- GİRİŞ28.08.2026 09:12
- GÜNCELLEME28.08.2026 09:12
Kutsallık, sıradan olanın ötesine geçen, üstün bir güce veya maneviyata atfedilen ve derin bir saygı uyandıran dokunulmazlık ve yücelik durumunda olan kişi, rejim, sistem, düzen ve varlığa atfedilir.
Bu kavram; din, felsefe ve sosyoloji gibi farklı bilim alanlarında çeşitli şekillerde ele alınarak çeşitli biçimlerde yorumlanır. Dinin, rejimin sistemin, düzenin, ülkenin, ayların, günlerin kutsalları gibi birçok alan da birçok kişiye de kutsallık atfedilir.
Kutsal olan dokunulmazdır. Ona saygı duyulmak zorundadır.
Tanrısal Bağlantı olarak: İlahi olanla (Tanrı, yaratıcı güç) doğrudan ilişkili, O’na adanmış kişi, yer, nesne veya metinleri ifade eder genellikle.
Günahtan, dünyevi kötülüklerden arınmış olma ve takdis edilme durumu ahlaki saf ve temizlik olarak da nitelendirilir.
Kutsal olan; toplumların uğruna can verebilecekleri, bozulmasına veya çiğnenmesine asla müsaade etmedikleri en temel ilkeler ve sembollerdir. Din, namus, özgürlük ve bağımsızlık, vatan, bayrak, adalet gibi değerlerin toplumsal vicdanda kutsal sayılması gibi.
Émile Durkheim kutsalı; günlük, sıradan ve dünyevi olan şeylerden kesin bir çizgiyle ayrılan, kendine özel kuralları, yasakları ve ritüelleri olan alanlar diye tarif ederek batı medeniyetinin kutsal’ a bakışını özetler. Durkheim’ a göre din sadece öbür dünyaya aittir. Bu dünya ve dünya ile ilişkilendirilmez.
Laiklik düşüncesi ve felsefesi de aynı şekilde değerlendirir. Dini, insanın dünya hayatından silerek öte dünyaya ait bir inanış olarak görür. Devlet ve insan ilişkisine dini karıştırmaz. Sekuler-laik anlayışa göre dine; ‘’ Gökten indiği sanılan doğmalar‘’ gözüyle bakılır. ( ‘’ Mustafa Kemal’ in 1 Kasım 1937 tarihindeki TBMM açılış konuşmasında geçen “gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” ifadesiyle Kur’an-ı Kerim dahil tüm ilahi/kutsal kitaplar kastedilmektedir.) Böylece, Laiklikte kutsallaştırılmış ve dini bir motif olmuş oluyor. İlahi bir dine karşı çıkılırken, insanın kendine suni bir kutsal icat etmesi yeni bir din bulması anlamına gelir.
Kutsal atfedilen şeye dokunulmaz. M. Kemal hakkında anayasada var olan koruma kanunu da paradigma’nın başka bir kutsalıdır. Buna sahte Mehdi ve peygamberleri, ebedi şefleri ve diktatörleri de ekleyebilirsiniz. Kutsal bir nevi put ve putperestliktir sıradan amaçlar için kullanılamaz.
Her toplumda kutsal veya mukaddes, güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken kabul görmüş; bozulmaması, dokunulmaması gereken ve üstüne titrenilen değerlerdir. Yoksa kutsal olmayanla kutsal olan arasında bir fark olmaz.
Kutsal, felsefe de Tanrı’ya adanmış olan, tanrısal olandır. Kişilerin manevi yönden değer verdiği, koruduğu; dinî görüş ve inançlardan oluşmaktadır.
İslam’da kutsallık (kutsiyet), varlıkların, mekânların, zamanların veya kavramların Allah tarafından seçilip dokunulmaz, saygıdeğer ve yüce kılınması olarak tarif edilir. Kutsallığın kaynağı bizzat Allah’tır, hiçbir şey kendiliğinden kutsal olamaz ve değildir. Yalnızca Allah ile ilgili veya O’nun emrine adanmış olan şeyler mukaddes kabul edilir.
İnsan, tarih boyu ve zamanımızda birçok kutsallar üreten, ürettiği esere tapan, hatta acıkınca onu yiyen, onun üzerinden para kazanan, bir yere tırmanmak için onu mayın eşeği gibi veya merdiven olarak kullanan karmaşık bir varlıktır.
Laiklik anlayışında eserinin sanatkârı olan insan, aynı zamanda onun esiri olur.
Vahiyden kopup dünyevileşen, dünyevileştikçe azgınlaşan, yozlaşan, insan olma vasıflarından uzaklaşan insan, kendi putunu yapıp onu kutsallaştıran insan, sömürü ve kölelik sistemi olan paradigmasını insanlığın yolu üzerine oturup kalkmayan Hindu’nun mukaddes öküzü haline getirir.
Beni İsrail’in Tur dağında, Hz. Musa’nın Allah ile konuştuğu ve 10 emri aldığı bir zamanda altından buzağı yapıp onu kutsallaştırarak ona tapınan o alık insandır.
Değişim ve yabancılaşmanın soslanması için kutsallık her zaman öne çıkarılır. İnancı olmayan insanların çağdaş kutsalları vardır. Lenin, Stalin, Mao, Hitler ve İslam ülkelerindeki emperyalizmin kuklası sahte kahramanlar gibi.
Paradigma, sistemi, düzeni, olayları, dünyayı ve gerçekliği anlamlandırmak için kullanılan temel bir bakış açısı olarak, zihinsel model veya ortak kabul gören, gösterilmek istenen bir düşünce kalıbıdır. Bu düşünce kalıbının kahramanları o sistemin veya düzenin dört yol ve kavşaklarını tıkayan kutsal öküzlerdir. Gerçekler meydana çıkınca bunlar, maske altında eriyen makyajlar gibi olurlar.
Sistem ve sistematik özden kopma ve yabancılaşma değerler dizisi denilen suni oluşum ve yapılanmaların ana omurgasını oluşturur.
Tüm beşeri sistemler, Allah ile insan arasında engel teşkil eden kölelik bağları ve sömürge tezgâhlarıdır. İnsan, paradigmanın bu örümcek ağından ve tuzağında ancak Allaha teslim olmak ve onun yolunda olmakla kurtulur.
Faniye dayanan ve güvenen fani olur, Baki’ye inanan ve dayanan ebedi kalır.
Arif Altunbaş, Haber 7
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı