Pazar , 25 Ekim 2026
Son Dakika Haberler
ALLAH’IN ŞAŞMAZ DÜZENİNE GÜVENMEK

ALLAH’IN ŞAŞMAZ DÜZENİNE GÜVENMEK

İnsan, bu dünyaya tanık olduğu yaratılışın şahidi olarak gelir ve geçer. Allah’ın yarattıkları sayısız ve emsalsizdir. Keşfedilen yaşam düzeni ve öğrenilen bilgiler çerçevesinde ulaşılan her hakikat, insanı hayrete düşürecek niteliktedir.

İnsanlık bu çağa gelinceye kadar pek çok bilgi biriktirdi. Bundan sonra da devam edecek olan çabalarla ilimden ne kadarına ulaşılacağını ancak zaman gösterecektir.

İnsanın keşfettiği her hakikat, “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız.” (Âl-i İmrân, 3/191) teslimiyetiyle taçlanır. Olana ve olacak olana Allah’ın “Hâlık” ismi tecelli eder. Kusursuz düzenin Sünnetullah işleyişi, aklıselim davrananların kalbî sekinetini ve huzurunu güçlendirir.

Kusursuz işleyen düzenin idaresini planlayan Allah’ın azametine tanıklık her daim devam edecektir. Günümüz itibarıyla ulaşıldığı düşünülen ilmî ilerlemelerin, öğrenilecek olanların kaçta kaçına tekabül ettiğini ancak Allah bilir.

Geçmişe kıyasla çok yol aldığını düşünen insan, hakikatte insanlık yolculuğunun neresinde olduğunu bilemez. Bilinenler üzerinden düşünüldüğünde aklıselim insan hayrete düşerek Rahman’ın rahmet tecellilerine tanıklık etmeyi sürdürür. Dünya yaşamını anlamak ve var olanı anlamlandırmak için tüm alanlarda devam edecek araştırmaların ve buluşların, kula ikram edilen ilmin kaçta kaçı olduğu bilinemez.

İnsanın en çok ilgilendiği alanlardan biri olan tıptaki alt branşların elde ettiği bilgilerin ne kadar sınırlı olduğunu bugün net bir şekilde görebiliyoruz. İnsanı fizyolojik, psikolojik ve biyolojik açılardan inceleyen bilim dallarındaki buluşların kıymeti kuşkusuz ortadadır. Değerli bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, hasar gören DNA’ların hücreler tarafından nasıl onarıldığını ve genetik bilginin nasıl korunduğunu haritalandıran öncü çalışmaları sayesinde Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür. Bu araştırması sayesinde kendisi de ilahî ve şaşmaz ölçünün bir tanığı olmuştur.

Varlıklardan sadece biri olan insanı sayısız incelikle meydana getiren Yaratıcı’nın kudretini ve değerini anlamak gerekir. İnsanlık bu süreçte ne kadar yol aldı, daha ne kadar yol alacak; bunu zaman şekillendirecektir.

Bütün bilinmezlerin içinde her şeyi sonsuz bilgisiyle yaratan Allah, tüm bu sürecin seyrini ve idaresini de kendi hükmünde tutandır. İnsan için bilinmezlik her zaman tedirgin edicidir; Allah’a iman ise bu tedirginliği ortadan kaldırır. İnsanın ürettiği bütün çözümlemeler “hayret makamı”ndan öteye geçemez. İlahî müdahale ile şekillenen büyük azameti kavramaya insanlığın ilmi yetmez. İnsan, elde ettiği bütün kazanımlara rağmen sınırlı bir varlık olmaya devam edecektir. Elde ettiği bazı yüzeysel bilgilerle Allah’ın kurduğu düzenin tesadüfen oluştuğunu iddia edenlerin kurdukları cümleler dahi bir düzen ve kural içindedir.

İnsan, gaybın kucağına doğar. Hiçbir şey bilmezken bilsin diye türlü imkânlarla buluşturulur. Buluştuğu imkânları doğru okuduğunda ise imana kavuşur. Bu imanla oluşan güvenin sonucunda “Yarınlara dair bütün bilinmezleri bilen yalnız Allah’tır.” şuurunu kuşanır. İçinde bulunduğu anın kulluk sorumluluğunu yerine getirerek gelecek olan her şeyin Allah’ın iznine tabi olduğuna inanır. İnsanın asli görevi, kendine ait insani alanın sorumluluğunu üstlenmektir. Bütün âlem, “Alîm” olan Allah’a şahitlik etmektedir; insan da bu şahitliği kuşandığı an güven duygusunu asla kaybetmez.

“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi bile bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’âm, 6/59)

İnsanın en kıymetli yanı öğrenebilmesidir; öğrendiğini zihninde tutabilmesi, kullanabilmesi ve kendisine uygun yeni şeyler üretebilmesidir. Bütün zamanlarda öğrenilenler doğru anlaşıldığı takdirde, kulun Allah’a olan bağı güçlenir. Ancak her görülen, duyulan ve bilinen şey hakikatin aslını yansıtmayabilir. İşte bu yüzden müminlerin o tertemiz teslimiyet ifadesi olan “En iyisini Allah bilir” sözü pek kıymetlidir.

Sonu görünmeyen bir yolda yürüyen yolcu, ne kadar yolu kaldığını bilemez; “Allah bilir.” der. İlimler ve bilimler aracılığıyla Allah’a ait düzenin ne kadarına tanık olunursa olunsun, elde edilen bilgi her zaman az ve eksiktir.

Bilinmezliklerin gizemli yanı insan zihninde daima merak uyandırır. Bütün varlıkların biriktirdiği ilim, bir kuşun deryadan gagasıyla aldığı tek bir damla su gibidir. Bütün çağların akıl sahiplerine Hz. Musa ile bilge kul (Hz. Hızır) kıssası üzerinden bilgideki insani sınırların nasıl anlaşılacağı gösterilmiştir.

Bu sınırlılıklar, vahiy yoluyla bildirilen gaybî konuların da doğru anlaşılmasını sağlar. Vahiy sınırları dahilinde Allah’ın haber verdiği kadarıyla yetinilip razı olunmalıdır. Dileseydi başka bilgiler de verebilirdi; neyin yeterli olduğunu en iyi O bilir. Bazen bazı şeyleri bilmemek, bilmekten daha kıymetlidir.

Anlatılan bu kıssada Hz. Musa gibi ulu’l-azm bir resulün dahi hikmetini kavramakta zorlandığı; sadece görünen yüzü üzerinden üç farklı olay örnek verilmiştir. Bu kıssa, vahyin ilkesel sunumları üzerinden hayatı okumanın nasıl olması gerektiğine dair harika bir örnektir.

Yolculuğa başlarken şartlar konuşulmuş ve o bilge kul şöyle demiştir: “Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredeceksin ki?” Mûsâ, “İnşallah sabrettiğimi göreceksin, sana hiçbir işte başkaldırmayacağım” dedi. (Kehf, 18/67-69)

Kıssa üzerinden anlatılan geminin delinmesinin, çocuğun vefatının ve yıkılmak üzere olan duvarın onarılmasının görünen yüzü ile arkasındaki hakikat bambaşkadır. Bütün zamanlarda yaşanan olayları ve yaratılanları kendi okuma biçimlerimizle değerlendirdiğimizde, Allah’ın onlara yüklediği derin anlamları her zaman tam olarak keşfedemeyiz. İnsan kendi doğrularını oluşturur, planlar yapar. İhtiyaç halinde önceden vazgeçilmez gördüğü planını yenisiyle değiştirir, sonra yine değiştirir. Bu durum, insana ait olan davranışlarda oldukça doğaldır.

Ancak Allah’ın idraki aşan ilahî düzeninde, en küçükten en büyüğe kadar anlayabildiklerimizin tamamında kusursuzluk hâkimdir. Bu kusursuzluk somut varlıklarda böyle olduğu gibi, soyut olayların ilahî plandaki karşılıklarında da geçerlidir.

Bilgi; insanı Yaratıcının o üstün bilgisine ve gücüne boyun eğmeye, O’na karşı hayret, hayranlık ve derin bir saygı duymaya yöneltir. Her kulun her hâline hâkim olan Allah’ın belirlediği bir hikmet ve hüküm vardır.

Olumlu veya olumsuz tüm tanıklıklarımız ilahî iradenin dışında değildir. Kula düşen görev, Sünnetullah işleyişinde asla bir değişme olmayacağını unutmamaktır. Sünnetullahın bir parçası olan vahiy ikramını ölçü edinerek yaşamak esastır; insanı hem güvende kılan hem de güvenilir yapan şey tam olarak budur.

Yorum yap

Ayrıca Bakınız

HIRSIZIKORUYUP KOLLAYAN VE ONU ÖVEN

HIRSIZIKORUYUP KOLLAYAN VE ONU ÖVEN

… Ondan daha âdi şerefsiz ve hırsızdır.Son gelen görüntüler insanı çileden çıkaracak görüntülerdir.Ahbap Derneği’nde yapılan …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir