Pazartesi , 26 Şubat 2024
Son Dakika Haberler

Demokrasi masalı

Arif Altunbaş

Halkın kendi kendini yönetmesi denilen (yönetim, denetim ve kontrol) sisteme demokrasi denilmektedir. Müslümanların ve az gelişmiş ülkelerin demokrasileri o halk ve milletler tarafından o milletin (dini, kültürü, tarihi, örfü ve geleneği) medeniyet ve hayat tarzına göre -o millet tarafından değil- batılı emperyalist sömürgeci güçler tarafından ülke ve insanını kendi kontrol etmek ve yönetmek için kurgulanan planlanan, hazırlanan ve dayatılan bir kurt kapanıdır.

Böyle demokrasilerde (!) millet millet adına dibine kadar sömürülmektedir. Kendi vatanında esir ve köle gibi yaşamaya mahkûm edilmektedir. Halk adına halkın, millet adına milletin insan yerine konulmadığı bu rejimler batılı emperyalist ve işgalci güçlerin denetim ve gözetimi altında eli kolu bağlı kolonyal bir ülke durumundadır.

Orada ancak işgalci güçlerin ve onlara taşeronluk yapan vesayet yönetimlerinin borusu öter. Hak ve hakikat adına, adalet ve özgürlük için öten bütün horozlar gecenin zebanileri tarafından demokratik demokratik en vahşi ve barbar yöntemlerle boğazlanarak putperestlerin ve çağdaş paganların tapınaklarına kurban edilir.

Süper güçler tarafından o ülkelerin başına atanan, yerleştirilen yöneticiler bir anda oralarda parlatılarak vatan kurtaran kahramanlar, milletin aslanlar olur, çıkar. Onların putlaştırılması yetmez, boş bulunan her alana putları ve tapınakları dikilerek milletin kabesi ve kıblesi o tarafa doğru çevrilir. Her cadde ve meydana, boş bulunan her yere onların isimlerinin verilmesi yalakalıktan kaynaklanan bir öykünme tipidir.

Ardından tek adam, milli şef, kurtarıcı kahraman, eşsiz lider, ulu önder hatta tapılacak adamlar listenin başına yerleştirilir. Bin yıllık Müslüman bir ülke ve insanları bir anda putperestleştirilmek istenir. Dini eğitim görülen mekânlar yobazlık, çağdışılık, gericilik merkezi olarak suçlanır. İnkârın sığ sularında bir millet ve medeniyeti boğulmaya çalışılır.

Baskı, katliam ve ihanetlerin adları batı standartlarında ve oradan referanslı torna ve frezelerle yontularak ‘’leyleğin kanatlarını, gagasını, ayaklarını kesen’’ Hoca Nasreddin’in deyimiyle din, kültür, tarih ve medeniyet adına yapılan cinayetlerin adına devrim, değişim, modernleşme, aydınlanma ve batılılaşma denilir.

Devrimlerle devrilmek istenen o ülkenin binlerce yıllık tarihi, kültürü ve medeniyetidir. Değişim denilen şey yozlaşma, yabancılaşma ve Yahudileşmenin ta kendisidir. Batılaşmakla kast edilen de bir milletin top yekûn kendi kimlik, benlik ve şahsiyetinden sıyrılarak düşmanlarının karakter ve ahlakına, hayat tarzı ve sistemine teslim olup mankurtlaştırılmasıdır.

O mazlum millet ne kadar mankurtlaşırsa o kadar Batılılaşmış sayılır. Kendisi olmaktan çıkar, başka bir renge, kişiliğe, benliğe ve karaktere bürünür. Her hal ve hareketiyle, her eylem ve söylemiyle düşmanına benzediğinde medenileşmiş sayılır.  Aslında ‘’Batılılaşmak’’ adına olan biten her şey “BATILLAŞMAK” dinden, imandan uzaklaşmak ve zıvanadan çıkmaktır.

Değişimle hedeflenen; Allah’ın insan üzerinde değişmesini istemediği hususların değiştirilmesi, değiştirilmesini istediği hususların değiştirilmemesidir.  Kısaca; yapılmak istenen Allah’la savaşmaktır. Bu tip değişim hareketlerinin özünde özsüzlük, yüzünde yüzsüzlük, ruhunda ruhsuzluk vardır. Batılı demokrasi anlayış ve dayatmalarında bir toplum soysuzlaştığı kadar soyu ve sopuyla övünür. Kendi felaketi ve perişanlığına, vahşet ve barbarlığına sebep olan içine düşürüldüğü tuzakla gurur ve iftihar eder. Bir nevi Stockholm Sendromudur. Ona öykünmeye, onu ululaştırmaya ve kutsamaya başlar. Rezaletleri fazilet sayan bir sapıklık ve sapkınlığın figüranıdır.

Vahyi esas ve ölçü almayan her değişim ve dönüşüm hareketi Allahtan ve İslam’dan uzaklaşır. Zamanla büyük bir fitneye dönüşür. Bu fitne o toplumu inkâr değirmeninde öğüterek onu haktan batıla yönlendirir. Kimlik bunalımı o toplumun tüm milli ve yerli değerlerini bir ateşin saman yığınını yakıp kül ettiği gibi ortadan kaldırır.

Bir ülkede insanların öküz gibi ekim, eşek gibi çekim, oy istemek için seçim zamanında hatırlanmasına, insan olduklarının farkına varılmış gibi davranılmasına sömürge tipi demokrasi denir.

Müslüman bir şahsiyetin kalbi Allah ile şeytani düzen ve sistemlerin savaş alanıdır. Allaha hakkıyla teslim olmuş bir kalpte Allah’ın nizam ve ölçülerinden başka hiçbir düzen ve sisteme yer yoktur.

Batının savunduğu ve yıllarca da milletimize dayattığı demokrasi ve özgürlük (!) anlayışı bizim medeniyet ve kültürümüzün nazarında tenekeden tayyaredir. Her türlü işgali, inkârı, sömürüyü ve zulmü bu sahte tayyareye inanıp bindiğimiz için yaşadık. Söyleyin! “Özgürlük, bağımsızlık, adalet, insanca yaşamak, milletin kendi kendisini yönetmesi” hikâyesi bu tayyarenin neresinde?

Gazze’de 90 gündür süren katliamlar ve soykırım karşısında gözleri kör, kalpleri kararmış, insaf ve merhametleri kurumuş ‘’Özgür ve demokratik ülkeler’’ denilen vahşet medeniyetinin barbarlarına bir bakın! İnsanlık bunun neresinde! Hepsi de Tenekeden tayyare, İsrail faşizmine seyyare…

Arif Altunbaş / Haber 7

Arif Altunbaş *

Tüm Yazıları →

Ayrıca Bakınız

Cumhur Cumhuriyet ve ihanet cephesi

Günlük yaşantımızda millet kelimesi; memur milleti, esnaf milleti ve Türk- Kürt- Arap milleti gibi bir …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir