Cuma , 14 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

PEYGAMBERİMİZ BİZE NE BIRAKTI?

 

İnsanlığın ebedi kurtuluşa ulaşması için Allah, yine insanlar içerisinden peygamberler ortaya çıkartmış, ardından da peygamberlerin neyi nasıl yapmaları gerektiğini anlatan vahiyler göndermiştir. Bu vahiyler, Allah’ın nelerden razı olduğunu ve nelerden razı olmayacağını açıklayan ilahi metinlerdir. Peygamberler bu manada kendilerine vahyedilenleri toplumlarına açıklamak zorundadırlar. İşte bu vahyin genel kapsamına din diyoruz ve dinin sahibi sadece ve sadece Allah’tır. Sınırlarını belirleyen de yine Allah’tır. Dinin ne olacağı ve nasıl yaşanacağı konusunda yüce Allah peygamberlere inisiyatif vermemiştir. Vahyin yol göstericiliği olmadan salt akılla ve duygularla insanların doğruları bulması ve kendince bulduğu bu doğrularla yaşaması onu ebedi kurtuluşa erdirmeyecektir.

İnsanlık vahye teslim etmediği akıl ile kurtuluşa ereceğini zannetmektedir. Hâlbuki dünyanın her neresinde olursa olsun yönlendirilmemiş hiçbir akıl yoktur. Yani yaratılıp kendi başına bırakılış hiçbir akıl yoktur. Son zamanlarda geldiğimiz noktada baktığımızda aklı kutsallaştıran insanlık kabına sığmamaktadır. Böyle olunca da Allah’ın sınırları aşılmakta ve sonuçta modern cahiliye hayatı yaşanmaktadır. Bu durum inançlarda, ibadetlerde, ahlakta, hukukta velhasıl insanı ilgilendiren her alanda Allah’ın sınırlarında, belirlediği ölçülerden sapmayı beraberinde getirmektedir. Başlangıçta yerel, özel ve küçük gibi görülen bu sapmalar zamanla büyüyerek, yayılarak topluma ve genele mal olabilir. Böyle olunca da meşru olanın yerini almaktadır. İnsanlık tarihinde bütün sapmalar bu şekilde olduğu gibi İslam tarihinde de bu şekilde olmuştur. Çünkü hakikatten sapma insanlığın kadim geleneğidir. Sapma başlayınca İslam aklı insan aklına dönüşür. Müslüman’da olmaması gereken her ne varsa bizim coğrafyamızda ortaya çıkmaya başlar. Sonuçta şirke bulaşmışlığa adaletsizliğe, ahlaksızlığa, tağutluğa, ve putperestliğe dayanır. Oysa İslam, tevhit algısını zedeleyecek, bozacak ve saptıracak hiçbir anlayışı kabul etmez ve hoşgörü göstermez. Mesela Akabe Biatı sırasında Müslümanların, peygamberimize biat ettikleri ağacın altında namaz kılmanın bereketine inandğını ve bazılarının özellikle o ağacın altında namaz kıldığını gören Hz. Ömer derhal adamlar gönderip o ağacı kökünden kestirmiştir. Müslümanlar Huneyn Savaşı’na giderken müşriklerin altında konakladıkları bir ağacı kutsayıp çaput bağladığını gören bazılarının Hz. Peygamber’e gelip “Bizim de böyle kutsal bir ağacımız olsun” isteklerine Peygamberimizin “Hayret! Tıpkı bir kabilenin buzağıya taptığını görünce İsrailoğulları’nın Hz. Musa’ya “Bizim de buzağımız olsun” dedikleri gibi dediniz” diyerek kızgınlığını belli etmiştir. Peygamberimiz Müslümanları bu işlerden şiddetle sakındırmıştır. Bu işler canım ne olacak, bu kadar basit bir şeyden ne çıkar umursamazlığı ile başlar sonuçta dinin bir rüknüymüş gibi bir hal alır.

Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki bir takım yanlış anlayışlardan olan kuşun türünden, sesinden, köpeğin ulumasından, baykuşun gelmesinden, zamanın şu veya bu vaktinden, mekânın şurasından uğurluluk veya uğursuzluk çıkartmak zamanla bunları inanç haline getirmiştir. Bazı insanlar, sevdikleri ve yücelttikleri insanların bir takım eşyalarını, saçını, sakalını, terliğini, çanağını, gömleğini tükürüğünü veya sidiğini dahi kutsallaştırmakta hatta şifa diye sidiğini dahi içebilmektedirler. Bunu günümüzün bir takım din anlayışlarında görmekteyiz. Eşyayı kutsallaştırmak dediğimiz Fetişizm anlayışı da böyle bir şeydir ve bu asla din değildir, hele hele asla İslam değildir. Bunların her biri bir sapmadır ve hiçbirisi dinin öğretisi veya peygamberimizin tavsiyesi değildir ve olamaz. Hoş görülen bu sapmalar zamanla dinin birer rüknü gibi algılanır ve toplumca benimsenir. Bugün İslam dünyasında peygamberimizin eşyasının ve sakalının kutsallaştırılması, bunlara dinsel bir nitelik verilmesi bu türdendir.

Hâlbuki peygamberimizden, sahabelerden veya tarihi şahsiyetlerden kalan bu türden eşyalar sanatsal değeri yoksa tarihsel bir hatıra olmanın ötesinde bir anlam içermezler.  Bunlara dinsel nitelik vermek, kutsamak, bunlar için dinsel ziyaretler ve törenler düzenlemek, dinin asla tasvip etmediği bir sapma olur. Çünkü bunlar zamanla gelecek nesillerde dinsel birer motif olarak anlaşılmasına ve bugün Hıristiyanların kiliselerinde gördüğümüz  resimler, heykeller, şekiller ve anıtlar gibi kutsallaştırmasına sebep olur

Peygamberimizin hiçbir sohbetinde eşyaya atıf yaparak onları kutsadığına dair hiçbir haber yoktur; ancak mide bulandırıcı ve tiksindirici iftirası ise boldur. Oysa peygamberimiz Allah’tan aldığı arı duru dinin dışında din adına bize hiçbir şey bırakmamıştır. Veda hutbesinde din adına Kur’an’ı ve uygulamalarını bıraktığını açıkça belirtmiştir. Dini Allah’a has kılmak da budur.

 

Ömer Naci YILMAZ

 

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir