Derviş… Bu kelimeyi duyduğumuzda çoğumuzun zihninde geçmiş zamanın kapıları aralanır. Gözlerimizin önüne yüzyıllar önce yaşamış, bir dergâhın avlusunda sessizce zikir çeken, dünyaya sırtını dönmüş, gönlünü Allah’a vermiş insanlar gelir. Sanki dervişlik eskilerde kalmış, kitapların sararmış sayfalarına hapsolmuş bir hayat tarzıdır. Oysa hakikat hiç de öyle değildir. Allah dostları hiçbir çağda eksik olmamıştır. Her devirde, her şehirde, her mahallede, kendisini öne çıkarmadan yaşayan, konuştuğunda gönülleri ferahlatan, sustuğunda bile hâliyle insanlara istikamet gösteren güzel insanlar vardır. Onlar kendilerini “derviş” diye tanıtmazlar. Belki de gerçek dervişlik tam da budur. İşte benim gönül dünyamda yaşayan böyle güzel insanlardan biri de Tekkeköy’ümüzün medarıiftiharı Hacı Sami Bülbül Ağabey’dir.
Bir gönül meclisinin hatırası… Soldan sağa: Derviş Sami Bülbül Ağabey, Ömer Naci Yılmaz ve Derviş Sami Ağabey’in kıymetli ağabeyi Ali Bülbül Ağabey.
Bazı insanlar vardır, onları anlatmaya kendilerinden değil, yetiştikleri aileden başlamak gerekir. Çünkü güzel meyve, sağlam kökün eseridir. Sami Ağabey’in annesi, çocukluk yıllarımdan hafızamda kalan en mübarek hanımefendilerden biridir. O yaşlarda sahabe hanımlarını ne kadar tanıyabilirdim ki… Ama çocuk kalbim onun yüzündeki nuru, konuşmasındaki edebi ve hâlindeki teslimiyeti görüyordu. Ne zaman kendisini görsem, içimden: “Herhâlde sahabe hanımlarından biri de böyleydi.” diye geçirirdim. Çocukluk duygularının hesabı olmaz. Onlar hesapla değil, hissedişle konuşur. Bugün geriye dönüp baktığımda o hissin ne kadar temiz ve ne kadar masum olduğunu daha iyi anlıyorum.
Ailenin diğer büyüğü Hacı Rıfat Aga[1] ise çocukluğumuzun unutulmaz simalarındandı. Mahallede onu gördüğümüzde içimize tarif edemediğimiz bir huzur dolardı. Biz çocuklar onun ilmini, irfanını, hayatını bilmezdik ama yüzündeki nuru görürdük. Küçük aklımızla ona “Allah Dede” adını takmıştık. Çünkü onu görünce Allah’ı hatırlıyorduk. Yıllar geçtikçe anladım ki çocuklar yapmacıklığı değil, samimiyeti görür. İnsan, Rabb’ine ne kadar yakınsa o yakınlık bir şekilde yüzüne, sözüne ve yürüyüşüne de yansıyor. Hacı Rıfat Aga da böyle mübarek insanlardan biriydi.
İşte Sami Ağabey, böyle bir ocağın yetiştirdiği güzel bir gönül adamıdır. Onun şahsiyetinde annesinin -Ayşe Yengemizin- merhametini, dedesinin vakarını ve ailesinin ihlâsını görmek mümkündür. O, gönül dünyasının kapılarını yalnızca belli insanlara değil, İslam’ın rahmet şemsiyesi altında buluşmak isteyen herkese açmıştır. Yanına gelen hiç kimseye kimliğini, makamını, servetini, meşrebini sormaz. Önce insanı görür. Çünkü bilir ki Allah’ın yarattığını sevmek, Yaratan’a duyulan sevginin bir yansımasıdır.
Sami Ağabey’in yanında oturduğunuzda zamanın nasıl geçtiğini fark etmezsiniz. Sohbeti yormaz, dinlendirir. Konuşurken gönlünü ortaya koyar. Bilgisi vardır fakat bilgiyle üstünlük kurmaya çalışmaz. Tecrübesi vardır ama tecrübesini bir baskı unsuru hâline getirmez. Dinlemeyi bilir. Soruyu sabırla dinler, cevabı nezaketle verir. Onun yanında insan kendisini misafir gibi değil, aileden biri gibi hisseder. Belki de gönül insanlarının en büyük sırrı budur. İnsanlara değer verdiklerini hissettirebilmeleri…
Bugün birçok evin kapısı kilitlidir ama daha acısı, birçok gönlün kapısı da kilitlidir. Oysa Sami Ağabey’in kapısı da gönlü de açıktır. Dergâh dediğimiz yer bazen gösterişli binalar değildir, samimiyetin yaşandığı mütevazı mekânlardır. Orada demlenen çayın tadı yalnızca çaydan gelmez. Kaynayan çorbanın lezzeti yalnızca malzemesinden değildir. O çayın içine muhabbet, o çorbanın içine ihlas karışmıştır. Nice yolcu, nice dost, nice garip o sofrada yalnızca karnını değil, gönlünü de doyurmuştur.
Hayatım boyunca birçok değerli insan tanıdım. Fakat bazı insanlar vardır ki varlıkları bile insana güven verir. Onların aynı mahallede yaşaması, aynı camide namaz kılması, aynı sokaktan geçmesi bile bir nimettir. Bir Ramazan akşamı, evde yaptığım iftarın ardından içimi tarifsiz bir duygu kapladı. Kendi kendime değil, Rabb’ime şöyle dua ettim: “Allah’ım! Bizi böyle bir aile ile komşu eylediğin için Sana sonsuz şükürler olsun, hamdolsun.” Bu cümle dudaklarımdan dökülmedi, yüreğimden yükseldi. Çünkü bazı nimetler ancak hissedilir.
Bu duyguyu içimde saklayamazdım. Telefonu elime aldım, önce Sami Ağabey’i, sonra da kıymetli kardeşi Veysel’i aradım. İçimden geçenleri olduğu gibi paylaştım. Onlar da aynı samimiyetle karşılık verdiler. O an bir kez daha anladım ki muhabbet tek taraflı kurulmaz. Gönül dili, ancak gönülle konuşur. Samimiyet samimiyeti çağırır. İhlas, ihlası çoğaltır. İşte güzel ailelerin en belirgin özelliği de budur. Sevgiyi büyütür, güveni çoğaltırlar.
Bugün insanlar büyük şehirlerde birbirlerinin isimlerini bile bilmeden yaşıyor. Aynı apartmanda oturuyorlar ama birbirlerinin acılarından habersizler. Aynı sokağı paylaşıyorlar ama gönülleri birbirine uğramıyor. Böyle bir çağda Sami Ağabey gibi insanlar, bize komşuluğun yalnızca duvar yakınlığı olmadığını öğretiyor. Gerçek komşuluk, gönüllerin birbirine emanet olmasıdır. Aynı sofrada edilen dua, aynı sevinçte tebessüm etmek, aynı hüzünde omuz olmaktır.
Ben inanıyorum ki yolu Samsun’dan geçen herkes, imkân bulursa Tekkeköy’e uğramalı ve Sami Ağabey’in gönül meclisinde bir bardak çay içmelidir. Belki içeceği çayın lezzetini yıllar sonra unutacaktır ama göreceği samimiyeti unutamayacaktır. Belki yapılan sohbetin bütün cümlelerini hatırlamayacaktı ama hissettiği huzur uzun yıllar gönlünde yaşamaya devam edecektir. Çünkü bazı insanlar sözleriyle değil, hâlleriyle iz bırakırlar.
Dervişlik, gösterişli kıyafetler giymek değildir. Dervişlik, insanın gönlünü Allah’a açmasıdır. Dervişlik, kendisini büyütmeden başkasını yüceltmektir. Dervişlik, kırmadan uyarmak, incitmeden sevmek, beklentiye girmeden ikram etmek, alkış beklemeden hizmet etmektir. Ben, Sami Ağabey’e baktığımda işte bu güzel hasletleri görüyorum. Bu yüzden ona “derviş” derken bir ünvan vermiyorum, yaşadığı hayatın özünü ifade etmeye çalışıyorum.
Rabb’im, mahallelerimizi böyle güzel insanlardan mahrum bırakmasın. Çocuklarımızın önüne yaşayarak örnek olan büyükler çıkarsın. Bizlere de güzel insanların kıymetini, onlar hayattayken bilmeyi nasip etsin. Hacı Sami Bülbül Ağabey’e, kıymetli ailesine sağlık, afiyet ve bereketli ömürler ihsan eylesin. Gönüllerinden ihlası, sofralarından bereketi, dillerinden duayı eksik etmesin. Bizlere de onların dostluğunu, komşuluğunu ve muhabbetini ömrümüzün en değerli nimetlerinden biri olarak koruyabilmeyi nasip eylesin. Çünkü inanıyorum ki Allah dostlarının bulunduğu mahalleler yalnızca insanların yaşadığı yerler değil, rahmetin de konakladığı beldelerdir.
[1] Aga: Samsun ve çevresinde yaygın olarak kullanılan mahallî bir hitap şeklidir. Ailede veya mahallede yaşça büyük erkeklere sevgi ve saygı ifadesi olarak “aga” denilir. Bu kullanım, resmî anlamdaki “ağa” ünvanını değil, yöresel bir hürmet hitabını ifade eder.
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı