Bir binanın yapılışını düşünelim. Gereken malzemelerin en kalitelisini ve en dayanıklısını seçelim. Çakılı, kumu, demiri ve tuğlayı sahaya yığalım. Bir bina inşa etmek için tüm malzemeler hazır olsa da bunları doğru işleyecek, yerli yerinde kullanacak bir ustaya ve teknik ekibe ihtiyaç vardır. Bir yanda usta, diğer yanda malzemeler öylece durursa bir ev meydana gelmez. Bir yapının yükselmesi için gerekli hazırlıkların başında; doğru malzeme, doğru işlem sırası ve işi bilen ustanın emeği gelir.
Gerekli donanıma sahip olmayan, ancak “ustayım” diyen kişi, aynı malzemeyi ziyan eder. Sonuçta ne elde malzeme kalır ne de ortaya bir bina çıkar.
İnsan yavrusu, değerli donanımlarla insana emanet edilir. O bebekle ilgilenenler ve ondan sorumlu olanlar, yeterli donanıma sahip değilse bebek ziyan edilir. Merhamet dolu, iyilikte yarışan biri olacakken sadist ve kötülükte yarışan birine dönüşebilir. Bir bina için gereken özeni gösteren sorumlular, insanı yetiştirmek için aynı dikkati sergilemediklerinde; ortaya “insan görünümlü” ziyan olmuş, zalim nesiller çıkar.
İnsan, hem iyiliğe hem de kötülüğe yatkın donanımlarla yaratılır. Ardından bu donanımları işlevsel hâle getiren bilgi ve görgü ile tanışır. Tam bu noktada, kişinin tüm geleceğini etkileyecek olan iç dünyasının tutarlılığını kim, neye göre inşa edecektir? Hepimizin malumudur ki büyüklerimizi taklit ederek büyürüz. Bu taklidin kendi davranışlarımıza ve hayat tarzımıza ne denli etki ettiğini -ve etmeye devam ettiğini- bizzat görürüz.
Genetik aktarımlar dâhil, her insanın hayatı dış dünyanın girdileriyle şekillenmektedir. Yediği lokmadan giydiği giysiye kadar yaşamı etkileyen birçok unsur vardır. Evde çocuk eğitimi verecek ebeveynlerin bizzat eğitime muhtaç olmaları, “sorunlu nesil” meselesinin en büyük kaynağıdır. Kendi sorunlarını ıslah edemeyenler, konumları ne olursa olsun sorun üretmeye devam ederler. Gerek eğitimde gerek diğer alanlarda doğru bilgiyle yetişmiş rehberler yoksa doğru insanı yetiştiremezler.
En büyük yanılgılardan biri, mevcut eğitim düzenlerinin yeterli olduğunun sanılmasıdır. İnsanı var eden Allah’tan kopuk eğitimler, sadece insanlığın onurunu öğütür. İslam’ın vahiyle belirlediği ölçülerden uzak her eğitim modeli, insanı metalaştırır ve bireyleri birbiriyle dünyevileşme yarışına sokar. Bu durum çocuk yaşta farklı, yetişkinlikte farklı tezahür etse de günün sonunda; menfaatperest, yani sadece kendini önceleyen, hedefine dünya hesabını koyan ve görünür olmak için insan onuruna yakışmayan kişilikler oluşur.
İnsanın içindeki “kötülük üreten bataklığı” kurutmadan, dış dünyanın güzel bahçelere dönüşmesini bekleyemeyiz. Freni patlayan bir aracın yol açtığı zincirleme kazalar gibi, insan neslinin vahiyle bağı koptuktan sonra zincirleme ahlâki sorunlar kaçınılmazdır. İnsan, sahibinin Allah olduğunu unutunca yaratılış kodlarını yanlış düzenler. Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, dişlinin sırası bozulunca veya ateş kabından taşınca düzen bozulur. Geçici düzenlere etik kurallar koymak, insan donanımını korumaya yetmez. İnsanı en iyi ve en yakından tanıyan Allah’tır. Kendini Allah’ın yerine koyanların ürettiği hiçbir çaba yeterli olmayacaktır.
Genelde tüm insanlığın, özelde ise “iman ettim” iddiasında bulunanların, Allah’ın sorduğu şu soruya doğru cevap vermesi gerekir:
“Hiç yaratan bilmez mi?” (Mülk, 67/14)
“Bilir” diyerek bu soruya doğru cevap verenlerin şu hususları düşünmesi gerekir:
- Allah’ın bilmesi ne demektir?
- İnsan o bilgiden mahrum kalırsa ne olur?
- “Allah en iyisini bilir.” deyip de neslini Allah’ın bildirdiklerinden mahrum yetiştirenlerin yaptığı doğru mudur?
- Küçük dünya hesapları için birbiriyle yarışmayı ve derece yapmayı hayatın tek amacı gibi gören/gösteren çocuklara yazık değil mi?
- Vahyin korunaklı sahasından mahrum bırakılıp seküler anlayışın ürettiği alanlara mahkûm edilen nesle yazık değil mi?
“Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?” (Tin, 95/8)
İnsana ne oluyor da “en iyi bilen Allah’tır” dediği hâlde O’nun hükmünü küçümseyerek ayetlerin hikmetlerini görmezden gelen senaryolar üretiyor? Hayatın asıl amacını neslin elinden alıp “asıl amaç dünyevileşmektir” baskısını kuruyorlar.
Allah’sız bir düzen kurmak isteyen zalimler, her çağda Allah ile bağını koparanların yetiştirdiği nesiller üzerinden sorun ve kötülük üretmişlerdir. Bozulmuş vicdanlar, kendinden daha bozuk nesiller yetiştirir. Günümüz çocuklarını içine düştükleri bağımlılıklardan, hakikate düşmanlık eden, kötülük üreten gerçek ve sanal ortamlardan korumak için danışacağımız ilk makam Allah’ın ayetleridir. Üstünkörü bir yaklaşımla değil; “vahiysiz olmaz” diyecek bir şuurla her kademe sorumluluğunu yerine getirmelidir. O Allah ki hem fiziksel, hem de ruhsal yanımız için lazım olanı bize her daim ikram etmektedir.
“O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!” (İbrahim, 14/34)
Vahyin desteklemediği tüm sosyolojik varsayımlar çöker. Âlemin sahibini hesaba katmadan huzurlu bir dünya beklemek, sadece beyhude bir umuttur. Bu noktada müminlerin önceliği hem yetişen nesli, hem de yetiştirecek olan nesli vahyin ışığında eğitmek olmalıdır. Ahiret inancından uzak tüm çabalar, geçici dengeler kursa da kalıcı değildir.
Dünün, bugünün ve yarının sorunlarını çözecek bazı ilkeleri beraber düşünelim: Allah, sözünde ve işinde doğru olmayı, iyi olup iyilik üretmeyi ve bu iyiliği yaymayı ister. Öfkeli anımızda dahi merhametli ve adil olmayı, kötülüğü sadece seyretmeyi değil, onu engelleyecek çözümler üretmeyi öğretir. Paylaşmayı, helal ve temiz olana talip olmayı, dünyanın sadece istifade edilen geçici bir yer olduğunu ve asıl amacın “iyilerle beraber bulunulacak cennet” olduğunu hatırlatır. Kurulacak dostluklarda menfaat değil, Allah sevgisi esas alınmalıdır: “İnsan insana nimettir, her insan bir ayettir.” şuuruyla ilişkiler kurulmasını öğütler.
Bu hakikatlerden haberdar olmayanların şekillendirdiği nesillerden birbirine kin besleyen, birbirini katleden ve zulmeden “yetişkinler” çıkar. Allah ile bağını vahiy üzerinden kuramayanların kurguladığı her şey, bireysel ve toplumsal kara deliklere dönüşür. Yıkılan duvar düzeltilmezse önünden geçen herkes altında kalır. Diplomayı başarının merkezine koyanlar, kariyer peşinde koşmayı ve ulaşılan konumları kutsayanlar bu kara delikte kaybolur.
“Allah en iyi bilendir.” diyerek O’nun otoritesine, hayatı düzenleyen ilkelerine ve vahyin eğitimine dönmeyenler, “okumuş cehaletin” karanlıklarında kaybolmaya mahkûmdur.
“Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarıp yakarırsınız.” (Nahl, 16/53)
Akıncılar Dergisi Türkiye'nin Güncel, Doğru ve Seviyeli Haber ve Bilgi Portalı