Dostlarımızın çocukları, bizim için yalnızca arkadaşlarımızın evlatları değildir. Onlar, dostluklarımızın bize emanet ettiği küçük gönüllerdir. Kız olsun, erkek olsun; yaşları, karakterleri, eğitimleri ve hayat tercihleri ne olursa olsun onları kendi çocuklarımızdan ayrı görmemeliyiz. Bir dostumuzun çocuğuna baktığımızda kendi evladımızı hatırlayabilmeli, onun sevincini kendi çocuğumuzun sevinci kadar önemseyebilmeliyiz. Çocukların hayatında bazen anne ve babalarından sonra en çok güvendikleri insanlar, aile dostlarıdır. Bu güveni boşa çıkarmamak gerekir. Bir çocuğun başını okşamak kolaydır; asıl mesele, onun arkasından da aynı sevgi ve merhametle konuşabilmektir. Dostluk biraz da dostumuzun evladına karşı gösterdiğimiz hassasiyetle ölçülür.
Kendi çocuğumuz hakkında bir başkasının kötü, kırıcı veya küçültücü bir söz söylemesi nasıl içimizi acıtıyorsa dostumuzun çocuğu hakkında söylenen benzer sözler de bizi rahatsız etmelidir. “Benim çocuğum değil.” diyerek kenara çekilmek, dostluğun ruhuna yakışmaz. Bir çocuk hakkında yanlış bir söz söylendiğinde, mümkünse o sözün tekrar edilmemesi gerektiğini açıkça tembihlemek gerekir. Çocuğun yanında yapılmaması gereken bir değerlendirmeyi onun yokluğunda da yapmamak, gerçek bir ahlâk ölçüsüdür. İnsan, kendi evladına gösterdiği merhameti dostunun evladından esirgememelidir. Çünkü çocukların kusurlarını büyütmek kolay, onları koruyacak bir yetişkin olmak zordur.
Dostlarımızın çocuklarının mahremiyeti de bizim için bir emanettir. Onların aile hayatına, özel meselelerine, eğitim durumlarına, arkadaşlıklarına, duygularına ve kendilerine ait sırlarına karşı ölçülü davranmalıyız. Bir çocuğun bize anlattığı özel bir meseleyi başkasına taşımak, onun güven duygusunu zedeleyebilir. Hele aile içinde yaşanan bir problemi merak konusu yapmak, dostluğun sınırlarını aşmaktır. Kendi çocuğumuzun özel hayatının herkes tarafından konuşulmasını istemiyorsak dostumuzun çocuğu için de aynı hassasiyeti göstermeliyiz. Mahremiyet, başkasının kapısını kapalı tutabilme ahlâkıdır. Dostluk ise o kapının anahtarını bize teslim eden insanın güvenini koruyabilmektir.
Bir başka önemli mesele de çocukların ayıplarıdır. Her çocuğun hatası, eksiği ve yanlış yaptığı bir davranış olabilir. Çocukluk zaten biraz da yanılarak öğrenme dönemidir. Kendi çocuğumuzun bir hatasını herkesin içinde anlatmak istemeyiz. Onun küçük bir yanlışını yıllarca taşımasını, insanların dilinde dolaşmasını istemeyiz. Aynı anlayışı dostlarımızın çocuklarına da göstermeliyiz. Onların ayıplarını örtmeyi kendi çocuklarımızın ayıplarını örtmek gibi görmeliyiz. Bir kusuru fark ettiğimizde onu yaymak yerine, çocuğu incitmeden doğruya yönlendirmeyi tercih etmeliyiz. Ayıbı örtmek, yanlışı onaylamak değildir. Ayıbı örtmek, insanın onurunu koruyarak doğruyu gösterebilmektir.
Dostumuzun çocuğunda yanlış gördüğümüz bir davranış varsa susmak da her zaman doğru değildir. Fakat burada ölçüyü çok iyi belirlemek gerekir. Çocuğu küçük düşürmeden, anne ve babasının otoritesini zedelemeden, kendi konumumuzu aşmadan konuşmalıyız. Gerekirse meseleyi çocuğun anne veya babasıyla uygun bir zamanda paylaşmalıyız. Maksadımız çocuğu suçlamak değil, ona yardımcı olmaktır. “Senin çocuğun şöyle yaptı.” diyerek hüküm vermek yerine, “Ben böyle bir durum fark ettim, belki birlikte bir çözüm düşünürüz.” diyebilmek daha yapıcıdır. Dostluk, birbirimizin çocuklarını terbiye etmeye kalkışmak değil, gerektiğinde birbirimize destek olmaktır.
Dostlarımızın çocuklarına karşı gösterdiğimiz sevgi de samimi olmalıdır. Onları yalnızca bayramlarda, düğünlerde veya aile toplantılarında hatırlamakla yetinmemeliyiz. Bir sınav kazandıklarında sevinmeli, bir başarı elde ettiklerinde tebrik etmeli, zor bir dönemden geçtiklerinde hâllerini sormalıyız. Çocukların hafızasında bazı insanlar özel bir yere sahip olur. Yıllar sonra dönüp baktıklarında, “Babamın dostu beni severdi.” diyebilmeleri büyük bir güzelliktir. Bir çocuğun hayatında güven veren bir büyüğün bulunması, bazen yıllarca sürecek güzel bir iz bırakır. O izin sahibi olmak için büyük şeyler yapmaya gerek yoktur. Samimi bir ilgi, güzel bir söz ve ihtiyaç duyulduğunda uzatılan bir el yeterlidir.
Dostlarımızın çocuklarını kendi çocuklarımız gibi sevmek, onların her davranışını doğru kabul etmek anlamına gelmez. Asıl sevgi, yanlış yaptığında da çocuğun yanında doğruyu gösterebilmektir. Kırmadan uyarmak, incitmeden yönlendirmek, gerektiğinde sınır koymak sevginin başka biçimleridir. Çocuğu sürekli övmek değil, gerektiğinde ona hayatın doğrularını göstermek de sorumluluktur. Fakat bu sorumluluğun dili asla aşağılayıcı olmamalıdır. Bir çocuğa söylenen sert bir söz, yetişkinlerin sandığından çok daha uzun süre onun zihninde kalabilir. Bu nedenle konuşurken yalnızca ne söylediğimize değil, nasıl söylediğimize de dikkat etmeliyiz.
Dostlarımızın çocukları büyüyecek, bizim çocuklarımız da büyüyecek. Bugün aynı sofralarda küçük çocuklar olarak oturanlar, yarın kendi yuvalarını kuracaklar. Aradan yıllar geçtiğinde onların hafızasında bizim nasıl bir insan olduğumuz kalacak. Hakkında kötü konuşan mı, sırrını koruyan mı? Ayıbını ortaya çıkaran mı, örten mi? Başarısını kıskanan mı, onunla gurur duyan mı? Zor zamanında yanında duran mı, başını çevirip geçen mi? İnsan, başkalarının çocuklarına nasıl davrandığını aslında kendi ahlâkının aynasında görür. Dostlarımızın çocuklarına gösterdiğimiz merhamet, dostluğumuzun ne kadar gerçek olduğunu da gösterir.
Dostluk, yalnızca dostumuzla aramızdaki ilişki değildir. Dostun ailesine, eşine, anne babasına ve çocuklarına karşı taşıdığımız sorumluluk da bu bağın bir parçasıdır. Dostumuzun çocuğu bize emanet edilmişse onun mahremiyeti de emanettir, onuru da emanettir, çocukluk hataları da emanettir. O çocuğun arkasından konuşmamak, yanlışını yaymamak, özelini merak konusu yapmamak, hakkında kırıcı sözlere izin vermemek gerekir. Kendi çocuğumuz için ne istiyorsak dostumuzun çocuğu için de onu istemeliyiz. Kendi evladımızın ayıbının örtülmesini nasıl arzu ediyorsak dostumuzun evladının ayıbını da aynı anlayışla örtmeliyiz.
Dostlarımızın çocukları, aslında dostluğumuzun bize bıraktığı en güzel emanetlerden biridir. Onlara baktığımızda yalnızca bir çocuğu değil, sevdiğimiz bir insanın gönül parçasını görmeliyiz. Kız çocuğu da bizim için kıymetlidir, erkek çocuğu da. Onların başarısı bizi sevindirmeli, üzüntüleri bizi düşündürmeli, mahremiyetleri bizi susturmalı, ayıpları bizi örtenlerden kılmalıdır. Bir gün o çocuklar büyüyüp kendi hayatlarına yürüdüklerinde, bizden geriye güzel bir hatıra kalmasını sağlayalım. “Babamın dostları beni de kendi çocukları gibi severdi.” diyebilsinler. İşte gerçek dostluk biraz da budur: Dostunu sevmek, onun çocuklarını da gönlünün bir parçası bilmektir.
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı