Perşembe , 10 Eylül 2026
Son Dakika Haberler
Allah’ın Askerleri

Allah’ın Askerleri

Arif Altunbaş

Arif Altunbaş

Akıncı… Türkçede “akmak” fiilinden doğan bu kelime, yalnızca bir isim değil; bir ruh, bir bilinç, bir kimliktir. O, Allah’ın peygamberinin yolunda yürüyen, vahyin ışığında yetişmiş Müslüman bir şahsiyet; hangi millet, hangi renk, hangi sınıf olursa olsun Allah’ın ordusuna katılmış bir neferdir.

Asr-ı Saadet’teki karşılığı “Seriyye”dir: Peygamberimizin bizzat katılmadığı, sahabeden birini komutan tayin ederek gönderdiği mübarek birlikler… Sözlükte “gece yolculuğu” demektir; ama hakikatte imanla yürüyen küçük orduların adı olmuştur.

Kökleri Abbasilerin sınır boylarında düşmana karşı duran yiğitlerine, Ebu Müslim Horasani’nin askerlerine kadar uzanır. Selçuklu’nun kuruluşunda Türkmen boyları sınır muhafızı kılındı; hem hudutlar korundu hem de yeni yurtlar demografik olarak şekillendi. Irak ve Suriye’de görev yapan akıncı beyleri “Atabey” diye anıldı. Selçuklu yıkılınca Osmanlı doğdu; Orhan Bey devrinde Balkanlar fethedildi, sınırların güvenliği için akıncı beyleri tayin edildi. Tekke ve medreselerde yetişen gençler, imanla dolu yürekleriyle bu beylerin sancağı altına koştu. Böylece akıncı, sınır boylarında atlı bir yıldırım gibi dolaşan yiğit savaşçıya dönüştü.

Akıncılar emir-komuta zincirine bağlıydı; başıbozuk değil, disiplinliydi. Onlar bulundukları yerde güvenin teminatı, adaletin sesi, barışın kalkanıydı. Günümüzdeki özel harp kuvvetlerine benzerlerdi; meslekleri Allah yolunda mücadele etmek, vatanı ve milleti düşmandan korumaktı. Referansları yalnızca İslam’dı; malıyla, canıyla, varlığıyla ümmetin ve medeniyetin savunucusu oldular.

Onların yolu İslam’ın ölçüleriydi. Hedefleri ümmetin dirliği, özgürlüğü, bağımsızlığıydı. Turan, Kızıl Elma, Nizam-ı Âlem… İsimler değişse de öz birdi: Allah’a bağlılık. Kur’an’sız bir yol onlar için yol değil, tuzaktı. Allah’sız bir hedef onlar için menzil değil, şeytani bir oyundu. Akıncı, Allah’ın askeriydi; İslam dışı düzenlerin yanaşması olamazdı.

Akıncı, Hz. Muhammed’in örnekliğinde İslam medeniyetinin işçisi, ustası ve mimarıydı. O, yaşayan bir Kur’an olma yolunda yürüyordu. İslam’ı zamana ve mekâna nakşetmek, yeniden inşa etmek onun kutsal görevi idi.

Hareketsiz su kokar; hareketsiz toplum çürür. Akıncı, imanıyla ve eylemiyle hareketin timsaliydi. Tembel, korkak, gayesiz insanlardan akıncı çıkmazdı. O, karınca misali hareketin bereketini bilirdi; duran filin değil, yürüyen karıncanın iş başardığını görürdü.

Akıncıların misyonu yalnızca bir ülkenin değil; Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Afrika’dan Asya’ya bütün İslam coğrafyasının yükünü taşımaktı. Onlar adsız kahramanlardı. Mücadeleleri yalnızca kılıçla değil; kitapla, kalemle, kelamla da veriliyordu. Küfre, emperyalizme, sömürüye karşı Hakk’ın safında duruyorlardı. Nemrud’a karşı İbrahim, Firavun’a karşı Musa, cahiliyeye karşı Muhammed gibi…

Akıncı olmak, bir mum gibi yanarak çevresini aydınlatmaktır. O, şöhret için değil, Allah için savaşır. Bedelini malıyla, canıyla öder; ölse bile dirilişe inanır. Akıncı olmak ve akıncı kalmak, Allah yolunda olmak, özgürlük mücadelesi uğruna meşakkatli bir yolda yürümektir.

Yorum yap

Ayrıca Bakınız

1. Din Görevliliğinin “Memuriyet” Algısına Dönüşmesi

1. Din Görevliliğinin “Memuriyet” Algısına Dönüşmesi

Hayri Eleştiri: Metin, 144 bin din görevlisinin varlığına rağmen toplumsal maneviyatın gerilemesini, görevlilerin işi sadece …

DERGİDEKİ DİĞER YAZILAR



Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir