur’ an’ın enginliğinden, bereket ve zenginliğinden faydalanamayanlar bitaraf kalarak bertaraf olmaya mahkum olur.

Kimin oğlu, kızı, cemiyeti, cemaati ve partisi olursanız olun! Allah’a teslim olmuş bir Müslüman için sadece ümmeti kucaklayan bir yolu vardır. Onun dışındakiler boş bir hayal ve sonu hezimetlere gebe batıla hizmet eden pembe rüyalardır. “Ümmetim dalalet üzerine birleşmez. Öyleyse; bir konuda ihtilaf olduğunu gördüğünüzde sevad-ı azama (büyük çoğunluğa) tâbi olun.” (2) der, örneğimiz ve rehberimiz ulu önder peygamber.

Ey, Müslümanların enerji ve gücünü davayı ve kardeşlerini birkaç oy ve milletvekilliğine satan, Haçlı batılıların uzantısı partilere yardım ve yataklık eden lider ve kişiler! Dininiz, size birlik ve beraberlik içinde olmanızı mı, bölünüp parçalanarak düşmana yem olmanızı emrediyor?

‘’Hesap günü gelmeden kendinizi hesaba çekin!’’(3)  Put kıran İbrahim’ in istikamet çizgisi Tevhid sofrasında mı, yoksa;  put yapan, put satan, puta tapan Nemrut’un ateşine odun taşıyan hamalların çıkar ve menfaat sofrasında mısın?

Eylemi ve söylemine bak insanın; baltanın sapı tarafında mı, Nemrut’ un putu tarafında mı?

Arif Altunbaş, Haber 7

Dipnot;

1-(Heysemî, sahih Hadis, bk. Zevaid, 5/218)

2-(İbn Mace, Fiten, 8)

3- Hz. Ömer

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Özeleştirinin ilk muhatabı kim

Arif Altunbaş Sızlayan duvarlardan gelen iniltiler dalga dalga çoğalıp, bir yas ve ağıta havasına dönüşür …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir