İnsan bazen, her zaman yediği veya içtiği bir şeyi farklı bir mekânda ve zamanda tükettiğinde, “Bu ne güzel olmuş, sebebi nedir?” diye sorar. Suyundan, havasından, bulunduğu ortamdan dolayı yenilen şeyin değerini nereden aldığı anlaşılır.
Aynı tohum başka bir toprakta, aynı fidan başka bir ormanda, aynı su başka bir gözede kendi değeriyle ortaya çıkar. Değerin artması, azalması veya korunması, bulunduğu durumu destekleyen değerlerle yakından ilişkilidir.
İnsanların değer algılarını etkileyen sosyal ilişkilerde, farklı beklentilere göre kıymetlendirmeler yapılır. Herkesin değeri, ne aradığıyla yakından ilişkilidir. Kimisi parasıyla, kimisi makamıyla, kimisi de kalabalığıyla değerli kabul edilir. Müminlerin ise birbirlerine verdikleri değerin imanla yakından ilişkisi vardır.
Dünyalıkların değer algısının süresi, ömürleri kadardır. En kıymetli eşya hurdaya çıkar. En güzel göz toprağa düşer. En heybetli beden çürür. En güçlü kişi aciz kalır. Vazgeçilmezlerin yerini başka şeyler alır.
Müslümanların, hayata dair bütün durumlarını ibadete dönüştürme sorumluluğu vardır. Akla gelebilecek her şeyin Allah rızasına uygunluğu esastır. Bundan dolayı her mümin, kararlarını alırken veya kararlara uyarken mihenk taşı olarak Allah’ın emirlerini kullanır.
Yaşarken rehber edindiği ayetler sayesinde onurunu koruyabilmenin yolunu bilir. Allah’ın yarattığı, bilinen veya bilinmeyen ne varsa hepsi değerlidir. İnsan, bu değerlerin eşliğinde kendi değerini korumakla sorumludur.
Arifin birine sormuşlar:
“Senin bu şekilde mallarını hep hayra harcamanın sebebi nedir? Kazandığının ihtiyaçtan fazlasını infak ediyorsun. Bizler kazandıkça birikimlerimizi çoğaltmaya, rahatlığımızı artırmaya daha çok önem veriyoruz. Biz babalarımızdan daha zengin olduk. Siz ise hâlâ asgari geçim şartlarını tercih ediyorsunuz.”
Arif, dikkatle öğrenmek isteyenlerin sorusunu dinledikten sonra söze şu ayetle başladı:
“Ey iman edenler! İçerisinde alışveriş, dostluk ve şefaatin olmadığı gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara, 2/254)
Ayetin ardından soru soranlara Allah’a teslimiyeti temsil ederek şöyle dedi:
“Allah’ın rızasını kazanmak için malımı O’nun katında, ölüm ve sonrasına biriktiriyorum. Şimdi bana söyleyin kim Allah’tan daha çok kazandırabilir?”
Arifin dediği gibi, bir şeyin değerini en iyi Allah takdir eder. Allah’ın kullarının yaptıklarına ölçü olarak koyduğu değer terazisi takvadır. Takva, yapılan herhangi bir işin iç yüzünü temsil eder. Biriktirmeyi imanın kitabı Kur’an-ı Kerim’den öğrenenlerin, “Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.” (Bakara, 2/197) ayetiyle dünyaya bakışları ve kıymet ölçüleri daima diridir.
Takvanın en belirgin ifadesi, olumsuzluklardan korunmak için sorumluluk bilincini hissetme hâlidir. Allah’tan korkmak olarak tanımlanması da Allah’ın rahmetini kaybetme ve azabına uğrama korkusundandır.
Korkutmak, niyete göre kıymetli bir uyarıdır. Elektrik akımına kapılmamak için asılan uyarıları düşünelim. Trafikte hız sınırlarını, dönemeçleri, uçurumları veya başka tehlikeleri haber veren levhaları düşünelim. Her biri korumak için yapılmış bir uyarıdır.
Hayat yolculuğunda korunmak için ayetlerin uyarısına ne kadar çok ihtiyaç olduğunu aklıselim bilir. Allah, kullarını sadece yaratmakla değerli kılmamıştır. Aynı zamanda değerli kalmaları için ayetlerini hem sayfalarda hem de sahalarda ikram etmiştir.
Yaratılışının amacını, yaratan Allah’a kulluk olarak bilen müminlerin işleri de hep takva ölçüsüyle şekillenir ve karşılık bulur. En belirgin ibadetlerden biri olan kurbanla ilgili ayetlerde yüce Allah, takvanın ne olduğunu ve neye razı olduğunu hatırlatır:
“Bu hayvanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et.” (Hac, 22/37)
Ayet-i kerimede geçen “velâkin yenâluhu’t-takvâ minkum” ifadesi, kulluk adına yapılan her davranışın Allah’a ulaşan değerli yönünü ifade eder.
Her ibadetin bir şekli vardır, tıpkı kurbanlık hayvanın şekli gibi. Namazın, orucun, haccın, zekâtın da şekil yönü vardır. Namazın kıyamı, rükûsu, secdesi, selamı, kıraati ve tahiyyatı tam nizami olsa bile bu, tek başına onun değerli olmasına yetmez. O duruşları değerli kılan, niçin yapıldığıdır. Haccı değerli kılan, Beytullah’ın etrafında toplanıp dönmek değildir; niçin ve kimin etrafında döndüğünü bilmektir. Maldan infak edilen miktarın önemi yoktur; önemli olan niçin infak edildiğidir.
Her ibadetin içini dolduran, “Niçin ve neden yapıldığı” sorusuna “Allah için” diye cevap veren kalbin sadakatidir. Şekil önemsiz değildir. Her ibadetin şekil yönü, o ibadetin şiarıdır. Karpuz kabuğundan, su sesinden tanınır. Aranan ne kabuktur ne de ses; asıl aranan, sesin ve kabuğun taşıdığı faydadır. Şiara uygun davranış geliştirmek takvadır. Günün beş vaktinde müminlerin kıldığı namazın takvaya yansıması, kişiyi fuhşiyattan ve kötülüklerden uzaklaştırmasıdır. Bu durum, müminlerin ibadetlerinden sonra yaptıkları dualara “Allah’ım, ibadetlerimizi kabul buyur.” teslimiyetiyle yansır.
İnsanın fıtratına uygun kulluk şekli doğallığıdır. Bir müminden kimse kötülük beklemez; çünkü bu, onun doğallığına aykırıdır. Müminin yanında olanın malı, canı ve namusu emniyettedir. Bunun ölçüsü de Allah’ın bildirdiğine ekleme veya çıkarma yapmadan uymaktır. Gıdaların değeri doğallıklarını korudukları ölçüde artıyorsa, ibadetlerin değerini koruyacak olan da takvadır.
Hayatın bütün alanlarında yapılan her işte, işi de sonucu da değerli kılan takvadır. Allah’a teslimiyeti olmayan kalbin, kan pompaladığı bedenin yaptıkları sadece şekilden ibarettir. Bütün şekiller, mezarlıklarda görüldüğü gibi geçicidir. Asıl olan, sorumluluk bilinciyle hareket etmektir. Bütün kulluk, “Velâkin yenâluhu’t-takvâ minkum / O’na ulaşan sizin takvanızdır.” ifadesi altında toplanmalıdır.
İnsanın dünyaya dair bütün şekilleri öldüğünde dünyada kalır. İnsanın Allah’a ulaşan yanı, kalbinin tanıklığıdır. Takva kalbin amelidir. Kişinin ruhuna eşlik eder. Kulluğu değerli kılan takva, altının değeri olan ayarı gibidir. Her insan aynı ayarda kulluk edemese bile, takvasının dokunduğu her ameliyle değerli olarak yaşar. Değeri korunmayan paslanır. Dışarıda demir çürüyüp giderken, doğru temelde nice binaları yükseltir.
Allah’ın katında yükselen değer olmak için ilahî çağrı bütün insanlığadır:
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 49/13)
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı