Perşembe , 22 Şubat 2024
Son Dakika Haberler

Çanakkale’ye giden oğul!

ÇANAKKALE’YE GİDEN OĞUL

 

Çanakkale’ye giden oğul!

Kim bilir hangi coğrafyalardan Çanakkale’ye geldiniz. Bir kısmının adını dahi duymamıştık, bir kısmının haritadaki yerini dahi bilmiyorduk. Bizler sizlerin nerelerden geldiğinizi, nereli olduğunuzu mezar taşlarınızda, künyelerinizde okuduk. Ama sizler bulunduğunuz yerlerden kopup geldiniz. Sizleri Anadolu’ya getiren neydi? Uzak coğrafyalardan neden kopup geliyordunuz? Avustralya dünyanın öteki ucundaydı. Öğrendik ki buradaki iki genç gelemedikleri Çanakkale için de bir şeyler yapmış ve Çanakkale’ye gelmek için limana Anzakları taşıyan tren vagonlarını havaya uçurmuşlar. İlahi kelimetullah için el memleketlerinde cihad olur mu dememişler, orada şehedetin tadına varmışlar.

 

 

Sormuştuk ya sizi Çanakkale’ye getiren ne idi? İnsanlığın ve İslam ümmetinin hamisi olan Osmanlı Devleti ve payitahtı sıkıntıya düşürülmek, tarihten silinmek isteniyordu. Ortadoğu’da at oynatmak isteyenler, babalarının çiftliği yapmak isteyenler kendilerini engelleyecek bir gücün varlığına tahammül edemiyorlardı.Bunun için Osmanlının bertaraf edilmesi gerekiyordu. Emperyalist emellerinin önündeki en büyük engeli ise Osmanlı Devleti oluşturuyordu. Osmanlı Devleti’nden kurtulmak her türlü arzularına kavuşmak anlamına geliyordu. İşte bu yüzden dünyanın yedi düveli soluğu Çanakkale’de alıyordu. Başlarında ise yenilmez olduğu söylenen İngilizler bulunuyordu. Diğerleri ise leş kargaları konumundaydı.

 

 

Size sefer düşmüştü. Zafer ise Allah’a aitti. Muhterem anneleriniz ellerinize kınalar yakarak sizleri Anadolu’ya, Çanakkale’ye uğurluyordu. Sizleri uğurlarken her bir annenin söyledikleri sözler buram buram İslam kokuyordu, iman kokuyordu. Elleri öpülesi analar ardınızdan sesleniyordu:

Oğul!

Canımdan can, kanımdan kan oğul!

Giderken ardından baktım oğul!

Seni gözledim.

Doğduğundan beri yaptığım gibi, yine seni izledim.

Yüzüne çarparsa yer, yüreğim üşür oğul!

Ayağına taş değerse, bağrım yanar oğul!

Kıyamadım güle ellemene, dikeni vardır diye.

Ama bugün git oğul, yoluna git.

Şu İslam toprağını gavur alacaksa, ezanlar susacaksa,

El kemendini boynuna atacaksa,

Çiğnenecekse şehit atanın mezarı, git oğul git.

Bilesin ki Resûl önündedir.

Bilesin ki melekler ardındadır.

Bilesin ki dualarım semadadır.

Bilesin ki yolun Allah’adır.

Düşte gördüm oğul!

Bize artık vuslat mahşerden sonrayadır.

 

 

Hey gidi oğul!

Yıllardır senin hikâyelerini dinledik, senin hikâyelerini okuduk, senin hikâyelerinle büyüdük. Şimdi biz de senin hikâyelerini anlatıyoruz. Bir şekilde sizin hikâyeleriniz bize intikal etti. Ya bize intikal etmeyen hikâyeler, onlara ne demeli? Kim bilir daha nice hikâyeler vardır. Şehitlerimiz, bizlere kim bilir neler neler anlatacaklardı? Onların hikâyelerini inşallah cennette dinleyeceğiz oğul!

 

 

Çanakkale’ye giden oğul!

Savaş görmeden, tatbikat yapmadan askerlik yapanlar var. Askerlik hatıralarını anlata anlata bitiremiyorlar. Eşleri askerlik hatıralarını artık ezbere biliyorlar. Çünkü defalarca dinlediler. Çocukları, kız-erkek fark etmez, babalarının askerlik hatıraları ile büyüdüler. Anlatıcı babalar, hızlarını alamadılar; torunlarını da bu hatıralarla büyüttüler. Bütün bunlar güzel şeylerdi. Ya o şehitlerimizin bilemediğimiz hatıraları…

Sizler Çanakkale’de destan yazarken Bedir’in, Kudüs’ün, Malazgirt’in, Miryakefelon’un, Kosova’nın, Çaldıran’ın, Ridaniye’nin, Preveze’nin, Yemen’in, Kafkaslar’ın şehitlerine kardeş olurken arkanızda bıraktığınız hikâyelerden haberiniz olmadı. Oysa asıl hikâyeler belki de cephe gerisindeydi. İşte siz oralarda –cephelerde- kahramanlık, fedakârlık destanları yazarken bizler geride sizin destanlarınızı iman dolu yüreklere kazıyorduk.

Çanakkale’ye giden oğul!

Siz cephelerde kahramanlık destanları yazarken, Anadolu’da vatan sevgisinin, fedakârlığın destanları yazılıyordu. Donanma Cemiyeti ihtiyaçların karşılanması için yardım kampanyası başlatmıştı. Teyyare Cemiyeti uçaklarımızın tamirinde kullanılacak olan ihtiyaçların karşılanması için yardım kampanyası başlatmıştı. Yardım kampanyası haberleri Anadolu’da dalga dalga yayılıyordu. Anadolu’nun yiğit anaları, delikanlı ihtiyarları, nineleri, genç kızları, talebeleri, su- simit satan çocuklar yardım kampanyalarının gönüllü neferleri olmuşlardı.

Analar küpelerini bozdururken, Allah’tan başka kimsesi olmayan bir anamız saçlarını kesip, peruk yapmak için uzun saç arayan Rum berbere satarken, kızlarımız çeyizlerini pazarlarda satarken, çocuklar bu simitlerin parası Çanakkale’ye gidecek diye nara atarken, delikanlı ihtiyarlarımız, ninelerimiz secdeleri gözyaşlarıyla sularken, dualarını yerin ve göğün Rabbine gönderirken destanlar yazıyorlardı oğul!

Çanakkale’ye giden oğul!

Zafer haberleriniz geldiğinde Anadolu bayram yerine dönmüştü. Gariban, fedakâr, bir o kadar da imanlı Anadolu insanı zaferlerinizi duyunca soluğu askerlik şubelerinde almışlardı. Gazi evlatlarımız yesin diye gözlemeler, açmalar, yufkalar, leblebiler, cevizler, yemişler, kurutmalıklar sizlere gönderilmek üzere askerlik şubelerine teslim ediliyordu.

Sizlere neler gönderilmedi ki oğu

Kastamonu’nun Gözlükaya Köyü’nden bir annemiz, zafer haberini alınca soluğu askerlik şubesinde almış. Komutana seslenmiş: “Komutan Bey duydum ki gazi evlatlarımız büyük bir zafer kazanmış. Mübarek olsun. Benim yiğitlerim –eşini ve oğlunu kastediyor- Yemen’e gittiydiler ama dönmediler. Gelirler de giyerler diye onlara çorap ördüydüm ama gelmediler. Ben şimdi bu çorapları sana getirdim. Bunları Çanakkale’ye gönder de gazi evlatlarım giysin. Onların ayağı ısınırken belki benim şehitlerimin ruhu şad olur.” Bunlar destan değil de nedir oğul!?

İşte sizler mübarek anaların dualarıyla, batılıların emperyalist emellerine gem vurmak için, insanlığın ve İslam’ın son kalesi olan Osmanlıyı savunmak için, ümmetin ana ocağının dağılmaması için, yok edilmemesi için yollara düşmüş ve Çanakkale’ye gitmiştiniz. Gidişiniz çok ulvi gayeler içindi. Siz giderseniz Kur’an dinmeyecekti, Ezan susmayacaktı, Şanlı bayrağımız vahyin geldiği semalarda nazlı nazlı dalgalanmaya devam edecekti. Ümmet başsız kalmayacaktı.

Bu bilinç ve şuurla adını ve yerini dahi bilmediğimiz coğrafyalardan kalkıp Çanakkale’ye geldiniz. Çanakkale’ye gelişiniz kutluydu, mücadeleniz kutluydu. Gaziliğiniz ve şehadetiniz de kutluydu. Bizlere ise şanlı mücadelenizin edebiyatı ve tarihi kaldı. Ders alabildiysek ne ala? Alamadıysak vah halimize.

Çanakkale’ye giden oğul!

Kahramanlıklarınız, fedakârlıklarınız, merhametiniz Çanakkale semalarından arza yükseliyordu. Melekler sizlere gıpta ediyor, şehitlerin efendisi Hz. Hamza kardeşlerini karşılamak için hazırlanıyordu.

Çanakkale’ye giden oğul!

Her türlü mücadeleniz mübarekti, kutsaldı. Uğruna kan verdiğiniz, can verdiğiniz davanız mübarekti, kutsaldı. Ve bizlere bıraktığınız ümmet şuuru daha da mübarekti. Çanakkale bize bunları öğretti. Meğer Çanakkale tarihin en büyük öğretmenlerinden biriymiş. Biz Çanakkale öğretmenimizi yüreğinden öpüyoruz oğul!

Ömer Naci Yılmaz

 

 

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Avatar

Ayrıca Bakınız

ACIN SEVGİN KADARDIR

Ömer Naci Yılmaz  İnsanlık şahit oldu, tarih kaydetti, biz okuduk. Hollywood filmeliriyle her ne kadar …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir