Din, güzel ahlaktır. Hz. Muhammed (sav) “Ben, güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilmiş bir peygamberim” der. Güzel ahlak; insanın kendisi için istediğini başkası için de istemesi ve kendisi için istemediğini başkaları için de istememesidir İslam. “Müslüman, eliyle ve diliyle kimseye zarar vermeyen insandır.” Bu anlayış ve hayat tarzı içinde yaşayan insanlar ve toplumlar, İslami şahsiyetler ve İslami toplumlardır.
Onlar dünyayı bu anlayışla yaşar, düşünür, üretir, inşa ve ihya etmeye çalışırlar. İslam’a uyanlar ve ona göre hareket edenler bana göre özgürdür, bağımsızdır. İslam’ın ölçü ve kurallarına uyan bir hayatı tercih edenler, her türlü haksızlığa, adaletsizliğe ve ahlaksızlığa; yani insan onuruna yakışmayan her eylem ve söyleme karşı çıkmayı, gerekirse insanlık dışı tüm eylem ve söyleme karşı mücadele ederler.
Haksızlık, hukuksuzluk, sömürü ve emperyalizm gibi inkâr ve tuğyanın şubeleri İslam toplumunun hayatında olmaması gereken hususlardır. Müslüman; inancının, adaletin, barışın ve huzurun tarafında olmak zorundadır. İman ile küfür arasında yol aramak ise inkârcılığın bir başka şubesidir. “(İmanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” ( Nisa Suresi 150.)
Bana sorulan soru şu:
“Neden bütün İslam ülkeleri bağımsız değil, özgür değil, neden sömürge durumundalar? Yoksa İslam’ın teorisi ile uygulaması arasında fark mı var? Yoksa sen teorideki İslam’dan mı söz ediyorsun? Yani Kitaptan ve Asr-ı Saadet’ten mi?”
İnsanlık vahyin yolundan ayrılıp inkâr ve tuğyanın bataklıklarına saplandıkça Allah, yeryüzüne insanlığı aydınlatıcı ve hidayet rehberi olarak peygamberlerini göndermiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed de son kurtarıcı ve hidayet rehberi olarak tüm insanlığa gönderilir.
Allah cc âlemlerin Rabbi, Hz. Muhammed (sav) ise O’nun elçisi ve âlemlerin peygamberidir. Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe attığı, Firavun’un Hz. Musa’yı ana rahminde öldürmeye çalıştığı, Romalıların Hz. İsa’yı çarmıha germek istediği dönemlerden sonra; kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, kadınların ticari bir mal gibi görüldüğü, insanların Allah’ın varlığını bilmesine rağmen kendi yaptıkları putları O’na ortak kabul ettiği karanlık bir çağda Allah, Hz. Muhammed vasıtasıyla insanlığa Kur’an’ı göndermiştir. İnsanın nasıl, neye göre inanacağı ve hareket edeceğini elçisi vasıtasıyla öğretmiştir.
Kur’an’a inanan ve onu hayat nizamı olarak kabul edenlere Müslüman, bu inanç veya dinin adına da ise İslam denilmiştir. İslam olmak; Allah’a iman etmek, O’nun emir ve yasaklarına uymak, onun emir ve yasaklarıyla çerçevelediği bir dünyada barış ve esenlik içinde yaşamak demektir. Dinî terim olarak ise, kişinin kendi iradesiyle Allah’ın emir ve yasaklarını kabul etmesi, Hz. Muhammed’in getirdiklerini (DİNİ- İSLAMI) benimsemesi ve bu doğrultuda yaşam sürmesidir. Bu hayat tarzı Asr-ı Saadet dediğimiz zaman içinde yaşanmış, daha sonra kendi yaptıklarından dolayı cennetten kovulan Âdem ve eşinden türeyen insanlık atalarının yolunu izleyip kendilerine gösterilen cenneti kaybetmişlerdir. Biz İslam, İslam toplumu demekle bu kaybettiğimiz yitik cennetten bahsediyoruz.
Müslümanım diyen insanlar bu imanı ve idraki kaybettikleri için Türkiye dâhil “İslam ülkeleri” denilen coğrafyalarda, İslam karşıtı güçlerin baskısı ve otoritesi altında kendi vatanlarında azınlık ve yabancı gibi muamele görüyor. Sömürge tipi demokrasilerin bahşettiği kadarcık özgürlükle avunup/avutulup duruyor.
Güneşin ışığına gözlerine kapayanlar karanlığa, peygamberin rehberliğine sırt çevirenler kendi yollarını kaybetmeye, kendi cehennemlerini yaşamaya mahkûm olurlar. Müslümanlar İslami değerleri bırakıp, İslam düşmanlarının yanlışları, yalanları ve yoldan çıkmış yollarının izini sürdükçe her gün biraz daha alçalıyor seviye kaybediyorlar. Kendi elleri ve iradeleriyle inşa ettikleri kendi zindanlarına doğru yol alıyorlar.
İnsanın en büyük rakibi ve en büyük düşmanı kendi nefsi ve kararlarıdır. Bu dünyada kim neyi ekerse onu biçiyor. Kim neye layık ise ona göre yaşıyor ve yönetilir. İslam dünyası denilen ülkelerin gayri İslami hali, içinde yaşadıkları rejimler, sistem ve düzenlerin, yönetim ve yöneticilerin, dolayısıyla o yöneticileri seçenlerin hali gibidir. Müslümanların hali, İslam ülkeleri diye adlandırılan İslam karşıtı ve düşmanı rejimlerle yönetiliyor. Yarı sömürge cumhuriyetler ve yalancı demokrasilerin çifte standartlı hormonlu hali neyse İslam ülkeleri dediğimiz devletlerin de hali odur. İnsanlar inandığı gibi yaşar, yaşadığı gibi yönetilir.
Ömer Hayyam’ ın ifadesi ile:
Bir elde şarap bir elde Kur’an
Ne tam kâfir olduk ne de Müslüman!
Onun için biz insanları lekesi ve defosu olmayan Allah’ın dini İslam’a, ona göre Müslüman olmaya ve yaşamaya çağırıyoruz. Bu bizim ne hipotezimiz ne de teorimiz. Eğer insanlar isterse, bu vahiy kültürü ve medeniyetini tekrar inşa edebiliriz, inancımız ve iddiamızdır. Ama, ‘’…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez’’ (Rad;11)
Bir toplum, istemediği ve hak etmediği halde Allah kimseyi ve hiçbir toplumu doğru yola iletmez.
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı