Pazar , 3 Mart 2024
Son Dakika Haberler

Şeytan üçgeni arasında

İslam ve Müslüman düşmanlığı bu gün bile batılıların içinde magma gibi kaynamaktadır. Ne yaparsak yapalım onların gözünde biz köleleştirilemez, esir edilemez, sömürülemez ve asimile edilemez barbar mahlûklarız. Haçlı seferlerinde atılmış bu nefretin temeli. 1915 Çanakkale savaşına Avusturalya, Yeni Zelanda ve Hindistan’dan bize karşı savaşmak üzere getirilen paralı askerlere de vahşi ve barbar olarak tanıtılmışız.

Amerikalıların vatan ve topraklarını yiğitçe savunan Kızılderililer için söyledikleri; (Gute İndiana ist tote İndiana ) ’’ En iyi Kızıl derili ölü kızıl derilidir’’ sözü kendilerinden olmayan herkes için geçerlidir. İşgal, sömürü ve katliama uğrayan İslam ve mazlum coğrafyalara baktığımızda bu gerçeği her yerde görebiliriz.

Birinci ve 2. Dünya savaşlarında kendilerine karşı savaşan- savaşmayan komşu ve kardeşlerinden yaşlı çocuk, kadın erkek, suçlu suçsuz katlettikleri insan sayısı 100 milyonun üzerindedir. Batılılar acıkınca kendilerini kaybeder, gözleri döner ve kediler gibi önce kendi yavrularını yer.

Hint yarımadası, Japonya, Kamboçya, Vietnam Amerika, Avusturalya ve Afrika gibi ülkelerde katlettikleri milyonlarca insanın bir çetelesi yoktur. Menfaat ve çıkarlarının önünde dikilen her kişi ve milleti yok etmek onlara göre meşru. İşgalci ve sömürgecilerin gözünde öteki insanların evlerindeki süs köpekleri kadar bir değeri bile.

Yaptıkları her zulüm Kutsal kilise ve tanrıları adına yapılmış ve yapılmaktadır. Onlara göre kendileri kutsal savaşın kutsal çocuklarıdır. Kendilerine boyun eğmeyen, özgürlük ve bağımsızlıkları için mücadele edenler insanların hepsi suçlu ve günahlara batmış sefillerdir.

Nefret ettikleri en tehlikeli insan ve millet onlara köle ve asker olmayan, kendi topraklarına, vatan ve milletine, sahip çıkan onurlu insanlardır. Bunlar vahşi barbarlardır. Onların dünyada özgür ve bağımsızca yaşama hakları yoktur.

Yeryüzü katillerin, canilerin, emperyalistlerin ortak tarlası ve cennetidir sadece. Diğer insanlar ise ölmemeleri için yemek, uyumak, dinlenmek ve çalışmak zorunda olan işçileri ve köleler. Efendilik; onların doğuştan kazandıkları hak ve sıfat, kölelikse; ötekileştirdiklerinin atalarından devir aldıkları bir miras. Sömürmek semirmek, çalıştırmak yönetmek, zulmetmek öldürmek tanrının emperyalistlere verdiği bir görev ve lütuftur.

Yaptıkları her zulüm, sömürü, katliam ve kötülükler barbar ve vahşi insanları medenileştirmek, özgürleştirmek, terbiye ve ıslah etmek içindir. ‘’Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde (tam bir pişkinlikle): “Biz sadece (halkın ahlâkını ve toplum nizamını düzeltip iyileştirmek isteyen) ıslah edicileriz” demekte (ve fesatlıklarına ıslah kılıfı geçirilmekte)dir’’ler. (Bakara;11)

Milletimizi kendi öz benliğinden koparmak yabancılaştırmak, yozlaştırmak, bizi her hususta kendilerine benzetmek, bağlı ve bağımlı yapmanın hedefi bizi din, kültür, tarih, medeniyet, ahlak ve kendi benliğimizden koparmanın bir projesiydi.

Biz güçlü olduğumuzda onlar bize hep sinsice dostumuz diye yaklaştılar, yakınlaştılar ve bizi zayıflatıp esir almaya ve köleleştirmeye çalıştılar.  Biz yükselip güçlendikçe bizden uzaklaşıp düşmanlıkları azgınlaştı.

Çıkar ve menfaat birliği olarak ABD tarafından eş zamanlı kurulan NATO ve Avrupa Birliği milletimiz ve devletimizin hiçbir hayati derdi ve yarasına doğru dürüst merhem olmamıştır. Türkiye’nin 70 yıldır AB’ ın kapılarında dilenci gibi bekletilmesini, ihtiyaç duyduklarında NATO’ nun bizi hatırlamasını düşündüğümüzde ne kadar dost ve düşman olduklarını anlamamıza yeter.

Şimdiye kadar çoğu zaman batıya bağlanıp pembe gözlükler takıp pembe panterlik oynadık. Bundan sonra his ve duygusallığımıza yenik düşmeden biz de neden, niçin, nasıl ve kimlerle oyun oynadığımızı bilmek ve ona göre hareket etmek zorundayız. AB ve NATO güzellemeleri veya nefreti üzerinde gözü yumuk, bilinçsizce hareket etmenin milletimize ve devletimize zarardan başka hiçbir getirisi yok. Her yerde ve her zaman bizim kendi boyumuz, aklımız ve düşüncemize, plan ve programımıza ihtiyacımız var. Diplomasi ve savaşta; duygusallığa, figüranlığa ve kuklalığa yer yok.

Ayaklarımızı yere basa basa, milletimizin çıkar ve menfaatlerinin hesabını yapa yapa, dost ve düşmana nasıl yaklaşılması gerekiyorsa o hassasiyet, dikkat ve bilinçle her sözümüzü söylemek, her adımımızı atmak zorundayız.  Onurlu ve şerefli bir millet güvenilmez dostlar(!) ve müttefiklerle (!) asla yükselemez ve güçlenemez.

Etrafımız ne kadar puslu, boz bulanık ve karanlık. Ne kadar yalnız ve o kadar kalabalık. Dostlarımız ne kadarda ikiyüzlü, ne kadar da cıvık ve kaypak. Her biri düşmanlarımızı güldürecek ve kıskandıracak kadar alçak.

Aman dikkat! ABD, AB ve NATO şeytan üçgeni arasında olmamamız gerekir ne bir kukla ne de bir oyuncak!

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Uşaklar ve Kavşaklar

Arif Altunbaş ‘’BİR bilim insanının dinci olabilmesine bir türlü akıl erdirememişimdir. Dindar olabilir. Ama dinci …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir