İnsan dara düştüğünde, çıkmaza girdiğinde ve kendince her şeyin olumsuz olduğunu düşündüğünde umuda sarılır. Bütün varlık için durum böyledir. Peki, kim umut olacak? İnsan kimden umutlanacak? Zordayım diye yılana mı sarılacak?
Hayatın akışı içerisinde insanın hayatında iz bırakan nice hâller vardır. İlk öğrenmeye başladığı günden itibaren, yeri geldikçe hatırladığı veya hiç unutmadığı sözler, davranışlar ve çağrılar vardır. Kendi iradesiyle yaptıklarına bakar; üzüldüğü ve sevindiği hatıralarını görür. Başkaları üzerindeki etkilerine bakar; kimi zaman sevinir, kimi zaman üzülür. Herkesin kendine göre bir hikâyesi vardır ve o hikâye devam eder.
Akıl danışan, akıl veren; yol soran, yol gösteren insanların arasında hayat akıp gider. İnsan sadece kendisi için yaşamaz; başka hayatları da etkiler.
Her insan kendi ömrünü yaşar ve tamamlar. Ancak ömründen başkalarına da pay ayırır. Sevgisinden, emeğinden ve zamanından paylaşır. Gün gelir, canından bile pay verir. İnsana yakışan; iyilik için emek verenleri, kazanımlarıyla topluma katkı sağlayanları unutmamak; rahatını bozup sorumluluk bilinciyle paylaşanların emeğine saygı göstermek, onları dualarda anmak ve vefayı elden bırakmamaktır.
İnsani ilişkilerde bilerek veya bilmeyerek nice haklar birbirine karışır. Kimin hakkının kimde olduğu her zaman bilinmeyebilir. Bundan dolayı helalleşmek çok kıymetlidir.
Haksızlık eden, zulmüyle kaybeden taraftır. Adil olan ise rahmetiyle kazanandır. Bizim şahit olduklarımız gibi bize şahit olanların da dönüp baktıklarında iyiliğimize tanıklık etmeleri kıymetlidir. Kimsenin bedduasında olmak istemeyen kişi, dualara konu olacak güzel ilişkiler kurmalıdır.
Toplumların öğrenme, öğretme ve olgunlaşma süreçlerini etkileyen birçok sebep sayılabilir. İnsanlara umut olanların, onları utandırmadan hayatlarına kattıkları değerler çok kıymetlidir. Hem maddi hem de manevi anlamda insanlara katkı sağlayacak olanların öncelikle utandırmadan umut olmaları gerekir. Bir bilgiyi aktarırken kullanılan kelimeler, sergilenen beden dili ve ses tonu önemlidir. Öncelikle sözün gücünü kullanmak, kullanılan dili de şefkatle donatmak gerekir.
Kur’an-ı Kerim, bahsettiği en azılı figürlerden biri olarak Firavun’u ve onun çevresindekileri örnek verir. Hz. Musa’ya görev verilerek Firavun’a gönderildiğinde çok önemli bir uyarıda bulunulur: “Ona yumuşak söz söyleyin; olur ki öğüt alır veya saygı duyar.” (Tâhâ, 20/44)
Önce umut için Allah’ın murat ettiği hayra yönelmek, sonra da Allah’ın muradına razı olmak gerekir. Âlim olan yalnızca Allah’tır. Kul ise Âlim olanın ilmine şahitlik eder. İnsan ne öğrenmiş ve ne görmüşse, bunların tamamı onun şahitliğini güçlendirir.
Bilginin kimde, ne kadar ve hangi şekilde bulunduğu bilinmez. Bir arayış, bir çobanın sözünde karşılık bulabilir. Başka bir arayış, bir dilsizin sükûtunda anlam kazanabilir. İnsan, umut olmak istediği kişilere her daim kendisinin de muhtaç olabileceğini bilmelidir.
“Benim sayemde…” diyerek söze başlayıp çaresiz insanları küçümsemek ve utandırmak insani değildir. İnsani olan, utandırmadan umut olmaktır. Bütün varlığa merhamet nazarıyla bakan müminler, insanları utandırmaktan hayâ ederler.
Bir zamanlar, dereden karşıya geçmek için suların azalmasını bekleyen bir fare varmış. Ormanda dolaşan bir köylüye rastlamış ve ona: “Beni sırtında karşıya geçirir misin? Orada yavrularım var.” demiş. Köylü onu heybesine koyup karşıya geçirmiş. Hikâye bu ya, fare: “Sağ ol, ben de bir gün sana faydalı olurum.” demiş. Köylü gülerek: “Senin bana ne faydan olabilir ki? Gücün ne, kudretin ne?” diyerek evine gitmiş.
Gel zaman git zaman, köylünün evinde küçük bir yangın çıkmış. Telaşla kapıyı açmaya çalışırken anahtar, elin ulaşamayacağı dar bir deliğe düşmüş. Durumu gören fare koşup gelmiş ve anahtarı düştüğü yerden çıkararak köylüye vermiş.
Köylü yangını büyümeden söndürmüş ve yanındaki fareye teşekkür etmiş. O zaman anlamış ki her can, başka bir cana muhtaç olabilir.
Başkasına umut olmak, aslında insanın kendisine yaptığı bir yatırımdır. İyilik adına umut olanların en önemli ölçüsü, insanları utandırmamak olmalıdır. Bir şey öğretmeyi ve göstermeyi kıymetli kılan, içinde rahmeti taşımasıdır.
Okunan bir kitap, dinlenen bir sohbet, yapılan bir sunum ve edilen bir muhabbet; daima hayra olan umudu beslemelidir. Bu yaşlara gelinceye kadar hiçbir dünyevi beklentisi olmadan sadece güzel yanlarımızı büyüten güzel insanlara şahit olduk. Bizim de şahitliklerimiz, insanların güzel yanlarını büyütsün.
Evde anne baba, camide imam, okulda öğretmen, yönetimde idareci, sokakta arkadaş, yolda yoldaş… Kim kiminle muhatapsa, utandırmadan umut olmalıdır.
Batağa düşmüş bir insanı önce oradan çıkarmak gerekir. Sonra tedavisi, teşhisine göre yapılmalıdır. Sosyal hayatın en önemli dayanağı olan vahiy bilgisinde, İslam ile buluşmamış iradelere ulaşabilecek temsil gücüne sahip olanların; bağırıp çağırarak değil, nezaket ve zarafetle davette bulunmaları gerekir.
Uhud Gazvesi’nde en zor anların yaşandığı bir ortamda, umut olmanın ne demek olduğunu Resûlullah (sav) üzerinden öğreniyoruz: “Sen onlara sırf Allah’ın rahmeti sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet, onlar için bağışlanma dile, iş konusunda onlarla istişare et. Karar verdiğinde de Allah’a güven. Şüphesiz Allah, kendisine güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159)
Birilerine özellikle fayda sağlamak isteyen kişi, muhatabını incitmeden ikna edecek ölçüyü kullanmalıdır. Ölçüsü olmayan her şey gibi, ölçüsüz fayda sağlama çabaları da hem emeği hem de muhatabı ziyan eder.
Umut arayan kişi, bulunduğu ortamda açan gülleri koparmamalıdır. Kendisine uzanan her hayırlı imkânı değerlendirmelidir. İnsanlara hakikati anlatan nice elçiler gelmiş; fakat buna rağmen bazı insanlar hâlâ onlara itiraz etmiştir. Oysa ellerinde iyilikle insanlığa umut taşıyan nice yiğitler vardır.
Bulunduğu yeri iyiliğin bağına dönüştürenlerin hatırlanması hayırlıdır. Suya kuzunun da kurdun da ihtiyacı vardır. İyilik bağının suyu da güneşi de toprağı da yağmuru da Allah’a aittir. İnsan ise sadece oradan geçen bir yolcudur.
İyilik bağlarında umut olan nice yolcular gelip geçmiştir. Önceden gelenlerin sonradan gelenlere umut olduğu ne güzel örnekler vardır. En güzel umut önderleri ise resullerdir. Umudunu vahiy ile besleyen ve ufkunda rahmeti taşıyan insanların yaşadığı toplumlarda bulunmak ne güzeldir.
Birbirini utandırmadan öğreten ve eğiten insanların meclisleri güzeldir. Kalbin ferahladığı, yükün hafiflediği, “Elhamdülillah, iyi ki buradayım.” denilen meclisler güzeldir. Kıymeti, kıymetli yerlerde arayan insanlar güzeldir.
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı