Müslümanlarin devletinde kural şudur:
Devlet, dini ahaliden daha iyi bilmelidir.
Bilmeli derken tabii ki öğretmesi de istenmektedir.
Bilmezse ve öğretmezse eğer, halktan birileri bu boşluğu doldurur ve devletin altını oyar.
Eski Türkiye böyle idi ve halktan birilerinin haklılık payları vardı.
Ama şimdiki Türkiye’de öyle değil… O halktan birileri evet dikkatli olmalı ve devleti denetlemeli ve eksik ve uygunsuz durumlarda devleti uyarmalı ancak kendisi, artık, devlet yerine hiçbir şekilde geçmeye kalkmamalidir.
Çünkü bu devlet şerik kabul etmez ve devlete şerik olunmaz.
İslam’ın tüm temel kitapları alimleri neredeyse kutsal sayar ama âlim kişi halka değil devlete konuşan kişidir.
Halktan kendisine ahali devşirmeye kalkan kişinin alımligi hem yoktur hem de bu onun için asla düşünülmez.
En basit islami bilgiye ilmihal bilgisi denir. İlmihal de halin bilgisidir. Hali okuyamayan kişinin ilmi yoktur ve o kişi ilmihale muhtaçtır.
Bu muhtaç kişilerin müslümanlar arasında alim diye itibar görmeleri gerçekten korkunç bir şeydir.
Kural: Hocalar halka, alimler, alimlere ve devlete konuşmalı. Alim eğer halka konuşursa, halk bunu anlamaz, anlayan da yanlış anlar ve karşı gelir. Böylece ilmin ve âlimin de değeri düşer.
Bu kural hem Nizamülmülk “Siyasetname” kitabında hem de islamın ahlak felsefesinin temel kitaplarından sayılan “Ahlâk ı adudiye” Kitabının serhlerinde geçer.
İlmin yerde sürünmesinin bir başka şekli de âlim olmayan kişinin âlim diye itibar görmesidir.
Türkiye’de maalesef böyle bir süreç yaşanıyor.
Halktan itibar arayan kişilere âlim, bu itibar soyguncularına âlim diye itibar eden ahalinin karşılıklı cehalet paylaşımları var ve buna da İslamlaşma deniliyor.
İslâm olmaya kalksalar nasıl İslâm olacakları belli olmayan bir düzen.
Maalesef islami hayat diye böyle bir cehalet pazarı var.
Meseleyi böyle anlayalım.
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı