Bir milletin zihinsel işgali, o toplum bireylerinin kendi din, dil, tarih, kültür ve inanç değerlerinin yabancı bir gücün işgali ile başlar. Sonra peşinden siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel bir işgal gelir.
Toplumda meydana getirilen algı operasyonlarının değişim dönüşüm veya adına devrim dedikleri yozlaşma, yabancılaşma operasyonlarından sonra zihinlerde oluşturulan yalan yanlış bilgilerin sorgulamaları veya reddiyeleriyle devam eder.
Bu olgu daha çok, devlet eliyle dayatılan bir yaşam tarzını ve düşünce yapısını hayata hâkim kılmakla ortaya çıkar. Bu durum, fiziksel zorlama ve insani sınırların ötesine geçen psikolojik ve kültürel bir baskı ve zorbalığın dönüşür.
Zihinsel işgalin toplum üzerindeki etkileri kuşaktan kuşağa ağırlaşarak bir istila sistem ve rejimine dönüşür. Halkın istek ve iradesi dışında gelişen baskılar ve zorbalıklar, o toplumun bağrında dini, ahlaki, kültürel, sosyal ağır yaralar açar.
Bir toplumu millet yapan değerler yara aldıkça o toplum kendi özünden ve kendini millet yapan değerlerden uzaklaşır. Uzaklaştıkça yozlaşır ve kendi gerçeklerine yabancılaşır. Yabancılaştıkça düşmanlarının kuklası ve oyuncağı haline gelir.
Öz güven yaşayan bir toplum kendi kökleri ve değerlerinden, tarih ve coğrafyasından, ahlak ve maneviyatından utanması, kendini millet yapan değerleri; ‘’yetersiz bulması veya gericilik olarak nitelendirmesi’’ gibi bir gaflet, dalalet çukuruna düşer. Bu, bir medeniyet ve kültürün içten karartılması ve ihanete uğramasıdır.
Vatandaşların tarihe, olaylara ve dünyaya kendi milli veya manevi değerler penceresinden değil de, işgalci güçlerin plan, program ve çıkarları doğrultusundaki algı operasyonları penceresinden bakması olağan hale gelir.
Din, dil, sanat, edebiyat, ahlak, vicdan, giyim ve tüketim alışkanlıkları gibi günlük hayat tarzı ve kültürel unsurların başka toplumların etkisinde kalarak özgünlüğünü kaybetmesiyle toplum kendine yabancılaşmakla karşı karşıya kalır
Bir toplumun kendi geçmişinden ve medeniyet birikiminden kopuşu onun unutturulmasına yönelik tarihi bir kopuş başlatır. Bu süreç toplum içinde, genellikle eğitim, öğretim, dini yozlaşma, medya, teknoloji, popüler kültür ve eğitim yoluyla sinsice bir hastalık gibi yavaş yavaş ilerler ve o bünyeyi teslim alır.
Bir zaman sonra o toplum, zihinsel işgale uğramış olarak, kendi özgürlük ve bağımsızlığını, din ve ahlakını, fiziksel olarak korusa bile kendi iradesiyle hareket edemez hale gelir ve düşmanlarının kuklası olarak kullanılır.
Netice olarak; Türkiye’nin batılılaşma süreci içindeki zihinsel evrimi, başka bir deyişle işgali ile geçirdiği değişiklik ve dönüşümün bugünün ülke ve milletin temel düşünce ve ahlaki sorunlarının ana kaynağını oluşturduğunu görürüz.
Türkiye’de eğer; ahlaki, hukuki, tarihi, sosyal ve kültürel değerler değer kaybetti ve yerine tamda doğruların zıttı olan ve bünyemize yabancı ölçüler değer haline geldi ise, bunu sebebi İslam Medeniyet ve Kültürü düşmanı olan Batı Medeniyetinin Haçlı saldırılarının bir uzantısı olan zihinsel işgal ve istilasıdır.
Buna sebep olan siyasi irade ve ideolojik sapkınlık, buna bağlı ve bağımlı olan devlet despotizmi, çarpık bir sistemin ürettiği yozlaşmış ve yabancılaşmış insan, sömürge tipi eğitim sistemi, bozulmuş ahlak, rayından çıkmış hukuk ve adalet sistemi ile milletimizin özüne, milli, yerli değerleri ve duruşuna ters düşen yaşam tarzı ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ‘’işgal, 1453 te başlamıştır’’ diyen yerli münafıklar, gavur sistem ve yönetimlerine tutsak olan gayri meşru çocukların eseridir.
Bir ülkedeki zihinsel işgal bir ülkenin işgal edilmesinden daha tehlikeli ve kalıcıdır. Zihni işgale uğramış/uğratılmış bir toplumun özgürlük ve bağımsızlık gibi bir derdi ve hassasiyeti olmaz.
İnsan düşünen ve üreten bir varlıktır. Zihni işgale uğramış veya uğratılmışsa kendi topraklarında ücretsiz kölelerden bir farkı olmaz. Onlar olsa olsa, güce tapınan kişi ve devletlerin, emperyalist güçlerin şamar oğlanı ve kuklası olmaktan başka bir işe yaramaz.
Türkiye ve İslam coğrafyası bugün çok ciddi zihinsel bir işgal ve onun neticesi olarak önemli bir medeniyet krizi yaşamaktadır. Bu işgal ancak, yeniden -ne pahasına olursa olsun- Kur’an ve sünnete dönmek, onun çizgisinde yürümek, o yol ve istikamette mücadele etmekle olacaktır.
Orada burada millet ve devletin beka meselesi sorununu dile getiren siyasiler, düşünürler ve kalemler; dikkat edin, asıl beka meselemiz zihnin işgali ve istila meselesidir. İşgale uğrayan bir ülkenin bizdeki gibi birçok ürkek, korkak satılmış sözde aydınları olur. O ülkenin geleceğini karartan o kuklalar ve sahte kahramanlardır
He zaman ve zeminde Allah’ın iradesi, O’nun hüküm ve kanunları zamana ve mekâna hakim olmasını öğütler ve emreder. Her türlü işgal ve istilalara karşı mücadele edip savaşanlar, o ülkedeki özgürlük ve barış savaşçısı Allah’ın askerleridir.
Allah’ın askerleri her zaman galip gelir ve gelecektir de.
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı