Pazartesi , 24 Haziran 2024
Son Dakika Haberler

İSTİHBARAT MI, YOKSA İNSANLIK ZAAFİYETİ Mİ?

10 Ekim 2015 Cumartesi günü Ankara’da meydana gelen katliamın ardından tartışmalar önümüzdeki 1 Kasım 2015 seçimlerini unutturdu. Katil devlettir diye höykürenler bir yana, devleti direkt olarak suçlayamayanlar bir istihbarat zaafiyeti tartışması başlatmış bulunmaktadırlar. Genelde her patlamanın ardından bu türden tartışmalar yaşanır. Bu kez yapılan tartışmalar daha sistematik ve bilinçli yapılmaktadır. Amaç fırsat ele geçirilmiş iken bir algı operasyonu oluşturmaktır. Paralel  medya öyle bir yayın anlayışı izlemektedir ki İsrail bile “bu ne lan bizimkiler bizi geçti” diye hayretlerini ifade edecek duruma gelmektedir. Doğan medyası denilen yızılı ve görsel terör örgütü işgalci basın olsa ancak böyle yayın yapabilirdi.

Devletin güvenlik güçlerinin mitinglerinize katılmasını istemeyeceksin, biz kendi güvenliğimizi kendimiz sağlarız diye devlete meydan okuyacaksın, toplantılarınıza katılanlara yapılacak üst aramasına karşı çıkacaksın ondan sonra da çıkıp güvenlik zaafiyeti, istihbarat zaafiyeti var diye ortalığı birbirine katacaksın. Bombalar neden terör partisinin toplantılarında patlatılıyor? Patlamalar sırasında bu partinin üst yöneticileri neden orada olmuyor? Onların olduğu toplantılarda bombalar neden onlardan uzak yerde ve halkın arasında patlatılıyor? Diğer partilerin toplantılarına kolay kolay giremeyen canlı bombalar, bunların toplantılarına nasıl oluyor da ellerini kollarını sallayarak girebiliyorlar? Bu türden toplantı alanlarına girmelerini kim sağlıyor, kimler kolaylaştırıyor? Asfaltlara, yollara, köprü altlarına kim bomba yerleştiriyorsa aynı eller Ankara’daki bombaları patlatmıştır. Yalandan sağda solda, şurada burada aramaya gerek yok. Şu örgüt yaptı bu örgüt yaptı cinsinden tahmin yürütmeye de gerek yoktur. Bu ülkede bil umum Türkiye düşmanlarının gönüllü taşeronluğunu kim yapıyorsa bombaları da onlar patlatıyor. Birbirinden bağımsız örgütlerin ismi anılıyorsada, hiç farketmez hepsi aynı merkezden yönetilmekte ve aynı el tarafından kullanılmaktadır. Amaç Türkiye’yi Irak’a, Suriye’ye çevirmektir.  Kendi iç meseleleriyle uğraşan bir Türkiye işlerine gelmektedir. Zira bölge üzerindeki emellerine çok daha rahat ulaşabilmenin yolu Türkiye’yi bertaraf etmekten geçmektedir. Onların böyle yapmak istemeleri gayet normaldir. Çünkü o bir düşmandır. Peki buna teşne olan ahmaklara ne demelidir? Hdp bayrağının olduğu yerde hangi barıştan bahsediyorsun, Pkk bayraklarının olduğu yerde hangi barıştan bahsediyorsun? Daha bir ay kadar önce dağdaki teröristlerin yanına gitmek için güvenlik barikatlarını zorlayanların olduğu meydanların, mitinglerin hangi barışa hizmet ettiğini zannediyorsunuz? Ölen insanların cenazelerinin bile bir algı operasyonuna ve porapagandaya çevrildiğini görmüyor muyuz? Cenazeleri taşıyan malum belediyelerin araçlarına asılan Pkk bayraklarını/paçavralarını acaba beyaz ve şerefli (!) Türkler görmüyor mu? Tabutların üzerine konulan Pkk paçavralarını görmüyorlar mı?

Kahrolsun Pkk diyemeyenler, Pkk bir terör örgütüdür diyemeyenler, Allah Pkk’nın belasını versin diyemeyenler, Polisimize, askerimize uzanan eller kırılsın diyemeyenler, hendek kazan roketatarlı teröristlere belediyenin araçlarını tahsis edenler hangi barıştan bahsediyorlar? Bunları görmezden gelip de biz barış istiyoruz diyenler katildir, teröristtir, insanlığın düşmanıdır. Utanmadan, sıkılmadan da istihbarat zaafiyetinden bahsediyorlar. Önce insan olun, insanlık zaafiyetlerinize bir son verin de ondan sonra istihbarat zaafiyetinden bahsedin.

Cumhurbaşkanını terörist cenazesine katılmaya çağıran ahmaklara sormak lazım: “Sizler hangi polisimizin, hangi askerimizin cenazesine katıldınız da devleti devletin düşmanının cenazesine çağırıyorsunuz?” Siz provokasyonlarınızla insanları katledin, ölümlerin ardından ellerinizi ovuşturun, yine kazançlı çıktık diye sevinin, katliam protestosunu seçim mitingine çevirip oy devşirmeye çalışın, sonrada barış edebiyatı yapın, öyle mi? Biz de yedik(!) Fakat bunu yiyen ahmak beyaz Türklere de lanet olsun.

Bu katiller, katil severler, milletin her türlü değerinin düşmanı olanlar ve bunların partisi bu kafa ile devam ettiği müddetçe barış kelimesi tüketilen bir kavram olarak sadace türkülerde ve şarkılarda kalmaya mahkum edilmiş olacaktır.

Bütün fitneciler gibi, bütün fesat çıkaranlar gibi bunlarda biz iyilikten, insanlıktan ve barıştan yanayız diye nutuk atacaklardır. Aynen ağababalarının yaptığı gibi: “Onlara, “Yeryüzünde bozgun çıkartmayın” dendiğinde, “Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz” demişlerdir.” (2/Bakara, 11)

Her kim insanlığın huzurunu bozuyorsa, barış deyip kan siyaseti yapıyorsa Allah belasını versin. Bütün bunları gördüğü, bildiği, anladığı halde hâlâ bunların barıştan yana olduğunu düşünen ahmaklar ve beyaz Türkler varsa Allah onlarında belasını versin. Milletimizi yakan her ne varsa aynısıyla Rabbim onları da yaksın.

Ömer Naci YILMAZ

 

Ö.Naci Yılmaz *

Tüm Yazıları →
Ö.Naci Yılmaz

Ayrıca Bakınız

GİYDİRİLMİŞ KERESTELER

Ömer Naci Yılmaz   Galatasaray ve Fenerbahçe takımları arasındaki Süper Kupa maçının, Suudi Arabistan’da oynatılmamasından dolayı …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir