
İnsan, yalnızca ekmekle değil; muhabbetle, hikmetle ve kardeşlikle de doyar. Bazı sofralar vardır ki orada sadece karınlar değil, gönüller de doyar; yalnızca çaylar demlenmez, dostluklar da demlenir; yalnızca ekmek bölüşülmez, umutlar, dualar ve idealler de paylaşılır. İşte salih insanların sofraları böyledir. Bu sofralarda söz, Allah’ın rızasını gözeterek söylenir, bakışlar merhameti taşır, suskunluk bile bir tefekkür hâlidir. Nice büyük hizmetler, nice güzel kararlar, nice hayırlı başlangıçlar gösterişli salonlarda değil; mütevazı dost sofralarında filizlenmiştir. Çünkü bereket, yemeğin çokluğunda değil; niyetin temizliğinde, kalplerin samimiyetinde ve Rabb’imizin lütfundadır.
Samsun/ Tekkeköy; bir tekkenin dualarıyla, kurulan bir sofranın bereketiyle maya tutmuş bir şehirdir. Şeyh Yusuf Zeynettin Hazretleri’nden miras kalan o kadim paylaşma ruhunu, bugün yazar Mustafa Kolcu Hocamızla aynı sofra etrafında yad ediyoruz. Muhabbetimiz ve bereketimiz daim olsun.
İslam medeniyeti, sofrayı yalnızca yemek yenilen bir yer olarak görmemiştir. Sofra; kardeşliğin kurulduğu, gönüllerin birbirine açıldığı, ilmin konuşulduğu, hikmetin paylaşıldığı bir mektep olmuştur. Aynı kaptan lokma alan insanların kalpleri de birbirine yaklaşır. Bir bardak çayın etrafında saatler süren sohbetler, bazen yıllarca okunacak kitaplardan daha derin izler bırakır. Çünkü samimiyetin dili farklıdır. Gönülden çıkan bir cümle, gönülde kendisine mutlaka bir yer bulur. İşte dost sofralarının sırrı da buradadır. Orada gösteriş değil tevazu, rekabet değil muhabbet, dünya hesabı değil ahiret endişesi vardır
Peygamber Efendimiz, sofrayı bir ibadet ve şükür vesilesi olarak değerlendirmiştir. O, yemeği israf etmeden yer, nimeti küçümsemez, sofraya oturan hiç kimseyi ayırmazdı. Sofrada bulunan herkes kendisini değerli hissederdi. Efendimiz, “Bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişinin yemeği dört kişiye yeter.” buyurarak bereketin paylaşmakla çoğalacağını haber vermiştir. Çünkü Allah’ın bereketi, cömertliğin ve kardeşliğin üzerine iner. Sofranın en güzel süsü, çeşit çeşit yemekler değil; güzel ahlâk, güler yüz ve şükreden bir kalptir. Sofra, Rabb’imizin verdiği nimetleri hatırlamanın ve O’na hamdetmenin en güzel mekânlarından biridir.
Salih insanların sofralarında dedikoduya yer yoktur. Kimsenin kusuru konuşulmaz; gönül kıracak söz söylenmez. Orada bir kardeşin derdi paylaşılır, bir yetimin ihtiyacı hatırlanır, ümmetin sıkıntıları için çözüm aranır. Kur’an’dan ayetler okunur, Peygamber Efendimizin örnekliği konuşulur, büyüklerin hatıraları anlatılır. İnsan o sofradan kalkarken sadece doymuş olmaz; aynı zamanda düşünmeye, iyilik yapmaya ve kendisini düzeltmeye dair yeni bir azim kazanır. İşte bereket budur. Bir lokmanın insanı hayra yönlendirmesi, bir sohbetin ömrün istikametini değiştirmesi gerçek berekettir.
Tarihimize baktığımızda büyük medeniyet hamlelerinin arkasında çoğu zaman dost meclislerini ve bereketli sofraları görürüz. Âlimler, devlet adamları, şairler ve gönül insanları aynı sofralarda buluşmuş; fikirlerini olgunlaştırmış, birbirlerinden istifade etmişlerdir. Tekke sofraları, imaretler, ahi zaviyeleri ve vakıf aşevleri sadece açları doyurmamış; aynı zamanda toplumun vicdanını da beslemiştir. Bir tas çorbanın etrafında kurulan kardeşlik, bazen koca şehirlerin mayası olmuştur. Medeniyetimiz, paylaşmanın ve ikramın üzerine yükselmiştir. Çünkü veren el kadar, ikram edilen sofranın da insanı olgunlaştırdığı bilinmiştir.
Bugün de Müslümanların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, yeniden dost sofralarını çoğaltmaktır. Fakat bu sofralar yalnızca yemek davetleri olmamalıdır. Bu sofralarda Kur’an’ın sesi duyulmalı, Peygamberimizin ahlâkı hatırlanmalı, ümmetin meseleleri konuşulmalı, gençlerin soruları dinlenmeli ve birbirimize dua edilmelidir. Bir sofranın bereketi, masadaki tabak sayısıyla değil; etrafındaki gönüllerin birbirine olan yakınlığıyla ölçülür. Aynı lokmayı paylaşan insanlar, zamanla aynı duayı, aynı derdi ve aynı sevinci de paylaşmaya başlarlar.
Dost sofralarının en güzel meyvesi sevgidir. Çünkü birlikte yenilen lokmalar, kalplerde görünmeyen köprüler kurar. İnsan, kendisini seven insanların arasında oturduğunu hissettiğinde yalnızlığını unutur. Kırgınlıklar yumuşar, yanlış anlamalar erir, mesafeler kısalır. Bir tebessüm, bir ikram, bir “Buyurun efendim.” sözü bile gönüllerde unutulmaz izler bırakır. Nice dostluklar bir sofrada başlamış, nice kırgınlıklar bir sofrada sona ermiştir. Allah’ın rızası için kurulan sofralar, kalpler arasındaki buzları eriten rahmet sofralarıdır.
Ne yazık ki modern hayat, insanları aynı evin içinde bile farklı masalara mahkûm etmeye başladı. Ekranlar çoğaldı, sohbetler azaldı. Telefonlar konuşurken gönüller sustu. Oysa sofralar, göz göze gelmenin, hâl hatır sormanın, birbirini dinlemenin en güzel vesilesidir. Evlerimizde yeniden bereket istiyorsak sofralarımıza muhabbeti geri çağırmalıyız. Çocuklarımız, sadece güzel yemeklerin değil; güzel sohbetlerin de içinde büyümelidir. Çünkü geleceğin sağlam şahsiyetleri, sevgiyle kurulmuş aile sofralarında yetişir.
Salih insanların bir araya geldiği sofralarda yapılan dualar da bambaşkadır. Orada herkes önce kendisi için değil, kardeşi için dua eder. Hastalar hatırlanır, mazlumlar unutulmaz, ümmetin birliği için eller semaya açılır. İnsan, dostlarının “Allah seni muhafaza etsin.”, “Rabbim ailene huzur versin.”, “Allah seni hayırlı işlerde daim kılsın.” duasını duyduğunda yüreğinde tarifsiz bir huzur hisseder. Belki de nice musibetler, bu samimi duaların hürmetine kapımızdan geri dönmektedir. Çünkü müminin mümine yaptığı dua, kardeşlik hukukunun en güzel ifadelerinden biridir.
Bizler de sofralarımızı yeniden ihya etmeliyiz. Evlerimizi yalnızca misafir ağırlanan mekânlar değil; gönüllerin buluştuğu limanlar hâline getirmeliyiz. İmkânımız az olsa da paylaşmaktan çekinmemeliyiz. Bir tas çorba, birkaç dilim ekmek ve demli bir çay bazen en zengin ziyafetten daha kıymetlidir. Çünkü insanlar çoğu zaman yedikleri yemeği değil, gördükleri samimiyeti hatırlarlar. Sofranın gerçek bereketi, ikram edilen lokmanın büyüklüğünde değil; ikram eden yüreğin genişliğindedir.
Geliniz, dost sofralarını yeniden çoğaltalım. Kalplerimizi birbirine yaklaştıran, kardeşliği güçlendiren, iyiliği çoğaltan, doğruyu ve güzeli konuşan sofralar kuralım. Çocuklarımız bu sofralarda büyüklerini dinlesin, gençler bu sofralarda umut bulsun, yaşlılarımız bu sofralarda yalnız olmadıklarını hissetsin. Her lokmamız şükre, her sohbetimiz hikmete, her duamız ümmetin birliğine vesile olsun. Rabb’imiz sofralarımızdan bereketi, gönüllerimizden muhabbeti, dilimizden güzel sözü, hayatımızdan samimiyeti eksik etmesin. Dost sofraları yalnızca insanların bir araya geldiği yerler değil; rahmetin indiği, kardeşliğin büyüdüğü ve Allah’ın rızasına doğru birlikte yüründüğü kutlu duraklar olsun. Çünkü unutmayalım ki, bir medeniyet önce gönüllerde kurulur; gönüller ise en güzel, dost sofralarında birbirine açılır.
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı